İyileşirken – 1

İyileşirken’i yayınlamaya başlarken biraz çekiniyorum. Ama niye yayınlamadan duramadığım da, birkaç hafta dayandıktan sonra niye gecenin bu vaktinde yayınladığım da, niye bu satırların okunmasını hem isteyip hem istemediğim de bu satırların kendisinde var zaten.

Siz de yaşamınızda bir iyileşme süreci yaşadıysanız yaşamın kendisini bir iyileşme süreci olarak gören bu satırları okumaktan belki hoşlanırsınız:

*

Sesler, onları çok seversin değil mi? Üsküdar’ın meydanında bu güzel camide oturduğumda, belim rahatsız bir kenara dayalı, kucağımda laptop, sesler kulaklarımda. Yazarken parmaklarımın çıkardığı o güzel sesler… On parmak yazmanın senelerdir kanıksayamadığım güzel mutluluğu… Arkada meydandan gelen trafiğin kesintisiz kakafonisi. İçimdeki sesler ve bedenimden gelen… Mesela belimi dayamak zorunda oluşum, dik oturma yetkinliğim de iyileştirmem gereken şeylerden.

İyileşirken…Yaşamın tanımı gibi duruyor bu. Bir yandan iyileşirken ama toplamda daha iyiye gidebiliyor muyum?

Bu, benim kitabım, benim yolculuğum. Kendi çevik kişisel dönüşüm panomu oluşturduğumda, yani bu yeni seferde oluşturduğumda (daha önce de birkaç kez oluşturup dönem dönem takip etmiştim) birkaç hafta sonra panonun adını böyle yaptım: İyileşirken. Bu kitap ama, o kadar teknik bir şey değil, mühendisi bir kenara bırakmak da iyileşme sürecimin bir parçası yerine göre; bu kitap benim için.

Anlaşılsın diye cümlelerin üzerinden tekrar tekrar geçip basitleştirmeler yok. İçimdeki karmaşık cümleler kurmayı seven insanın sesini olabildiğince serbest bırakmak var. Kendim için, kendi iyileşmem için, biraz da teşhirci bir çalışma bu. Hep sevdim sahnede olmayı, konuşmayı, anlatmayı, yazmayı okunsun diye…

İyileşirken… Bunun üzerine bu kitap. Bir türlü bitmeyen maceram. Ölünce bitecek sanırım. Belki sonrasında bile… İnancımın ufkunda ama hayatıma alevleri o kadar da yansımayan korkulası bir Cehennem var. Sürekli kalmak bir yana, Allah saklasın, oradan geçici süre ile geçmek bile büyük acı. Ama o geçici süre de bir iyileşme süreci değil mi?

İyileşirken… Çünkü bir yandan kötüleşiyorum. Hayat, her anıyla ya daha iyiye ya daha kötüye sürüklüyor bizi. Olduğun yerde kalmak ne mümkün. Hani adını ezberlemeyi hiç sevmediğim şu eski Yunan hikayelerindeki kahramanlardan biri var ya… Kayayı tepe yukarı kan ter içinde taşıyan, tam hedefe ulaşacakken kayası tekrar aşağıya yuvarlanan. Hep, daima…

Hayat, öyle bir şey işte. Ama belirli değil o kadar. Her saniyede, her anda, minik minik pek çok taşımız yukarı itilirken başka pek çoğu aşağıya yuvarlanıyor. Bazen daha büyükleriyle uğraşıyoruz çakılların, bazen kocamanlarıyla.

İyileşirken… Ne yazacağım ki burada… Herşeyi, ne istersem. Çünkü bu yaşam, çünkü iyileşirken demek yaşarken demek.

Sırtım ağrıyor. Belimin üstünde tahtaya dayalı durduğum yer de ağrıyor. Çünkü bu benim ihmal ettiğim kocaman kayalardan biri: Bedenim. Uçurumun çok aşağılarında değil ama açık havaya çok yakın da değil.

Boynum, belim, omurgamın geneli… Ağrı eşiğim pek düşük değil sanırım, yoksa çok daha yıpratıcı olurdu bedenimi ihmalimin omurgasal sorunları. Ele almam gereken konularda birisi bu: Dik duruş, sırt kaslarını güçlendirmek, yeniden insanın evrimsel yaratılış sürecine uygun bir beden yapısına gelmek. Zor, çok zor. Çünkü kültürel evrimimiz fiziksel evrimimize ihanet ediyor.

Ve binlerce duygu tabii… Yaşama bakışım, kendime bakışım, yaşadığım şeyler ve yaşamadıklarım… Üzerinde durulacak ne çok şey var.

İyileşirken…

Kendini önemli atfetmek, yazdıklarını söylediklerini çok önemli sanmak, anlamlı anlamsız sürekli yazıp durmak ve yazdıklarına İncil muamelesi yapmak… Böyle tanımlı bir zihinsel rahatsızlık olduğunu bilmek ürkütücü. Ayrıca rahatsızlık ne demek ki… Bu da bir zihin hali sadece. Yazarların pek çoğu muhtemelen bu hastalıktan belirli bir seviyede mustarip. Çiziyorum üstünü, ne hastalığı… Bu zihin durumunun, bu duygu durumunun…

Nefsin mertebeleri geliyor aklıma, tasavvuftaki… Emmare, Levvame diye gider hani… Yanlış hatırlıyor olabilirim ve artık bilgiye ulaşmak o kadar kolay ki, birkaç dakikalık Google aramasıyla doğrusunu bulabilirim. Ama hayır… Kafamdaki şekliyle neyse o, çünkü hatırladığımdan başka türlüyse bile ben kafamdaki şeklinden memnunum: Önce razı olmak var, sonra razı olunmak var. Yani Allah’ın senden razı olması için, senin de Allah’tan razı olman gerekiyor önce. Allah’tan razı olmak, herşeye razı olmak demek. Dünyayı kabul etmek demek. Dahası, kendini kabul etmek demek. Sevabıyla günahıyla, iyi ve kötü yönleriyle, güzellik ve çirkinlikleriyle…

İyileşirken…

Yanımda olur musunuz? Okur musunuz yazdıklarımı? Belki okursunuz, belki okumazsınız… Ne önemi var ki! Vazgeçilmiş edinim. Geçmiş iyileşmelerimin en iyilerinden biri, istediğim şeyden önce vazgeçmeyi öğrenmek. Her zaman uygulayabilsem ne güzel. En azından adı konulmuş temel bir davranış olarak repertuarımda.

Okumamanızı kabullendim dostlar. Okuyup da beğenmemenizi de kabullendim. Belki o yazar hastalığı ya da yazar duygu durumundan bahsetmiştim ya, belki onun en ağır saflarından birindeyim. Ne gam! Bana iyi geliyor.

Siz okusanız da yazacağım, okumasanız da yazacağım. Beğenseniz de yazacağım, beğenmeseniz de yazacağım. Çünkü iyileşirken yol maceram bu. Çünkü seviyorum. Çünkü en mutlu olduğum anlar parmaklarımın klavyenin üzerinde dans ettiği ve zihnimin kağıda, ekrana, dijitale artık nereyeyse aktığı bu anlar. Hele de akışı yakaladığımda, düşünmeden, içimde sanki bir yerlerden duyuyor gibi yazdığımda…

Mühendisi susturun. Bu sayfalarda en azından. Ürün geliştirirken eyvallah, başkalarına çevik kişisel dönüşüm koçluğu yaparken eyvallah, hatta kendimi dönüştürme sürecini atılım atılım yönetirken de eyvallah.

Ama burada, iyileşirken, zihnimin derinlerini serbestçe bırakmak var. Kelimeleri planlamadan ard arda koymak var.

İyileşirken…

Bedenimi iyileştirirken…

İyileşirken…

Mesai denilen o saçma sapan tuzaktan kurtulmak için mücadelemi sürdürürken…

İyileşirken…

İçimdeki zalim duyguları nasıl kontrol edeceğimi daha iyi öğrenirken… Belki kontrol değil de, onu her an olmasa da çokça yapıyorum zaten, o zalim duyguları iyileştirirken, dönüştürürken, oldukları halleriyle de anlamları var biliyorum, oldukları halleriyle yüzeye çıkabilmelerinin doğru yollarını bulurken… Sertliği, vahşeti, acı verme ve aşağılamayı nasıl doğru konumlar ki insan?

İyileşirken…

Hayattan keyif almayı ince bir zevk olarak şekillendirirken.

İyileşirken…

Okumak ve yazmayı, öğrenmek ve öğretmeyi harmanlarken, elmas yontucusunun elması üzerinde ince ince çalışırken…

Öğrenen hoca, iyileşmeye çalışan bir insan. O yüzden öğreniyor, o yüzden öğretmeye çalışıyor, çünkü öğretmeden nasıl öğrenirsin ki?

Okuyan yazar…

Dopamin döngüm, okumaya bağlı, yazmaya bağlı, öğrenmeye bağlı, öğretmeye bağlı.

Şimdi onlara iyileşmeyi ve iyileştirmeyi katmanın vaktidir.

İyileşen Hekim!

İyileşirken… Çünkü kendi hekimim olmalıyım. Kendi hekimi olmayan hangi hasta iyileşmiş ki!

Yorum bırakın