Boyutsuz bir şey hayal edin. Bu, sonsuz küçük bir noktadır. Havada öylece asılı olan neredeyse yok hükmünde bir tekillik.
Şimdi buna bir boyut katalım. Tek boyutlu şey nedir? Bir doğru. Artık iki yana sonsuz uzayan bir çizgiye sahibiz. Biraz genişledik.
Bir boyut daha katmaya ne dersiniz? İkinci boyutu farklı iki bakış açısıyla katabiliriz. Zamanı boyut olarak kattığımızı düşünelim. Artık o doğru var olmakla kalmıyor o doğrunun üzerindeki yerimizi zamanla değiştirebiliyoruz. Ne güzel! Peki zamanı katmak yerine ikinci boyut olarak bir koordinat eklersek ne olur? O zaman da iki boyutlu durağan bir yapı oldu elimizde: Yani artık resim yapabiliyoruz. Tek boyut sadece bir sayı doğrusu imkânı verirken, iki boyutta bir resim yaratabiliyoruz.
Boyut katmak dünyayı bir hayli değiştirebiliyor anlaşılan!
Zaman boyutunu sevmiştim. Zamansız iki boyutlu resmimize üçüncü boyut olarak zamanı katmaya ne dersiniz? Süper! Artık çizgi filme sahibiz. Peki hareket yerine üçüncü boyut olarak yine mekânsal algımızı genişletsek? O zaman üç boyutlu bir nesne var elimizde: Bir hologram.
Hadi ona dördüncü boyut olarak zamanı katalım: Tamamdır, işte karşınızda hareketli dış dünya algımız!
Bakın 0 boyutla 4 boyut arasında ne kadar fark var!
Geçiş tercihlerimizden birisi üzerinden özetleyecek olursak: Kendi içinde kapalı bir noktadan bir doğruya, doğrudan resme, resimden çizgi filme, çizgi filmden tüm dünya algımıza geçmiş olduk. Sadece dört boyutla! Ve bu boyutlardan birinin zaman olduğunu unutmayalım!
Yazının tamamı AçıkBeyin’de:
https://www.acikbeyin.com/tek-boyutta-sikisip-kalmak-mi-olmaz-oyle-sey/