Öfkeyi kontrol edebilir misin?

Öfkeyi kullanmak, sağlıklı kullanmak mümkün mü?

Duygular kontrol edilecek, biriktirilecek şeyler değildir. Onlar bizi harekete geçirmek için vardır. Yol işaretleri gibidirler. Hareketimizi sağlamaya, hızlandırmaya, yavaşlatmaya, yönlendirmeye yararlar. Oysa çoğu zaman bu temel amaçlarını anlayamaz ve o yüzden de onları doğru düzgün kullanamayız. Bazen de ‘kontrol etmek’ gerektiği yanılmasına düşeriz. Onları bastırmaya çalışırız, biriktiririz, olmadık başka ikincil duygulara, hislere, duygudurumlarına dönüştürürüz.

Duyguyu kontrol edebilir misin?

Öfke, yaşamakta çok beceriksiz olduğumuz bir duygudur. Pek çoğumuz sakin olduğumuz zamanlarda bile öfkeyi nasıl yaşamak gerektiği ile ilgili zararlı bilişsel modellere sahibiz. Sakinken dahi sağlıklı olmayan bilişsel modelimiz, öfke anında iyice zor durumlara sokar bizi.

Öfke kontrol etmek değil, yaşamak içindir. Ve sağlıklı yaşanan bir öfke çok değerli bir duygudur.

Öfke nasıl yaşanırı ele almadan önce yanlış modellere bir bakalım.

Öfkeyi kullanmak yerine kontrol etme yanılgısı

Öfke yüksek enerjili bir duygudur. Bu enerjinin kullanılması gerekir ve kullanımının konrollü yapılmasının yolunu da konuşacağız. Ancak öfkeyi kontrol etmekle kast edilen, genelde öfkenin kullanılması değil, baskılanmasıdır. Bu, öfkenin enerjisinin içe atılması demektir. Sonradan boşaltmayı başaranlar için görece geçerli bir başa çıkma mekanizması olabilir. Ama öfkeyi kontrol etme ihtiyacı olanlar, zaten öfkeyi yaşama sorunu olan kişilerdir. Bu kişiler öfkelerini anlamakta pek iyi değildirder. Öfkelerini geç farkederler. Fark ettiklerinde çoktan birikmiş olur. Bastırmak için kendilerini çok zorlamaları gerekir ve birikmiş olan o büyük öfke, boşaltılması gereken esaslı bir yük haline gelir. Böylece daha da hızlı ve sık öfkelenirler ve boşaltmaya fırsat kalmaz.

Bu kişiler, zamanla, dayanma haddini çoktan aşmış bir düdüklü tencereye dönerler. Bir bakarsınız, bir gün, çok ufak bir tetiklemeyle, bazen tetiklenmeye bile gerek olmadan patlayıvermişler. Katil olabilirler. Birinin ölümüne dolaylı olarak sebep olabilirler. Yaralanmalara sebep olabilirler. O biriken basınçtan bir hayır gelmez.

Öfkeyi kontrol edemezsiniz. Enerjisi çok yüksektir. Zaten edebilseniz de bu, öfkeyi kullanmak değildir. Kontrol edemeseniz de öfkeyi kontrollü bir şekilde ‘yaşamayı’ öğrenebilirsiniz.

Öfkeyi kullanmak yerine kontrolsüzce dışa vurma yanılgısı

Bazı kişiler de öfkelerini bastırmanın sakıncalarını hissederek ya da öyle işlerine geldiği için, belki birileri yönlendirdiğinden, öfkelerini tutmamak ve dışarıya olabildiğine salmak yanlısıdırlar. Duygu patlaması şeklinde öfkeyi yaşayarak enerjiyi boşaltmaya çalışırlar. Ama o enerji öyle boşalmaz.

Bu yaklaşım, öfkenin enerjisiyle aynı yönde bir harekettir. Öfkenin bu şekilde kontrolsüz salımı ile kendi öfkemizi doğrudan ya da dolaylı olarak daha da tetikleriz.

Doğrudan tetikleriz. Çünkü kontrolsüzce öfkeyi salmak yüksek enerjili bir aktivitedir ve tüm yoğun duygularda olduğu gibi bağımlılık yapma etkisi vardır. O yoğun duygu durumunun şehvetine alıştıkça, öfkemizi yüksek enerjiyle salmaya eğilimimiz artar. Bu da öfkemizi dindirmez, daha sık ve daha yüksek öfkeler yaşamamıza sebep olur.

Dolaylı da tetikleriz. Öfkemizi tabiri caizse kustuğumuz ortam yaşadığımız ortamdır, bireyler ve nesneler içerir. Bir başkasına kustuğumuz öfke bize öfke olarak geri döner. Karşılıklı öfkelenme sarmalıyla en çılgın zamanlarımızda bile yapacağımızı düşünmediğimiz şeyler yapabiliriz, gözümüz döner, cinnet seviyelerine tırmanabiliriz. Karşımızdaki kişi öfkeye karşılık vermeden kurban olan biriyse, bu durumda biraz kendimize geldiğimizde yaptığımız şeyin etkilerini görür, yeniden öfkeleniriz. Öfkemizin sonuçları sebebiyle kendimize öfkeleniriz. Karşımızdaki bir kişi değil de mesela öfkeyle kırdığımız bir televizyon ekranı ya da telefon da olabilir. Nesnelere kustuğumuz öfkenin sonucunda bile sonradan yeniden öfkeleniriz.

Öfkeyi kontrolsüzce ifade etmek de öfkeyi kullanmak değildir. Kullanamamaktır.

Öfkeyi kullanmak, ustalık ve denge ister

Çok yaygın iki yanlış yaklaşımı anlattıktan sonra, öfkeyi kullanmak nasıl olur, sıra onu konuşmaya geldi.

Elinizle bir şey tutmanız gerektiğini düşünün. Hafif ya da ağır olabilir. Ağırlığının yanı sıra, biçimini de dikkate almanız gerekir. Düşünün ki tutmaya her niyetlendiğinizde, nesneyi kavramak yerine elinizi zor bela tamamen açık tutmaya çalışıyorsunuz. Bu, öfkeyi bastırma davranışıdır. Ya da her seferinde elinizi olabilecek en sert ve hızlı şekilde kapatıyorsunuz. Bu da öfkeyi kontrolsüzce akıtma davranışıdır. Oysa yapmanız gereken, elinizi kapatma kaslarının zıttı olan elinizi açma kaslarını da devreye alarak nesnenin gerektirdiği hızda, biçimde ve şiddette elinizi kapatmaktır. Normalde olağanüstü karmaşık hesaplar gerektirir bu iş. Neyse ki ustalığınız kas hafızasına kadar işlediği için çoğu zaman hiç düşünmeden rahatlıkla gerçekleştirebilirsiniz. İsterseniz hemen şimdi deneyin. Zaten milyarlarca kere yaptınız.

Öfke de bir çeşit kastır, duygusal bir kastır. Onu engelleyerek ya da serbestçe akıtarak değil, tersiyle dengeleyerek güzelce kullanmayı öğrenebilirsiniz.

Öfke ne işe yarar?

İyi eğitilmiş bir öfke duygusu çok değerlidir. Size hem radar olur, hem de ekstra güç veren bir motor işlevi görür.

Öfke temel olarak kendimize, sevdiğimiz ya da değer verdiğimiz birine haksızlık yapıldığında tetiklenir. Haksızlık karşısındaki temel duygumuzdur. Bu yönüyle bir çeşit haksızlık radarıdır. Tabii radarınızı bozmamışsanız. Merak etmeyin, bozmuş olsanız da tamir etmeniz mümkün büyük olasılıkla.

Haksızlık radarı gibi çalışan öfke, aynı zamanda bize normalimizin dışına çıkma gücü ve gözükaralığı verir. Normalde korkarak, çekinerek ya da terbiyemize uygun görmeyerek engelleyeceğimiz ya da zaten düşünemeyeceğimiz tepkileri öfke sayesinde verebiliriz.

Yani öfke paket halinde hem haksızlık farkındalığı hem de haksızlığa karşı çıkma gücü verir.

Ustaca öfkeyi kullanmak nasıl olur?

Bu paketten ancak ustalık kazandığınızda yerince yararlanabilirsiniz. Elinizi amaca uygun şekilde kapatmayı nasıl öğrendiyseniz, öfkeyi kullanmak da öğrenilebilecek, ustalaşılabilecek bir yetkinliktir.

Öfkeyi karşıt ağırlığı olan sağduyu ve soğukkanlılıkla dengelememiz gerekir. Haksızlık radarı dedik ya, acaba durumda gerçekten haksızlık var mı? Bunu anlamadan öfkeyi kullanmak pişmanlıktan başka bir şey sağlamaz. Gerçekten haksızlık olduğunu anladığımız durumda burada bir kötü niyet olup olmadığına bakmamız gerekir. Hiç farkına bile varmadan yanlışlıkla haksızlığa sebep olmuş biriyle bile isteye ağır bir haksızlığı doğrudan yapan insan bir midir? Bu iki uç arasında yüzlerce derece vardır. Öfkeye sebep olan davranışın haksızlık derecesini ve bu haksızlıktaki kötü niyet derecesini kavradıktan sonra, iş bu haksızlığa karşı en uygun tepkinin ne olacağını belirlemeye gelir.

Öfkeyi kullanmak, haksızlık yapıldığından emin olarak, haksızlıktaki kötü niyeti mantıklı bir şekilde ölçerek ve en uygun tepkiyi tasarlayıp vererek olur. Öfkeyi böyle yaşadığınızda enerjisini tam olarak ve yerinde kullanmış olursunuz. Bu, büyük olasılıkla sizin ve toplumunuzun hayrına olacaktır. Vermeniz gereken tepkiyi vermiş, daha adil bir dünya yolunda bir adım atmış olursunuz.

Emin olun, Gandhi çok öfkeli bir insandı. Onun öfkesinin sakin enerjisiyle dünya daha iyi bir yer haline geldi.

Atatürk çok öfkeli bir insandı. Öfkesinin enerjisiyle bir ülke yoktan var oldu.

Toplumsal yaşamda olumlu bir eser bırakmış insanların hemen hepsi, öfke enerjilerini doğru kullanmayı son derece içselleştirmiş insanlardı.

Depremden bir örnek

Şöyle bir fotoğraf gördüğünüzü düşünün: Enkaz yığının üzerinde Suriyeli görünümlü bir insan var, eğilmiş yığından bir şeyler çekmeye çalışıyor. Ve resmi paylaşan altına yazmış: Başımıza çıktıkları yetmediği gibi altında hala canlar varken yıkık evleri yağmalıyorlar. Ya da benzeri bir şey.

Öfkelenme sürecinizin içine şu soruları düşünmeyi katın:

Burada bir haksızlık var mı? Bu haksızlıkta kasıt var mı? Buna en uygun tepki ne olur?

Mesela nereden biliyorsunuz o resmin bu depremden olduğunu; hatta bir depremden olduğunu? Nereden biliyorsunuz o bir Suriyeli mi yoksa yerleşik bir insan mı; zaten ne fark eder? O kişinin o evin sahibi olmadığını nereden biliyorsunuz? Nereden biliyorsunuz o kişinin çoluk çocuğu soğuktan donmasın diye enkazdan kırık mobilya çekip ateş yakmaya çalışmadığını?

Daha çeşit çeşit ihtimal var. Ana fikir anlaşılmıştır umarım.

Gerçekten haksızlık var mı diye sorgulamadan, haksızlıkta kasıt olup olmadığını anlamadan, en uygun tepkinin ne olacağına kafa yormadan öfkeyi yaşamak sizi katil yapabilir. Bu bazen toplumsal linç yoluyla dolaylı bir cinayet de olabilir. Ama vicdani sorumluluktan payınıza düşen yine sizindir.

Gerçekten haksızlık var mı diye sorgulamadan, haksızlıkta kasıt olup olmadığını anlamadan, en uygun tepkinin ne olacağına kafa yormadan öfkeyi kötü bir şey olarak etiketleyip bastırmaya kalkarsanız bu da sizi katil yapabilir. Çünkü öfkenin enerjisi gerçektir ve biriktirilmesi çok tehlikelidir. Nerede patlayacağı belli olmaz.

Size Atakürk öfkesi, Gandhi öfkesi diliyorum efendim.

Duygularla ilgili söylemlerimi daha geniş incelemek isterseniz YouTube kanalımda Duygular oynatma listemdeki videoları izleyebilirsiniz.

Öfkeyi yaşamak gibi kendi yaşamınıza gerçekten dahil olarak sağlayabileceğiniz dönüşümler için Çevik Yaşam Rehberi YouTube oynatma listem işinize yarayabilir.

2 comments

  1. […] Temel duygulardan öfke var ya hani, o aslında korku sadece bildin mi? Özelleşmiş bir korku. Eğer tehlike haksızlık görünümünde ortaya çıkıyorsa ve zorlukla da olsa karşı durabileceğim bir şeyse öfke duyarım. Öfke bir korkudur, özelleşmiş bir korkudur. Der ki tehlike var. Der ki tehlike haksızlık kılığında. Başa çıkabilirsin, karşı durmalısın. Der ki normal halinde bununla başa çıkman o kadar da kolay değil ya da alışık olduğun bir tepki şekli değil, hadi sana adrenalin paketi. […]

    Beğen

Yorum bırakın