Ölümlüyüz, kırılganız. Sadece kendimiz değil, bedenlerimiz değil, hayatlarımız, hayatlarımız için kurduğumuz düzenler de öyle. Üstelik de çok unutkanız; ölümü unutuyoruz, riskleri unutuyoruz, felaketleri unutuyoruz. Hayatımızdaki düzenin geçmişte bozulduğu anları, yerinden kopup fırladığı anları unutuyoruz. Ve yaşamın içerisinde kendimize bir rutin kuruyoruz ve o rutinin içerisinde kayboluyoruz. Rutinin içinde olduğumuzun bile artık farkına varmıyoruz. Zannediyoruz ki yaşam budur. Bunun içerisinde bir hafta, bir ay, bir yıl, bazen birkaç yıl yaşıyoruz. Ama kaçınılmaz bir şey, o kurduğumuz düzeni yıkan bir göktaşı üzerimize düşüveriyor.
Bunlar bazen bireysel felaketler şeklinde gerçekleşebiliyor. Mesela hepimiz ölümlüyüz, kendi ölümümüz nihai son. Ama onun öncesinde de başkaları var. Yakınlarımız var, bel bağladığımız insanlar var, sevdiklerimiz var, birlikte iş yaptığımız insanlar var. Ve bunların hepsi de ölümlüler. Üstelik sadece ölüm de değil, yaşamda beklenmedik değişiklikler yapan kazalar da değil, olumlu şeyler de yaşamımızı altüst edebiliyor. Mesela bir insanın yaşam planıyla ilgili kurduğu şeyler var, gelecek planları belli ama, birine aşık oluveriyor… Ve tüm planlar altüst oluyor, hayat değişiyor, belki şehir değiştirmesi gerekiyor, planlamadığı bir şekilde.
Yaşamın tonunu belirleyen rutin dönemler değil
Yaşamımızda kurduğumuz rutinler o bir yıllık, birkaç yıllık zaman dilimleri, asıl belirleyici unsurlar değil. Sanki onlar belirleyiciymiş gibi davranıyoruz ama başımıza gelen aslında şu: Doğrusal bir yaşam kuruyoruz kendimize, sonra oraya bir felaket çarpıyor, bir göktaşı çarpıyor oraya. Bu göktaşı yaşamımızı başka bir düzleme atıyor. Bu bazen daha aşağıya bazen de daha yukarıya olabilir.
Aslında yaşamımızın rengini tonunu belirleyen şey o düzlükler değil de, göktaşları çarptığında nereye doğru savrulduğumuz. O savrulmayı belirli ölçüde kontrol edip edemediğimiz. İstediğimiz yönlere doğru ya da belki istemediğimiz halde bizim için çok daha iyi olabilecek yönlere doğru gidip gidemediğimiz,. Düzlükte biriktirdiğimiz şeyler bu kaos anlarında, bu göktaşı çarpması anlarında nasıl tepki vereceğimizi belirleyebiliyor.
Eğer uyuşmuş durumdaysak, ne yaptığımızın ne ettiğimizin farkında değilsek, heybemizi doldurarak ilerlemiyorsak, kişilik özelliklerimizi, karakter özelliklerimizi, davranış şekillerimizi, öz disiplinimizi, öz irademizi, yaşamın getireceği fırsatlara olan açıklığımızı geliştirmiyorsak o zaman göktaşı çarptığında nereye gideceğimiz biraz şansa. Ama eğer bu birikimleri gerçekleştirmişsek, felaketle karşılaştığımızda daha dirayetli olabiliyoruz. Seçimlerimizi daha akıllıca yapabiliyoruz ve gerçekten yaşamımızın tonunu rengini belirleyen o oluyor.
Risk sadece olumsuz belirsizlik değildir
Düşünün mesela diyelim ki bireylerin yaşamlarında, iş hayatında bir takım gelişmeler var, ilerlemeler var. Belirli şekillerde gelişmelerinizi sürdürüyorsunuz. Kariyer fırsatları rutin çıktığı zamanlarda ilerlediğimizde bu çok hızlı gelişen bir kariyer olmaz. Ama beklenmedik durumlar oluştuğunda iş değişebilir. Mesela şöyle bir durumu düşünün, bir beklenmedik durum hayal edelim. Bel bağladığınız bir yöneticiniz var. Onun için işe girdiniz. Belirli ölçüde orada sizin performans gösterebilmenizi sağladı. Bu şekilde ilerliyorsunuz ve onun yönlendirmesine kendinizi tamamen kaptırdınız. Rutine bağladınız, yavaş yavaş ilerliyorsunuz. Ve o yöneticinin başına bir şey geldi. Ya da bir fırsat çıktı, başka bir yere aniden geçiverdi, bir boşluk oluştu. Eğer daha önce kendinizi rutine kaptırdıysanız, bu boşluk sizi yutar ve kariyeriniz ciddi anlamda sekteye uğrar.
Ama eğer düzlükte giderken kendinizi rutine kaptırmadan, yapabileceğiniz en iyi şekilde kendinizi geliştirerek ilerlediyseniz, birilerinin yönlendirmesiyle olan kariyer gelişiminin ötesine geçip kendi kariyerinizi yönlendirebilmeye başladıysanız iş farklı olur. Neyi niye yapıyor olduğunuzu anlamaya başladıysanız. Bir üst kademede olabilecekler hakkında “Ya bu yönetici beni böyle yönlendiriyor ama ben olsam acaba bunu nasıl yapardım, niye acaba böyle yapıyor?” diye, bunları düşünerek ilerlemiş olursam o kariyer boyunca, yöneticinin aniden ortadan kaybolması benim için felaket yerine fırsata dönüşebilir. O göktaşının çarpmasıyla aşağılara yuvarlanacağıma, daha yukarıya, normalde birkaç yıl sonra ancak gelebileceğim bir konuma gelebilmem mümkün olabilir.
Bir boşanmayı düşünün mesela. Eğer bir insan kendi bireysel yaşamını da ciddi bir şekilde ele almadıysa, rutine bağladıysa ve sanki hiç felaket olmayacak, hiçbir değişiklik olmayacakmış gibi orada öylece devam edip duruyorsa, boşanma yaşamını altüst eden ve senelerce altından kalkamadığı bir konu haline gelebilir. Oysa kendi bireysel yaşamına da özen gösterdiyse, kendi gelişimini devam ettirdiyse, böyle felaket olabilecek bir konu, belki de onu kendisini boğan bir ilişkiden kurtarmış olur ve şokunu atlattıktan sonra 3-5 ay, 6 ay sonra, çok daha iyi bir hayata doğru devam etmek mümkün olabilir.
Savrulmak serbest olmak da demektir
Bakın bu felaketler bireysel yaşamlarımızda sürekli olarak var. Dünyada her gün birileri ölüyor, her gün birilerinin başına bir kaza geliyor. Her gün birilerinin karşısına yaşamını altı üst eden beklenmedik fırsatlar çıkıyor. Mevcut planını terk etmek zorunda kalıyor. İnsanlara piyangodan ikramiye çıkması bile böyle bir şey. Zaten bunu da kaldıramıyor insanlar. Büyük ikramiye çıkan insanların pek çoğu birkaç yıl içerisinde öncekinden daha kötü bir yaşam koşuluna mahkum kalmış oluyorlar.
Bir yandan da bu bireysel konuların toplumsal olanları da gerçekleşebiliyor. Evet felaketler var. Onlara daha iyi hazırlanabilecekken hazırlanmadığımız durumlar da var. Ve bu felaketler yaşamı altüst ediyor. Ama acaba alt üst edilmiş haliyle bizim için başka ne var? Bu ara dönemde hazırlıklı gelmediysek bile, tamam onlar geçmişte kaldı, şu an ne yapabilirim? Yaşadığım bir sorunla ilgili olarak yaşamıma yeniden nasıl bakabilirim? O göktaşı bize çarptığı anda yeni rutin oluşana kadar havadayız, hareket halindeyiz, savruluyoruz. Bu aynı zamanda konup uyuşacağımız bir yere de daha mesafe olduğu anlamına gelir.
Eğer o havada olduğumuz süreci de iyi algılayıp, şokları olabilecek en hızlı bir şekilde, olabilecek en iyi bir şekilde atlatmaya çalışıp, kendimize olan zararları en aza indirgemeye çalışıp, sonrasında yapabileceğimiz şeylere odaklanarak, bu sefer dizginlere biraz daha fazla geçerek, acaba ne yapabilirim, nasıl bir yaşam kurabilirim, bu oluşan durumun beni savurduğu yerde daha iyi bir yere doğru nasıl gidebilirim diye bakmak mümkün olabilir. İşte bu kriz anında yapacağımız şey temelde bu.
Kriz anından sonra yaşamımız rutine girmeye tekrar başladığında, asıl orada çok önemli bir ders var çıkarmamız gereken. Yaşam bu değil. Yani bir hafta sürebilir, bir ay sürebilir, bir yıl sürebilir. 3 yıl 5 yıl sürebilir. Bir rutin kurduğumuzu zannedebiliriz. O rutinin içinde uyuşmak yaşam değil, o kendimizi avutmaktan başka bir şey değil.
Nefes Alabiliyorken
Bir şey daha olacak. Yakında ya da uzakta. Yaşamımı ciddi anlamda etkileyen, beni tekrar savuran başka bir şeyle daha karşı karşıya geleceğim. Bir süre sonra bir başkasıyla, bir süre sonra bir başkasıyla. O ara dönemlerde nefes alabiliyorken, rahatken, tercih yaparak yaşamımı yönlendirebiliyor durumdayken yaşamıma neler aldığım, neler kattığım; o felaket anında, göktaşı çarptığında nereye doğru savrulacağımı daha kontrollü, daha iyiye doğru yapabilme şansı doğuracak benim için. İşte Çevik Yaşam’da temel olarak sağlamaya çalıştığımız şeylerden bir tanesi bu. Yaşamımızı dönüştürmek.
Felaket anında, göktaşının çarpması anında, işin nereye doğru gideceği çok belli olmaz. Yukarıya da gidebilirim aşağıya da gidebilirim. Ama eğer nefes alacak durumum varken, tercihlerimle yaşamıma bir şey alabiliyorken, yaşamımdan bir şey çıkarabiliyorken, yaşamımı incelemeye başlarsam, yaşamımın içinde olursam, yaşamıma hafta olarak görüp yaptığım gözlemlerle davranışlarımı, yaklaşımlarımı, duygu yönetimlerimi bir bütün olarak kendimi, ortamla ilişkilerimi, kullandığım yöntemleri değiştirirsem, daha heybemde biriktiren tarzda şeyler yaparsam, o zaman hem yaşamımı değiştirmek dönüştürmek için o göktaşlarına felaketlere ihtiyaç kalmaz, kendiliğinden de yaşamımı değiştirebilirim, hem de başıma gelen şeyler durumunda da daha hazırlıklı olurum. Daha istediğim yöne doğru hareket edebilme şansım olur. Karşıma çıkan beklenmedik fırsatlar gibi konuları da görmek tanımak değerlendirmek gibi bir şansım olur.
Yaşam hiçbir zaman, hiçbir yerde, hiçbir dönem tekdüze bir şey olmadı. Yaşamda gördüğümüz rutinler, sürekli olarak fırsatlarla, risklerle, tehditlerle, felaketlerle bölünüyor. İşte bizi biz yapan, bunlarla nasıl başa çıktığımız. Bunların sonunda nasıl bir insan haline geldiğimiz.