İğrenmeyi anlamak, kendini anlamaktır.

İğrenme ya da tiksinme, temel duygularımızın en güçlülerinden birisi. O kadar güçlü ki, iğrendiğimiz şeyler üzerine konuşmak, tartışmak bile hayli zorlu bir süreç. Öfkeli olduğumuz şeyler üzerine, öfkemizin parladığı zamanlar dışında konuşabilmemiz görece kolaydır. Oysa iğrendiğimiz şeylerin bahsi bile iğrenmeyi tetikler.

İğrenme duygusu neden bu kadar güçlü?

Temel duygularımızdan korku, üzüntü, öfke ne kadar da güçlüler değil mi? Bizi derinden etkiliyorlar. Bu duygulara kapıldığımız zamanlarda bambaşka bir hale bürünüyoruz. Ama öfkelendiğimiz şeyin doğrudan ortasında değilsek, onun üzerine çalışmamız çok da zor değil. Üzüntümüzün içinden çıkabildikten sonra üzüntümüz üzerine konuşmak, çalışmak mümkün. Korku biraz farklı. Korkuyu kaygıya dönüştürmüş haldeysek, yoldan çıktıysa, o da yaşamımızın her anına sinmiş olabilir. Oysa iğrenme doğal haliyle her anımızda varlığını korur. İğrendiğimiz konuyu çağrıştıran herhangi bir şey bizi hemen o iğrenme haline sokar.

Bu haliyle iğrenme duygusu karakterimizin bir yönü olmanın ötesinde karakterimizin özü, kendisi gibidir. Bir kültürü, bir karakteri en güçlü şekilde tanımlayan olgulardan biri, nelerden iğrendiğidir.

İğrenmeyi anlamak için yavaş ve acılı bir ölümü düşünmek gerekir

Bu duygunun bu kadar güçlü olmasının sebebi tehlikeye ilişkin olması değildir tek başına. Evet iğrenme tehlikeye ilişkindir ama açık ve doğrudan tehlikeye değil, yavaş ve sinsi tehlikeye ilişkindir. İğrendiğimiz şeyler, hastalıklara sebep olacak pislik, kirlilik, zehir, bozulmuşluk gibilediri. Bunlar bizi mutlak bir ölüme yavaş yavaş ve acılı şekilde götürebilirler.

Yavaş ve acılı bir ölüm, ani ve korkutucu bir ölümden daha zorludur. O yüzden de açık ve doğrudan ölüm tehlikesinin duygusu olan korkuya göre, yavaş ve acılı ölüm tehlikesinin duygusu olan iğrenme, daha derin bir şekilde özümüze, bizi biz edenin ne olduğuna bağlıdır.

Hakkıyla iğrenmek nasıl olur?

Temel duygularımızın her biri gibi iğrenme de yaşamsal öneme sahiptir. İşe yaradığı için binlerce yıldan süzülüp gelmiştir. Temel duygularımızdan biri olmasının sebebi işe yaramanın ötesinde, çok işe yaramasıdır. Korkunun nesnesi yakındır ve ondan korkmamız gerektiğini öğrenmemiz daha kolaydır. Oysa iğrenmenin nesnesi uzak bir tehlikeyi, yavaş bir tehlikeyi belirtir. Ve güçlü bir iğrenme duygusuyla eşlenmediğinde bu yavaş tehlikeden kaçınmak çok kolay olmayacaktır. İğrenmeyi hakkıyla kullandığımızda korunması zor tehlikelere karşı daha korunaklı oluruz.

Peki iğrenmeyi anlamak adına düşünelim: Bu duyguyu hakkıyla yaşamak nasıl olur? İki şartı var gibi görünüyor: Birincisi, doğru şeylerden iğrenmek. İkincisi de, onlardan mutlak şekilde kaçınmak. İğrendiğimiz şeyleri duyguyu çarpıtıp başka bir şeye dönüştürmeden kendimizden uzak tutmak.

Öfke yazımızda konuştuğumuz gibi, bir duyguyu hakkıyla yaşamak onu zıttıyla dengeleyebilerek mümkündür. İğrenme güçlü bir uzaklaşma dürtüsü verdiği için, bunu zıttıyla dengelemek, iğrendiğimiz şeye biraz da yakınlaşarak mümkündür.

İğrendiğimiz şeye yakınlaşmak gerekli mi?

Bir şey gerçekten iğrenilmesi gereken bir zehirse bile en azından bazılarımızın ondan mutlak bir şekilde kaçınması yerine ona biraz yakınlaşması ve onunla nasıl başa çıkılacağını çözümlemesi gerekir. Çünkü iğrendiğimiz şey ondan uzak durmamızla bizden uzak kalacak bir şey olmayabilir. Mesela yayılan bir çürüme, siz kaçtıkça peşinizden gelebilir.

En yaygın olarak iğrenilen çocuk istismarı ve ensest konularını düşünün. İkisi de türün devamlılığı açısından zehirli konulardır ve gerçekten iğrenilecek şeylerdir. Ancak yine de mesela bu eğilimlerde artış oluyorsa psikoloji, sosyoloji, biyoloji gibi çeşitli alanlarda çalışan bilim insanlarının bu konuya yaklaşması ve anlamaya çalışması gerekir.

Üstelik iğrendiğimiz şeylerin pek çoğu aslında mutlak iğrenilecek şeyler değil de, bize iğrenmemiz öğretilmiş şeylerdir. Mesela kimi kültürlerin severek yediği şeyler başka kültürler tarafından çok iğrenç görülür. Kimi toplumsal davranışlar kimi kesimler için çok değerli iken başkaları için çok iğrenç olabilir. İğrençliği evrensel olmayan şeyler genelde aslı iğrenç olmayan, durumsal olarak sakıncası olan ya da belki artık sakıncası kalmadığı halde öyle öğrenilmiş şeyler olabilir. Bu tür şeylerin gerçekten iğrenilecek olup olmadığını anlamak için mutlak kaçınmayı biraz gevşetecek şekilde iğrenme duygumuzun dozajını ayarlayabilmek önemli olur.

İğrendiğimiz şeye yakınlaşmak mümkün mü?

Peki, iğrendiğimiz şeye yakınlaşabilmemiz mümkün müdür? Benim bir sözüm var: Yapmanın yolu yapmaktır, onun da yolu yapamamaktır. Burada da aynı ilke geçerli. İğrendiğimiz şeye yaklaşmak çok zordur, ama kararlı bir şekilde denersek, yavaş yavaş başarırız.

İyi de iğrendiğimiz şeye niye öyle kararlı yanaşalım? Çünkü iğrenmenin işareti çift yönlüdür. Ya o şey gerçekten kaçınılması gereken bir şeydir. Ya da öyle bir şeydir ki, aslında kaçınmaya gerek olmadığı halde hatalı bir şekilde ondan kaçınıyoruzdur. Hatalı şekilde ve mutlak bir iğrenmeyle kaçındığımız şeyleri anlamak, yaşamımıza büyük zenginlikler getirir. Çünkü koca koca yeni alanlar açılır önümüzde.

İğrenme nasıl sömürülür?

İğrenmeyi anlamak bir açıdan daha çok önemlidir. Bu duygu çok güçlü olduğu için, birtakım üst otoriteler tarafından yoğun olarak kullanılır. Kendisi iğrenmediği halde, işin aslını bildiği halde, ya da kendisi de fena halde iğrenerek bir üst otorite bizi yönetmek için en çok iğrenme duygusuna yüklenir. Bilir ki, bizi bir şeyden iğrendirmeyi başarırsa, artık onun başına bin muhafız koymuşcasına bizi ondan uzak tutabilecektir. Benim davranışlarımı yönlendirmek isteyen bir kişinin üzerinde en çok çalışacağı konu beni nelerden nasıl iğrendirebileceğidir.

Toplumsal kutuplaşmalar iğrenme üzerine kurulur. Ve ne sağlam bir kurgudur o. Çünkü çok az insan iğrendiği şeyin üzerine gidip aslını anlamaya çaba gösterebilir.

İğrenmeyi anlamak için üst duyguları açmak gerekebilir

Pek sevimli bir duygu olmadığı için iğrenme duygumuzu hızlıca başka duygulara dönüştürme eğiliminde oluruz. Mesela öfkeye dönüşür. Bir şeyden iğrenirken onu taa içimizde hissederiz. Olası gelecek tehlikesi öyle içimize işlemiştir ki, o iğrendiğimiz şeyi gördüğümüzde içine düşmüş gibi oluruz. Bunun bir sebebi de en azından bazen iğrendiğimiz şeye derin bir yakınlığımız da olmasıdır. O pisliği ne kadar tanıyorsak, ne kadar temasımız olduysa, iğrenmeyi de o kadar iyi öğrenmişizdir. Karşımızdaki iğrendiğimiz şeye içimizdeki derin bağlantıyı reddetmek adına iğrenmeyi hızla öfkeye dönüştürebiliriz.

Mesela şiddet ve cinayete iğrenme derecesinde tepki duymamızın bir sebebi, o şiddeti işlemeye ya da kurbanı olmaya kendi içimizde duyduğumuz yakınlıktır. Bu yakınlığı kaldıramadığımız için iğrenmeyi hızla öfkeye dönüştürürüz. Böyle bir öfke temel bir duygu değildir. Çünkü birincil olarak hissedilmemiş, kültürel ve psikolojik bağlam etkisiyle, bu seferki asıl temel duygu olan iğrenmenin örtülmesi yoluyla tetiklenmiştir.

Öfkenin altındaki iğrenmeyi anlamak

Öfkenin altında iğrenmenin asıl duygu olarak bulunduğu durumları anlamak çok yararlı olur. Çünkü öfke dışımızdaki bir şeyedir. İğrenme ise kendi içimizde de yönelim olan bir konuya ilişkin olabilir. Dışarıdaki bir haksızlığı çözümleyerek değil içimizdeki eğilimi anlayıp çözümleyerek ilerlememiz gerekir bu durumda.

Bu açıdan depremde bizi öfkeye, kızıl öfkeye düşüren pek çok şeyi yeniden ele almamız gerekir. Bu kadar öfkeliyiz, çünkü temelinde çok güçlü bir iğrenme var. Toplumda çok yaygın olarak uzak tehlikeye aldırmamak, çok yakın tehlike içermeyen konulardaki kurallara uymamak şeklindeki ihmalimiz var. Bu ihmal tek kelimeyle iğrenç. Ama bundan iğrenmek o kadar zor ki! Çünkü hep beraber bu ihmal bokuna batmış durumdayız. Bundan iğrenmek, kendimizden iğrenmek anlamına gelecek.

Doğrusu da bu zaten. İğrenmemiz gereken bu ihmal davranışını görüp tanımak ve ondan gerçekten hakkıyla iğrenmeye başlayıp ondan uzaklaşmak gerek. Ama bunu yapabilmek için önce ‘başkalarına’ duyduğumuz öfkeyi kusmaya ara vermemiz lazım.

Durup bi aynaya bakmamız ve özümüze biraz tarak vurmamız kaçınılmaz.

Bunu yapmak için Çevik Yaşam kaynaklarımdan yararlanmayı düşünebilirsiniz.

One comment

  1. […] Temel duygulardan iğrenme var ya hani, o aslında korku sadece bildin mi? Özelleşmiş bir korku. Eğer tehlike sinsi bir zehirlilik görünümünde ortaya çıkıyorsa iğrendirir seni.. İğrenme bir korkudur, özelleşmiş bir korkudur. Der ki tehlike var. Der ki tehlike zehir kılığında. Normal korkuyla bununla başa çıkamazsın çünkü tehlike yakın değil, etkisi hemen değil. Der ki bu sinsi bir zehir. Buna karşı durabilmek için çok daha güçlü ve yaygın bir karşı duruş içinde olmalısın. Al sana iğrenme paketi.Arkadaş, iğrenmenin temelinde korku var. Anla bakalım korktuğun ne? Onu anlayacaksın ki, iğrenmeni insan gibi yaşayasın. […]

    Beğen

Yorum bırakın