Özgürlüğün Anahtarı: Öz Disiplin

Her şey yıkılıyor. Her şeyin çivisi çıktı. Ailemden ne bekleyebilirim, annem babam bana nasıl destek olabilir? Benden neler bekleyebilirler, ben çocuklarımdan neler bekleyebilirim? Ben aileme çok daha saygılıydım, şimdi çocukların hiç saygısı yok. Okula gidiyorum ya da çocuklarım gidiyor. Okulun bana verebileceği şeyler, çocuklarıma verebileceği şeyler çok saçma bir hale gelmeye başladı. Çocukların öğretmenlere saygısı kalmadı. İdare ile velilerin arası acayip bozulmuş durumda. Veliler öğretmenlerle ilgili saydırıp döktürüyor duruyor.

Kaos mu özgürlük mü?

İş yeriyle ilgili problemler var. Ya işin anlamı kayboldu, yaptığım şeyin doğru düzgün karşılığını alamıyorum. Parasal karşılık, sürekli eriyip duruyor ama, itibarıyla ilgili de sorunlar var. Bir mesleğim, bir kariyerim, bir şeyim vardı. Bununla kendime saygı duyuyordum her şeyden önce, ama bu da çözülmeye, bozulmaya başladı sanki.

Eşyaların, hizmetlerin, malların değerleri bile altüst oldu. Hani fiyatlar vardı, şu şuna göre böyle ucuz, bu daha pahalı diye. Öngörülerim, düşüncelerim vardı, onlar da alt üst oldu, her şey birbirine girdi. Neyin ne kadar ettiğiyle ilgili bir fikrim yok. Sanki tüm bağlar kopmuş, kaybolmuş, uçuşmuş, havaya atılmış gibi gözüküyor. Ama çok ilginç bir şey var tüm bunların ortasında. Şimdiye kadar hiç olmadığın kadar özgürsün, özgürüm.

Daha önceden sürekli bağlar, sıkıntılar, çerçeveler içerisinde yer alıyorken, onlara biraz alışmış durumdaydık. Dolayısıyla böyle hapishanelerimiz biraz hoşumuza gidiyordu, hücremiz böyle iyiydi. Biraz dardı falan ama bizi de sıkı tutuyordu bir yandan, alışmıştık bir şeylere. Hareket ederken iplerle bağlı olarak elimi kolumu öyle her yere götürememeye alışmış durumdaydım. Yaşamım çerçeveler içerisindeydi ve bu çerçeveler içerisinde yaşamımı devam ettirmem gerekiyordu.

Şimdi her şeyin dağıldığı dünyada, tüm bağlantıların koptuğu bu dünyada hiçbir zaman olmadığı kadar özgürüm. Çünkü kimsenin beni umursayabilecek hali mecali kalmadı. Okula gittiğim zaman öğretmenim, idarecim, müdürüm beni düşünebilir durumda değil pek. Kendi başının derdine düşmüş durumda. İş yerinde yöneticiler, ekipler, patronlar vesaire kendi gelecekleri ile ilgili kaygılar içerisindeler. Ayakta kalma telaşı içindeler. Çünkü herkes içten içe fark ediyor ki bu bağlar gerçekten kayboldu, serbest uçuşta gidiyoruz. Yeni yapıların nasıl ortaya çıkacağı da meçhul. İşte tüm bu çerçeve içerisinde, çerçevenin yokluğu içerisinde büyük bir özgürlük var. Ama bu özgürlük kime?

Özgürlük için kanatların var mı?

Eğer kanatlarınızı çıkarabiliyorsanız havada olmak özgürlüktür. Kanadınız yoksa havada olmak yerçekimiyle yere hızlıca çakılmak anlamına gelebilir. İşte buradaki kanatlar öz irade, öz disiplin. Eğer kendimizi yönetme ile ilgili becerilerimizi iyi bir şekilde kullanabilirsek; kültürel evrim, dijital dönüşüm, dünya ne hale geldi, bulunduğumuz durumu nasıl değerlendirebiliriz, bunlardan yararlanmamız mümkün. Ama öz irademizde, öz disiplinimizle ilgili sorunumuz varsa, biri bizim için bir şeyler yapsın modundaysak, birisinin elimi tutmasına ihtiyacım varsa, birisinin bana yol göstermesine ihtiyacım varsa, peşine takılacağım birileri aranıyorsam, bu dünyada iyi bir yere ulaşabilme şansım pek yok.

Öz irademi, öz disiplinimi geliştirmek zorundayım. Peki ama zaten yok mu? Hani bununla, yeterince bir öz irade ile öz disiplinle dünyaya gelmiyor muyuz? Geliyoruz aslında. Her nesil tertemiz olarak, yepyeni olarak dünyaya geliyor. Biyolojik olarak yapımızda, psikolojimizde, genel davranış kalıplarımızda bununla birlikte dünyaya geliyoruz. Ama işte yeni dünyaya doğmadık, önceki dünyanın artıklarına doğduk ve önceki dünya çerçevelemeye odaklıydı.

Yaşamları çerçevelemek, sınırlamak, belirlemek ve geleceğe doğru kurup makinaları, böyle gideceksin, bu kukla böyle gitsin gibi programlamaya, çerçevelemeye dayalı bir dünyanın artıklarına doğduk. Aslında bağlantılar çoktan kopmuştu. Her şey sallanmaya başlamıştı. Ama, sanki bu kopuş yokmuş gibi, bizi sanki eski dünyada yaşayacakmışız gibi kurmaya çalıştılar, ayarlamaya çalıştılar, çerçeveler vermeye çalıştılar. İşte orada sığmayan yerleri, kanatlarımızı, öz irademizi, öz disiplinimizi bağladılar. Bağlayarak yetindilerse iyi, pek çok durumda kırdılar, sakatladılar, belki kestiler. O yüzden bu kanatları yeniden çıkarmamız gerekiyor. Belki bu durumdan o kadar etkilenmediniz, biraz bir çabalamayla, biraz kaslarınızı güçlendirme ile bu tuzaktan kurtulabilirsiniz. Ama belki de yaralarınız var, belki kanatlarınız toptan yok oldu, yeniden çıkarmanız gerekiyor.

Kanatlarını Çevik Yaşamla onar

İşte yaşamınızı yaşanılır kılmak için, kendi yaşamınızın içine girmelisiniz. Çevik Yaşam’da dediğim kavramı unutmayın “Yaşam yaşayarak yaşanır”. Yaşamımın içine girdiğim zaman neler olup bittiğine bilimsel yaklaşımla bakmalıyım. İnançlarımı, binlerce milyonlarca olan inançlarımı, düşünerek, çalışmayanları kuşkucu bir gözlemcilikle anlayıp onları değiştirmeye başlayarak, bunun için odaklı hipotezler kurarak, odaklı yanlışlanabilir açıklamalar kurarak ve bunları deneyerek yapmam lazım bunu. İşte bunu yapmanın yolu da Çevik Yaşam.

Her şeyin darmadağın olduğu ama tarihte olmadığı kadar özgür olduğumuz dünyada, özgürlüğümüzü kullanabilmek için Çevik Yaşam’ın tekniklerini yaşamımıza geçirerek, öz irademizi, öz disiplinimizi geliştirmemiz mümkün. Yaşama hafta olarak bakıp haftanızdan öğrenmeye başladığınızda yaşamınızın şekli, geleceği karşınızda belirmeye başlayacak. Bunun için Çevik Yaşam’a giriş eğitimini, Çevik Yaşam’la ilgili kitabımı ya da Çevik Yaşam Rehberi videolarımı kullanabilirsiniz, danışmanlık seçeneğinizi de unutmayın. Bu ve benzer videolar size yarar sağladıysa arkadaşlar, teşekkür etmek için videolardaki teşekkür linkini ya da kanal üyeliklerini de gözden geçirmenizi tavsiye ederim. İzlediğiniz için çok teşekkürler.

Yorum bırakın