Çelişki Candır, Çelişki Bakıştadır

Çelişki, sürekli kaçındığımız bir şey. Yaşamımızda olmasından rahatsız olduğumuz bir şey. Ve ondan uzak bir dünya, çelişkilerden arınmış bir dünya kurabileceğimizi düşünüyoruz. Öyle bir yaşam, öyle bir toplum ve öyle bir dünya var olabilirmiş gibi. Burada aslında ta mantıkla ilgili kökenlere kadar giden bir durum var. Yani Batı yaklaşımının temelleriyle ilgili konular var ama, felsefesine girmenin vakti değil, yeri değil burası. Burada yaşamımız için önemli olan ilkeleri yakalamaya, anlamaya çalışıyoruz.

Çelişki olmasın diye çabalarken…

Çelişkiyle ilgili bu bakışımız yüzünden, yaşamımızda sürekli bir öteleme, kaçınma, anlamama, yüklenme davranışı oluyor. “Niye böyle yapıyorum, hem istiyorum bir şeyi, hem istemiyorum ve böyle olmaması gerekir! Kesin bir şekilde istemeliyim ve ona göre yönelmeliyim!” gibi bir anlayış içinde oluyoruz mesela. Ya da bir davranışımız öbür davranışımızla çelişiyor. Ve bunun farkına bile varmıyoruz, bir yandan yaparken bir yandan yıkıyoruz bir şeyleri. Ve bunlara böyle olmaması gerekir, bunun daha böyle robotik neredeyse bir düzeni olması gerekir gibi bir algıyla yaklaştığımızda da, işi pek de çözümleyemiyoruz aslında.

Çelişki candır, yaşamın kendisidir.

Şimdi çelişkinin ne olduğunu biraz daha net bir şekilde anlamak ve yaşam düzenimizi buna göre biraz gözden geçirmek çok yararlı olabilir. Öncelikle çelişki candır, çelişki yaşamın kendisidir. Yaşam zaten çelişkiden oluşur. Mesela şu durumu düşünün, açlık tokluk olayı. Yani bunlarda bir çelişki var değil mi? Acıkıyoruz, sanki böyle doymam zannedecek kadar bir acıkma moduna giriyoruz, bir uca doğru savruluyoruz. Sonra doyuyoruz, hiç acıkmayacakmış gibi zannediyoruz kendimizi. Sürekli bu çelişkilerin arasında gidip geliyoruz. Bir açız, bir tokuz, bir açız, bir tokuz. Ya bu çelişkiyi bir sonlandırsak acaba olmaz mı, bu çelişkinin yok olması mümkün değil mi? Değil işte, ancak ölmemizle sonlanıyor bu durum.

Açlık, tokluk arasındaki çelişki yaşamın kendisiyle ilgili. Güven ve güvensizlik arasındaki çelişki de böyle. Sürekli iki şey arasında gidip gelme ile ilgili durumlar, yaşamın kendisinde var. Öte yandan, bir yandan da çelişki bakıştadır. Yani her çelişki zannettiğimiz şey birbiriyle tamamen aynı da değildir.

Bazı çelişkileri çözümlememiz gerekir, onu gerçekten yaşamımızdan çıkarmamız gerekir. Ama bazı çelişkileri de yaşatmamız gerekir. Onu yaşamımızın içerisinde nasıl kullandığımızı, nereden nereye kadar gittiğimizi, genliğini ayarlamamız gerekir. Şimdi birkaç tane örnekle bunu biraz daha netleştirelim. Çünkü çelişkiyi gerçekten anladığımızda, yaşamımız çok zenginleşecek ve işler çok kolaylaşacak.

Çelişkiden yararlanmadan elimi bile kapatamam

Mesela, elimi kapatmaya çalıştığımı düşüneyim. Bunu yapmamız çeşitli şeyler için gerekiyor değil mi? Herhangi bir şey tutmak için, elimi kapatmak zorundayım. Ve tuttuğum şeyin niteliğine bağlı olarak, yani mesela diyelim ki böyle bir doğanın içerisinde rüzgardan hemen savrulabilecek bir hafif kuş tüyü gibi bir şeyi, çok güzel renkleri falan, yakalamak istiyorum ama narin ve nazik bir şekilde yaklaşmalıyım. Çünkü elimin rüzgarından bile uçabilir oradan ve tekrar yakalayamayabilirim. Bu tutuşu düşünün. Bir de düşmek üzere olan bir ağırlığı, aniden ve hızla tutmamız gerektiğini düşünün. Ve bu ikisinin arasında binlerce tutma şekli.

Elimi bazen çok nazikçe, yavaşça, dikkatle kapatmam gerekir. Bazen aniden ve büyük bir ağırlığı tutacak şekilde kapatmam gerekir. Bu durumlarda ne yapıyoruz, şöyle bir düşünün. Elimi kapatan kaslara kendimi teslim edersem sadece, ya çelişki olmasın işte, hep kapatan kaslar olsun! O zaman hızlı hızlı aniden kapanması söz konusu olur elimin. Elime sadece açan kaslara iktidarı verecek olursam, o zaman da elimi bir türlü kapatamam. Elimi istediğim gibi kapatabilmek için, büyük bir çelişki yönetimi gerekiyor aslında. Yani kapatan kaslarla, açan kasları, aynı anda bir arada kullanıyorum. Bunların arasındaki çelişkinin derecesi üzerinden, elimin kapanma hızı, kapanma hassasiyeti, kaldırabileceği yükle ilgili kasların yapılanma durumunu ayarlamış oluyorum.

Yıkmadan yapmak mümkün mü?

Mesela bu da yine çözümlenecek bir çelişki değil, yaşamın içerisinde devam edecek olan bir çelişki. Şimdi çelişkilerin büyük kısmı böyle. Bu çelişkileri anlamaya başladığım zaman, ne oluyor? Ne durumda, neyi ne kadar yapacağımı, hangi yönümü ne kadar kullanacağımı, kararlaştırabilir hale geliyorum. Mesela bir yandan yapmak, bir yandan yıkmak yönündeki yönelimimi düşüneyim. Eğer bunlar birbirinden tamamen bağımsız bir şekilde, birbiriyle hiç konuşmayan düşman kardeşler gibi davranırlarsa, yaptığımı yıkma etkileri yaratırlar. Yani elde etmek istediğim sonucu elde etmek yerine, kendi kendimi yıkan bir davranış şekli içinde olurum. Oysa bunları beraber kullandığım zaman, her yapma, zaten yıkma gerektirir. Yapmak istediğim yöne doğru giderken bir şeyleri yıkıyor olmam gerekir.

Mesela davranış değişikliğini düşünün, davranış değişikliği sadece eklemek değildir ki, bir yandan da vazgeçmektir. Önceki davranış kalıplarını biraz terk edip yeni davranış kalıpları koymak demektir. Yani hem yapmayı, hem yıkmayı bir arada götürmem demektir.

İlişkilerde çelişki

Herhangi bir insanla olan diyaloğunuzu düşünün. Bu çok sevdiğiniz bir insan, ahbabınız, muhabbet ettiğiniz birisi de olabilir, çocuğunuz da olabilir, yöneticiniz de olabilir, beraber iş yaptığınız bir insan, bir müşteriniz de olabilir. Çelişik davranırsınız. Bir yandan yakınlaştırıcı davranışları, bir yandan uzaklaştırıcı davranışları bir arada kullanırsınız. Ve o ilişkinin tonunu böylelikle belirlemiş olursunuz. Oysa bu konuları çok anlayamıyor durumdaysanız, hangi davranışları ne zaman, nasıl gösterdiğinizi fark etmiyorsanız, o zaman bu ilişki yönetilen bir şey olmaktan çıkar. Bazen çok samimi davranırsınız o kişiye. Bazen çok itici davranırsınız. Ve ne olduğu anlaşılmaz bir insan olarak kabul edilip beraber iş yapılmaz onunla, ya da beraber yola çıkılmaz, onun ipiyle kuyuya inilmez durumuyla karşı karşıya kalırsınız.

Bakın çelişki ile ilgili örnekler yağıyor. Çünkü yaşamımızın her yerinde var. Ve çelişki kurtulunması gereken bir şey çoğu zaman değil. Neredeyse hiçbir zaman o çelişkilerden kurtulmamız mümkün değil. Sadece ayarında farklılıklar olabilir. Yani iki kutup arasında bazen bir kutuba çok yakın davranmamız gerekir, neredeyse öbür kutup hiç yokmuş gibi olur. Böyle bir durumda bile çok az da olsa zıttı vardır. Çünkü zıttı olmayan bir şeyin kendisi de olmaz.

Zıttı olmayan bir şeyin kendisi de olmaz

Mesela mutluluğu düşünün. Eğer içimde hüzün olmasa, hüznü biliyor olmasam, o zaman mutlu olduğumu anlayamam bile. Dolayısıyla en mutlu olduğum, sonuna kadar mutlu olduğum anlarda bile içimde bir üzüntü tohumu vardır. Üzüntünün böyle eser miktarda oraya katılmış bir hali vardır. Çünkü o olmasa zaten mutlu olduğumu anlayamam. Şimdi buraya kadar verdiğimiz örneklerle zannediyorum çelişkinin yaşamın gerçekten özü olduğunu anlamış olduk. Biraz kendiniz de düşünün bakalım.

Ne tür çelişkilerle, niye ve nasıl mücadele ediyorsunuz? Bunları görebilmek ama o kadar kolay değil. Şimdi verdiğim örnekler üzerinden ve şu anki ruh hali içinde eğer bu videonun içeriği sizi yakaladıysa, bir senkronizasyona girebildiyseniz, duygusal olarak bunları görmeye başladınız şimdi. Belki benim anlattığım örnekler birebir denk geldi. Bunu andıran bambaşka çeşitli örnekler aklınıza gelmeye başladı. Ama videoda biraz bunları akledip aa öyle falan deyip, farkındalık oluşturup geçip giderseniz, bu ilke yaşamınızı çok da değiştirmez. Oysa Çevik Yaşam bağlamını genel olarak düşünecek olursanız ve onu kullanmaya başlarsanız,

Çevik Yaşam ve Çelişki

Çevik Yaşam’ın özü şu: Haftalık muhabbetli kapanış yapmak, yaşama hafta olarak bakmak ve her hafta da muhabbetli kapanış yapıp oradan öğrenmek, bir hafta sonraki yaşamımı ona göre sürdürmek. Bunu yaparsam eğer, o her kapanış, her muhabbetli kapanış, aslında temel olarak haftadaki çelişkilere bakar. Çevik Yaşam’daki kapanışlarda her hafta şunu yaptığınızı düşünün. Bunu yapıyoruz Çevik Yaşam’da. O hafta başlamayı düşündüğüm ama başlayamadığım işler, bakın çelişki. Ben bunu başlarım diye düşünüyordum, gerekli zamanım olduğunu, isteğim olduğunu, motivasyonum olduğunu düşünüyordum ama başlayamadım. Yarım kalan işler, ben bunu bitiririm diye düşünüyordum, ama bitiremedim. Süresi şaşan işler, bu iş üç saat zannediyordum, sekiz saat sürdü. Bu işe 12 saat gerekir zannediyordum, 5 saatte bitti.

Bakın bunların hepsinde çelişki var ve duygusal durum olarak iz bırakanlar. Bir şey yaptım, ya bunu yaparım ederim, normal geçerim diye düşünüyordum ama, beni çok üzdü. Ya da içimde bir burukluk bıraktı. Ya da çok neşelenmeme sebep oldu, anormal bir sevinç hissediyorum bu işi yapmış olmakla ilgili. Bakın burada da çelişki var. Daha normal gördüğüm bir şey, daha uç bir duygu bırakıyor bende. İşte bunları anlamaya başladığım zaman ve bunlara haftalık bakma alışkanlığı geliştirdiğim zaman, kendimi de, ortamla ilişkilerimi de, kullandığım yöntemleri de, çok daha net görmeye başlıyorum.

Çelişki bakıştadır

Çelişki candır. Yaşamın kendisi çelişkilerle döner, uçlar arasındaki dengelerle döner. Çelişki bakıştadır. O çelişkinin iyi mi, kötü mü olduğu, ayarının nasıl olduğu falan, biraz nereden baktığınızla ilgilidir. Öncelikle bakmanızı, anlamanızı ve iyileştirmenizi gerektirir ve bunu yaptıkça yaşam kaliteniz çok yükselir.

Bir termostat düşünün, çelişkiyle ilgili ayarın ne kadar önemli olduğunu son bir örnekle anlatıp sizi tekrar Çevik Yaşam’a davet edeyim bu örnekle. Bir odanın sıcaklığını ayarlayan termostat olduğunu düşünün. Şimdi burada bir çelişki var değil mi? Yüksek ısı, düşük ısı, bunun arasında gidip gelme ile ilgili bir mekanizma var. Diyelim ki 19 dereceyle 22 derece arasına ayarladınız. Termostat 22 derecenin üstüne çıktığı zaman kapatıyor ısıtıcıyı.. Sonra hava soğumaya başlıyor yavaş yavaş. 19 derecenin altına indiği zaman tekrar ısıtıcıyı açıyor. Yani sıcak ve soğuk arasında çelişkiye 3 derecelik bir tahammül aralığı verdiniz.

Ama sonra dediğiniz ki, ya bu 3 derece biraz fazla oldu. Yani bir sıcak oluyorum, soğuk oluyorum falan, bunun genliği bu kadar çok iyi değil. Şöyle 19 derece ile 20 derece arasında olsun dediniz, bir derecelik bir aralığa getirdiniz. Termostat bu sefer daha sık kapanıp, daha sık açılmaya başlıyor. Kapanma açılma sayıları artmaya başladı. Güzel ama yani tadında, tam ısı olarak istediğiniz gibi. Baktınız belki ya bu o kadar iyi olmadı, 20, 21 deneyeyim dediniz, tamam orada dengede, güzel gidiyor her şey. Sonra dediniz ki, ya niye böyle çelişkili bir durum var, denge çok önemli, bu işe bir denge kuralım. Denge, çünkü idealist bir denge olması gerekli. O yüzden de dediniz ki bu daha hassas olmalı. 20.499 la 20.500 arasında olsun ısının dengesi. Bu denge falan değildir. Bu sürdürülebilir bir şey değildir, bu yaşam değildir. Oradaki termostatın durumunu düşünün. Sürekli aç kapa, aç kapa, aç kapa kısa zamanda bozulacaktır.

Dengenin dengesizliği

İşte kendinizle ilgili de, denge gözettiğiniz konular, dengeli olmalı, ideal olmalı, doğru hali bu, dediğiniz konular, o termostatın çıldırması etkileri yapıyor. Bunun yerine aslında, burada makul, sürdürülebilir ve yaşama uygun seviyesi nedir diye, ayarı yapabildiğimiz zaman, olay bambaşka bir hale gelir. Çok geniş bir aralıkta olabiliriz. O zaman bu sürdürülebilir bir çelişki değil demektir. Bunu sürdürülebilir bir seviyeye çekmemiz önemli olur. Çok dar tutmaya çalışırsak da, tabiri caizse kafayı yeriz. Kafayı yemek yerine, yaşamımızdan öğrenerek, yaşamımızı keyifle dönüştürerek, yaşamımızın keyfini çıkarmak istiyorsak Çevik Yaşam ilkelerinden ve Çevik Yaşam’ın tamamından, uygulamasının tamamından yararlanmanızı tavsiye ederim. Sadece çelişkiyle ilgili bakışınızı değiştirirseniz bile, başka hiçbir şey kullanmasanız Çevik Yaşam’dan yine de yaşamınız değişecektir ve istediğiniz yönde.

Yorum bırakın