At gözlüğü diye bir kavram vardır. Belki gördünüz, belki duydunuz, belki kullanıyorsunuz ama ne olduğunun farkında değilsiniz. O kavramı biraz açıp sonra kendimize doğru bağlayalım olayı. Ne demek at gözlüğü? Şimdi hayvanların içerisinde avcı olanlarla av olanların görme ile ilişkileri farklı. Avcı olanların gözleri ön taraftadır ve öne doğru bakmaya eğilimlidirler. Yapıları bunun üzerine kuruludur. Çünkü onlar avlarının peşindeler, avlarını iyi görmeleri gerekiyor. Ama av olan hayvanların, avlanma riski olan hayvanların gözleri daha yana doğrudur. Ve daha çevresel görüşe de sahiptirler. Yan tarafları da hatta arkaya doğru da bir hayli geniş bir görüş alanına sahiptirler. Çünkü onların kaçması gerekir, tehlikelerden kaçınmaları gerekir. Birilerinden kaçarak koşmaları gerekebilir.
At gözlüğün var mı?
O sebeple atların da gözleri biraz yanlara doğrudur, daha geniş bir alanı görebilme potansiyeline sahiptir. Ama şimdi atı arabaya koşmuşsunuz ve doğrultuda sizin yönlendirdiğiniz doğrultuda görmesi sadece yeterli. Başka yerlerden bir şeyler görüp ürkmemesi, aklına bir şeyler gelmemesi, başka bir yere yönelmemesi gerekiyor. O yüzden ne yapıyoruz at gözlüğünü takıyoruz. Ve sadece ileriyi, sadece önünü, sizin yönlendirdiğiniz tarafta ne varsa onu görebiliyor durumda oluyor.
Şimdi acaba bizde de at gözlüğü var olabilir mi? Birileri bize at gözlüğü takmış olabilir mi ? Ya da kendi kendimize at gözlüğü takmış olabilir miyiz? Hani şöyle planlı yaşam kavramı var ya: Böyle hedeflerim var, geleceğe doğru belirlenmiş hedeflerim var. Çok kendimi oraya dikte etmiş durumdayım. Buraya doğru yönlendirmiş durumdayım ve neyse o, sadece burası çalışacak. Böyle bir yaklaşım işte biraz at gözlüğü takmak gibi. Oysa yaşam böyle bir şey değil, yaşam çok değişken. Beklenmedik çok şey oluyor. Şimdi planlama yaparken en önemli sorunlardan bir tanesi şu: Sadece bilinen bilinmeyenlerle ilgili önlemler alma şansınız var.
Bilinen bilinmeyenler
Yani diyelim ki riskler var. Yani şöyle bir şey olabilir. Olursa ne yaparım falan diye düşünceler üretiyorum ona göre önlemler alıyorum. İyi de bir de bilinmeyen bilinmeyenler var. Yani var olduğunu hiç bilmediğim ama karşıma böyle birden beklenmedik şekilde çıkabilecek de çok konu var. Mesela hangimiz önümüzdeki günlerde, haftalarda, aylarda, yıllarda bir trafik kazası ne zaman geçireceğimizi biliyor? Belki de geçireceğiz, içimizden belirli sayıdaki kişilerin başına gelecek bu durum. Ama bu böyle öngörebilecekleri, planlayabilecekleri bir şey değil. Mesela diyelim ki üniversitede hangi dersleri göreceklerini, bu derslerin müfredatının ne olacağını seçerken, hangi hocadan seçerlerse ne gibi bir durum olacağını planlayabilirler. Bunlar bilinen bilinmeyenler.
Bilinmeyen bilinmeyenler
Ama mesela başlarına gelecek kazalar, önlerine çıkacak ani fırsatlar. Bunlar bilinmeyen bilinmeyenler. At gözlüğü taktığımız zaman buralarda çok fena çuvallıyoruz. Oysa boşluk açtığımız zaman yaşamımızda, o gözlükleri çıkardığımız zaman… Mesela bir önceki ilkede bahsettiğimiz, kapasitemizi kullanırken boşluk bıraktığımızda… Ama sadece zaman boşluğu değil, o boşluğu gerçekten boşluk olarak kullandığımızda. Yaşamımızda gerçekten boşluk olması ne demek biliyor musunuz? Sadece zaman olarak planlanmamış olması değil. Eğer boşluklara, oluşan boşluklara ben dolgu malzemelerini dolduruyorsam? Mesela diyelim ki işte Instagram’da reelsları, YouTube’da shortsları bilinçsiz bir şekilde pıt pıt pıt pıt pıt arka arkaya izleme alışkanlığım varsa… Ve yaşamımızda ne zaman boşluk olsa direkt buna bakıyorsak bu her şeyi dolduruyor durumdaysa… Ya da diyelim ki macera romanları okumayı seviyorum, polisiye romanlar okumayı seviyorum. Yaşamımı uzaklaştıran, beni yaşamdan koparan, rahatlatan birtakım şeyleri okumayı seviyorum ve boşluk olan yerlerde çat bu doluyor hemen.
Hediye için boşluğun var mı?
Ya da diyelim ki doğada yürüyüş yapmayı ve yürüyüş yaparken böyle bir şeyler düşünmemi engelleyecek şekilde işte birtakım farkındalık videoları sürekli dinlemeyi alışkanlık haline getirdiysem. Şimdi bu maddelerin her biri avantajlı şeyler de olabilir ama dezavantajlı da olabilir. Eğer bunlar boşluk oluşmasına katkıda bulunuyorsa, bu sayede ben içimden gelen söylemleri, “Aa bak şöyle bir şey var. Ha şunu şöyle mi yapsak? Bak bunu böyle yaptığımızdan böyle oluyor.” falan gibi konuları daha iyi duyabiliyorsam… Derin fırsatları daha iyi hissedebiliyorsam… Bu boşluklar sayesinde dışarıdan gelebilecek önerileri, tekliflere, “Aa ne güzel olur. Ya bak uzun zamandır görmediğim arkadaşım gelmiş. İşte şehir dışındaydı, bir yemek yiyelim, muhabbet edelim. Bakalım orada neler varmış, ne gibi şeylerle uğraşıyor. Acaba değerlendirilebilecek fırsatlar olabilir mi?” diye bakabilir durumdaysak boşluk o zaman var.
Eğer ben zaman olarak boşluğa sahip değilsem… Zaman olarak boşluk oluştuğunda o boşluğu sünger gibi büyüyüp kaplayan bir şeyler kaplayıp işe yaramaz hale getiriyorsa… Ya da boşluk tuttuğum halde kendimi o kadar gergin ve kaygılı tutuyorum ki aslında boşluk var ama ben boş değilim. Yani kendimi rahatlatmamış, sakinleştirmemiş durumdayım, kaskatı duruyorsam eğer. O zaman boşluk falan yok demektir.
Boşluk aç, hediyelere açık ol
Peki niye boşluğa bu kadar önemli veriyoruz, ne olacak boşluk olduğu zaman? Hediyelere açık olacağız. İçimizden gelen hediyelere ve dışımızdan gelen hediyelere. Ne demek içimizden gelen hediyeler? Biz bilinçli çabayla bir şeyleri yürütmeye, sürdürmeye çalışıyoruz ama asıl yaşamımız bilinçaltı tarafından yaşanıyor. Ve sorunlarımızı da bilinçaltımız bizden çok daha fazla düşünüyor. Diyelim ki yaşamımda önemli bir sorun var. Ben bunu bir haftada 3 saat, 5 saat, 10 saat düşünüp onunla ilgili bir şeyler yapıyorsam, bilinçaltım haftalar boyunca sınırsız saatlerce o konuyla ilgili üretimler yapıyor, senaryolar çalıştırıyor vesaire.
Eğer boşluğum olursa, kendi sesimi duyabilir hale gelirsem, bilinçaltımdan gelen şeyleri duyabilir hale gelirsem, işte bu çözüm önerilerini de hissetmeye, duymaya başlarım. Böylelikle içimden gelen hediyelerle muhatap olurum. Onları daha çok kullanabilir hale gelirim. Ne demek bu şöyle kendi yaşamınızdan bir düşünün? Böyle çözemediğiniz bir konu var diyelim ki,. Böyle bir uğraştınız, bir arkadaşınızla konuştunuz, çabaladınız falan olmadı. Birkaç gün uğraştığımız olmadı falan, sorun hala devam ediyor yaşamınızda. Sonra onu bıraktınız, başka bir şeyler oldu, araya girdi falan. Birkaç gün sonra yolda yürürken, işte yemek için beklerken, beklenmedik şekilde duşumuzu alırken falan çat diye onunla ilgili bir çözüm hiç düşmedi mi kafanıza? İşte o bilinçaltınızda pişirilen çözüm ve onu duyabilir olduğunuz bir anınızda size geliyor. Bunların ancak çok kritik problemler için ve ancak duyabilir olduğunuz nadir rassantanlarında olması yerine sürekli yaşamınızın içinde olmasına ne dersiniz? Bunun için işte boşluk açmanız gerekiyor, kendi iç seslerinizi duyabilecek bir boşluk.
İçeriden ve dışarıdan hediyeler
Hediyeler sadece içeriden değil, dışarıdan da hediyeler var. Planlamadığımız pek çok zenginlikler etrafımıza yağıyor. Mesela şirketlerin geçmişlerine baktığımız zaman pek çok şirketin belli bir amaç için kurulduğunu, o yolda ilerlerken beklenmedik problemlerle karşılaştığını ama başka bir yerde oluşan bir fırsatla çok daha büyük zenginliklere ulaştığını görüyoruz. Yani illa da planladığımız şeyler üzerinden yaşam kalitemiz çok artacak diye bir koşul yok. Pek çoğumuzun yaşamında büyük zenginlik kaynakları, sadece maddi zenginlik anlamında demiyorum, arkadaşlıklar, dostluklar, anlamlı işler, anlamlı fırsatlar, maddi zenginlikler de dahil olmak üzere bunların hepsi, pek çoğu beklenmedik şekilde ani gelişen fırsatlar ve o fırsatı görüp peşine düşmemizle yaşamımızın içine girmiştir.
İşte boşlukları oluşturabildiğimizde bu dış fırsatlara da kucağımızı açmış olacağız. Yani şunu bir düşünün. Ne yapacaksınızın kararı tabii ki size ait. “Ben yaşamımı bilirim, benim için iyi olacağının ne olduğunu tam olarak biliyorum, bunu da çok iyi planlıyorum, o planı olduğu gibi uygulayacağım ve bunu elde etmem benim için yeterli. Başka hiçbir şeye gerek yok. Olabilecek en iyi şey bu ve bu da ancak benim yoğun çabamla olabilir, onu göstererek bunu elde edeceğim.” diyorsanız eğer o yolda devam edebilirsiniz.
Ama “Ya yaşam zenginliklerle dolu, içimde farkına bile varmadığım acayip yetkinlikler, yetenekler bakışlar olabilir bana ilhamla çok enteresan şeyler söyleyebilir. Dışarıda acayip fırsatlar olabilir. Benim görmediğim düşünmediğim ama bana uygun olan bunlar karşıma çıkarsa bunlardan da yararlanabileyim. Tamam, yaşamımı belirli bir planlamayla, belirli bir idare ile yönlendireyim ama hediyelere de açık olayım canım. İçimden gelen ilhamlar, dışarıdan gelen bir fırsatlar, bu hediyelerle yaşamımı umduğumdan daha da güzel, daha da kaliteli bir şekilde yaşamaya kapım açık.” diyorsanız eğer, boşlukları kullanın, boşluklarda kendinizi hediyelere açık tutun.