İnsan değişir mi, dönüşür mü? Şu an mesleğim tamamen bunun üzerine. Çevik Yaşamda işim zaten dönüşüm. Yapay zeka ve makine öğrenmesi üzerine çalışmalarımda da insanları, departmanları ve şirketleri dönüştürme macerasında kritik bir destekleyici rol oynuyorum.
Ama insanlar dönüşür mü pek de emin değilim. Cevap hem evet hem hayır çünkü. Dönüşebiliriz ama tamamen serbest değil dönüşümümüz. Dönüşüm diye algıladığımız şeyler, kendini keşif ve kendini gerçekleştirme, potansiyelleri bulup kinetiğe dönüştürme oluyor çoğunluk. Bende olan bir şey var ama ocağı kapalı. Ya da çok açık. Ya da işte düğme bir seviyede, pek değişmeden öyle takılı kalmış. Yaptığım daha çok ayar düğmelerini gerçekten ayar düğmeleri haline getirmek, onları dinamik olarak yönetilebilir kılmak.
Başkalarına ya da genel ortalamaya göre daha endişeli, daha mutlu ya da daha mutsuz olmaya eğilimli olabilirim. Mizacım böyle olabilir. Her mizaç yaşama uyumludur ama bu mizaçla bugün iyi yaşamak için ayarları nerede tutmak gerek?
Tavsiye almak üzerine yaşadığım deneyimler beni düşündürüyor bir süredir. Ve hayli eskilere doğru da gittim bu düşüncelerimde.
Doğrudan tavsiye pek alamıyorum ben, çünkü tavsiye alma davranışlarımla başa çıkmakta zorlanıyor tavsiye vermeyi deneyen insanlar.
Bu konuda kendime ilişkin yaptığım gözlemler davranışımı epeyce çözmemi sağladı.
Biri bana tavsiye verdiğinde dışarıdan hayli karmaşık görülebilecek bir davranış kalıbım tetikleniyor. Karmaşık bir şey yok aslında. Tavsiyeye de bir hediye/bela gibi, başıma gelen bir yaşam olayı gibi yaklaşıyorum. Biri bana tavsiye verdiyse demek ki beni değerli gördü, vaktini ve lafını bağışladı, konuştu. Ne güzel hediye! Benim alanıma misafir oldu, hoş geldi. Ama o kadar az şey gördü ki! Tavsiye verirken bana çok dar bir açıdan bakıyor, beni çok az görüyor. Oysa verdiği tavsiyenin detaylarının dokunduğu ve etkileştiği çok şey var. Tavsiyeyi nasıl aldığım, onu bela da yapabilir hediye de.
Tavsiyeyi anlamalıyım. Çelişen durumları sorgulamalıyım. Verilen tavsiyeyi almak gerek. Almak için geldiği dünyadan kendi dünyama dönüştürmek gerek. Dönüştürmek için emek gerek.
Bana tavsiye vermeye çalışan insanların çoğu, bu uyarlama ve yerelleştirme, tavsiyeyi ‘alma’ etkinliklerimi itiraz ve direnç olarak algılıyorlar.
Örtülü beklentinin şu olması çok acayip değil mi?: “Ben bu işlerin ustasıyım. Ya da değilim ama bak anlık ve çok önemli bir saptama yaptım. Bunu böyle aynen al kullan. Sorgulama, işimin uzmanıyım ben. Ya da uzman değilsem de net gördüğüm detay işte, ne var tartışacak?”
Benim ezberim yok dostlar. Elimde değil, didiklemem gerekli. Yaşam benim yaşamım. Kendi deneyim kainatımın merkezindeyim. Oraya neyi nasıl alacağım çok önemli. Başka iklimde çok yararlı olan bir tohum, benim ekolojimi darmadağın edebilir.
Bu davranışlarımın kökenini geriye doğru düşününce ilkokuldan bana ailemin anlattığı bir anıya kadar ulaşıyorum.
İlkokulda çok sevdiğim bir insandı sınıf öğretmenim. Bir veli toplantısında velime mealen şöyle bi şeyler demiş: “Mustafa dersi dinlerken bazen öyle bir dikkatli bakıyor ki, acaba anlattığımda bir hata mı var diye geriliyorum.”
Aslında çok alıcıyım ben dostlar. Derslerimi hep dikkatle dinledim, söz aldım, katıldım, tartıştım. Ölü yazarlarla bile sohbetler ediyorum kitap sayfalarında. Yazılarımı, kitaplarımı yazarken okurlarla sohbet ediyorum. Bireysel ve grup danışmanlıklarımda, eğitimlerimde verdiğim kadar alıyorum da; gelişiyorum.
Ama sorguluyorum hep, didikliyorum, filtreliyorum, dönüştürüyorum. Yaşam böyle çok daha güzel.
Yaşamın gerçek zenginliği ezberden değil keşiften gelir. Gerçek dönüşüm almaktan çok, aldıklarımla içimde olanları çarpıştırarak gerçekleşir.
Yaşasın muhabbetli çatışma!