Ben yapıyorsam değerlidir, ben yapıyorsam anlamlıdır!

Bir şeyin değerini ya da anlamını ne belirler? Bu konuda kafamız bir hayli karışık ve bu karışıklık bize bedeller ödetiyor. Anlam ve değer için otorite kim? Kim yapıyor ölçümleri? Kim yapabilir?

Karışıklığın bize ödettiği bedellerden ikisine odaklanalım:

Yaşamımızda yer alan unsurların değeri, anlamı kaybolup belirsiz hale gelebiliyor. Yaptığımız bazı şeylerden biraz daha az keyif almak gibi etkiler değil bahsettiğim. Bunun ötesinde, yaptığımız ana şeylerden, hatta zamanla yaptığımız hiçbir şeyden keyif almaz hale gelebiliyoruz.

Yaşamımızda henüz yer almayan ya da ‘yeterince’ yer almayan bir şey aşırı anlam ve değer kazanabiliyor zihnimizde. Bu ikinci bedeli de birinciye tercüme edebiliriz aslında. Bu ‘uzak’ bileşene olan hasretimiz, yaşamımızın koca koca bloklarından ya da tamamından keyif alamaz hale getiriyor bizi. Üstelik bu ikinci durum ‘anlam arayışı’ gibi ‘masum’ hatta ‘yüce’ gördüğümüz kavramlar üzerinden oluşabiliyor.

Oysa anlamı, değeri ötelerde değil, yaşamımızın içinde aramak gerek. Ötelerdeki anlama da ancak adım adım ve yaşamımızın içinden ulaşabiliriz. Değer ve anlam ölçütü olarak, erişimimiz olmayan ya da sürekli erişimimiz olmayan birtakım figürleri değil, kendimizi görmeliyiz. Yaşamda yaptığımız herşey, içinde olduğumuz her durum, onları bir şekilde anlamlı ve değerli gördüğümüz için yaşamımızdalar. Hatalar elbette yapacağız. Ama yaptığımız hatalar kendi hatalarımız olduğunda, onlardan öğrenebiliriz.

Kendimizi daha iyi anlamadan daha değerli ya da daha anlamlı bir yaşam oluşturamayız. Olan değeri ve anlamı kabul etmeden de kendimizi anlamakta yol kat edemeyiz.

Zaten değerliyiz!

Yaşamımız zaten anlamlı!

Yorum bırakın