Şu örnek verme konusuyla ilgili bazı sorunlarım var. Aslında birebir danışmanlıklarda sorun yok. Birebir danışmanlıklarda zaten danışanın yaşamında ne varsa onlar üzerinden çalışıyoruz. Yaşamdayız, yaşamdan konularla, yaşamda uygulama amacıyla çalışıyoruz. Ana konumuz canlı, o konuyu anlamak üzere ikincil örnekler kullanmakta da sorun yok, çünkü odağı beraberce ana konu üzerinde tutabiliyoruz. Örneklere takılıp kalmıyor, örneklerin ruhuyla ana konunun ruhunu besleyebiliyoruz.
Şimdi yüksek ihtisas isteyen bir detay geliyor ama. Çevik Yaşamla ilgili biraz çokça paslaştığım insanlarda açı farklarına da ince ince dikkat ederiz. Öyle incecik bir açı farkına burada işaret etmem gerek. Birebir danışmanlıklarda bile dikkat edilmesi gereken bir konu var: Yaşamın içinde uygulamada ortaya çıkan o konunun kendisi de bir ‘örnek’! Bu örnek, arka plandaki bir ya da birkaç örüntünün kritik bir görünümü. Arkadaki örüntüleri görebilmek için öndeki örneklerin içinden geriye bakabilmek, bir nevi kişiye bakarken iskeletini görebilmek gerekiyor.
Sorunlarınızı tek tek çözerseniz aynı sorunları bile tekrar tekrar çözersiniz. Aynı sorunun farklı görünümlerinin ise aslında aynı sorun olduklarını anlayamazsınız bile.
Hadi oradan gelelim yazılara ve videolara. Bunların her ikisinde çok kişiyle ve zamana yayılmış bir etkileşim var. Bu yazıyı ben şimdi yazıyorum siz ise şimdi okuyorsunuz ve bu şimdilerin birbiriyle alakası yok. Muhatabımın ve muhatabımla muhatap olma zamanımın bir koleksiyon haline geldiği bu ilişkide ‘örneğe düşmek’ çok daha riskli. Bu iletişim şeklinde arkadaki örüntüyü, hadi öyle diyecekseniz soyut kalıbı, ana eksende tutmak çok daha gerekli. Kimin için nasıl örnek seçeceksiniz? Verdiğiniz örnek birine uyar birine uymaz, ama işte uymayan da alır o örneği kendine hüküm tutar. Üstelik video izlemekte ya da yazı okumakta olan insanların büyük kısmı bu eylem sırasında birebir danışmanlık almakta olan bir insan kadar kendine bakmaya odaklı da değil. Dinleyip geçecek… Okuyup geçecek… Bir de üstelik konu örnekli olsun da daha iyi anlayayım diye bir yanılsama içinde. Oysa örneklere neredeyse hiç girmeden daha soyut bir anlatımla karşılaştığında belki durup düşünecek, kendi örneklerini kendi yaşamından bulması gerekecek. Bunun yerine hazır örnekler olunca, kendini kandırması kolaylaşıyor: “Ha bu muymuş? Tamam be, anladım örneği.” Kandır kendini geç, kim bakacak hızlı trenle geçerken gözüne on saniye bile takılmayan bir örneğin derinliğine. Durmak gerek can, durmadan geçmeni kolaylaştıran her şey, anladım sanrısında seni boğmaya eklenen bir damla daha işte.
Anlamak örüntülerledir ve kademe kademedir. Önce anladığını sanırsın ama anladığını sandığın şey, arkadaki derin konu ya da konular değil, öndeki örnektir. Onu da biraz üstünkörü anlarsın.
Anlamaya durmak gerekir. Örneklerde insanlar durup derinleşmezler çoğunlukla. Onun yerine örnekler üzerinden konunun etrafından “kayarlar”.
Birebir danışmanlıklarda bile zorlu bir konu olan “derinleştirmek yerine kaydırıp uzaklaştıran örnekler” sorunu hep başımda. Ben afantım, bilinçli zihnimle görselleştirme yapamıyorum. Bilinçli zihnimde görüntü, resim, ses, koku yok. Soyut kafa en azından bilinç seviyesinde mahkum olduğum bir kafa zaten. Her şeyi soyut düşünüyor, her yerde örüntüleri görüyorum. Birebir danışmanlıklarda etkileşim sayesinde, kendi örüntü bakışımdan danışanın da faydalanmasını sağlayabiliyorum.
Grup danışmanlıklarında ve eğitimlerde iş biraz daha zorlu hale geliyor. Ama orada da etkileşim var; grup psikolojisini hissediyor insan. Örnekler verip sık sık örüntüye tekrar çekerek örneklerde kaybolmamayı sağlamak mümkün. Grubun ortak psikolojisinden ne zaman örneği artırmak ne zaman geriye çekilmek gerektiği hissediliyor.
Videolarda daha zor iş. Belirli bir akış ve belirli bir süre var. Örnek verdiğinde örneğe kapılıp örnekte kaybolacak insanlar. Örüntü konuştuğunda ise soyut bulacaklar. Neden? Çünkü videoda izlerken durdurup durdurup kendi yaşamından örnekleri düşünmek, karşılaştırmalı olarak gitme alışkanlığı pek yok insanların. Okumak gibi değil, okurken durmak için durmanıza gerek yok. Okurken (hızlı okumaya çok kafayı takmadıysanız) zaten sık sık durursunuz, hızınız değişkendir. Düşünmek okumaya örülmüş doğal bir faaliyettir. Yaşasın okumak yaşasın yazmak!
Onlarca saat danışmanlık yapmış olduğum insanlar var. Hatta yüzlerce saate gidenler de var. Bu kişiler beni hiç de teorik ya da soyut bulmazlar. Çünkü örüntü gözümle baktığımız şey zaten onların yaşamıdır; soyut ve somutun bütünleşmesi onlar için yaşam olur, yaşam kalitesini korumak olur, yaşam kalitesini geliştirmek olur.
Ama videolarımı izleyenler, yazılarımı okuyanlar, kitaplarımı okuyanlar, bazen soyut bulur beni. Örnekte kalmam çünkü, örneklere fazla dalamam buralarda. Benim işim, yüzeyi derine bağlamak. Yüzeydeki yaşamı derin bağlamları üzerinden değiştirmek.
Yazılarımı yazarken bakışımı yüzeyde tutmuyorum. Derine bakıp yüzeye de yakınlaşıyorum ara ara ve sizi de kendi derininize davet ediyorum. Siz de sadece yüzeyde okumayın lütfen yazdıklarımı. Sizi kendi derininize davet ediyorum. İçeriye alın da beni, biraz derinlerinizde sürdürelim muhabbeti.