İnsanlar birşeyleri eş zamanlı yapabilir mi yapamaz mı sorunsalı vardır ya hani; hayli hararetli bir tartışma konusu bu, herkesin bir fikri var. Üstelik fikirler de iki kutba doğru ayrışma eğiliminde. İnsanlar bu iki uç arasında yerine göre tercihler yapmak yerine bunlardan birinin doğruluğunu savunma eğiliminde oluyorlar. Yaşamlarında her ne kadar ikisini karışık kullanıyor olsalar da…
Bu yazıda bu soruyu ve sorunu pas geçip bununla çok yakından ilişkili olduğu halde çok ihmal edilen bir başka konuya değinmek istiyorum: Gevşeme ve hazırlık.
Eş zamanlı ya da sıralı iş yapma tercihinden çok daha önemlisi bu: İşlerimizden, sorumluluklarımızdan gevşeyebiliyor muyuz?
Pekçok insan yaşamının biryerlerinde yüklerine ve sorumluluklarına sıkıca yapışmayı bellemiş! Bu yaklaşımı bize kim ve nasıl dayatmışsa, işlerin, heveslerin, sorumlulukların ne varsa işte hepsinin yükünü sürekli sırtımızda tutmaya çalışmayı marifet sayıyoruz. Oysa yok ki öyle bir kapasitemiz!
Bir sürü yükü eş anlı olarak sırtımızda tutamayız! İşleri sıralı yapmaya çalışmak, yükleri indirmediğimiz sürece fayda etmez. Düşünsenize: Ellerinizle aynı anda iki işi yapamayacağınızı fark ediyorsunuz ve birini sonraya bırakıyor ya da sonraya bıraktığınızı zannediyorsunuz. Oysa sonraya bırakıyorum dediğiniz işi kenara bırakmıyor, sırtınınızdaki küfeye koyuyorsunuz. Oradaki yüzlerce başka konunun üzerine! Sırtımız yükten iki büklümken ellerimiz boşmuş değilmiş ne önemi var?
Yaşam olaylarını ve olgularını yüzümüzün iyice yakınına yığmış etrafımızı göremezken…
Zihnimizde yüzlerce konunun kalıntıları birbirine girmiş, hepsini orada tutmaya çalışmayı marifet saymaktan beyin sisi olmuşken…
Ellerimiz boş olsa ne yazar?
Gevşemeyi ve hazırlığı ihmal ettikçe yükler sırtımızda, konular önümüzde, sisler beynimizde birikir.
Bir işten bir işe koyulurken öncekini gevşetip sonrakine hazırlanmaya vakit ayırmazsanız, dünyanın vaktine sahip olduğunuz halde hiçbir şey yapamaz olduğunuz bir kilit durumuna doğru gömersiniz kendinizi.