Hepsinden Önce Şiir Vardı · II. Ölüm ve Ayrılık — Gözlerinin İçi Toprak · Şiir 43/120
biliyor musun
toprağa bakıyorsun
merakla öğrenirken dünyayı
her taşın altında bir harika
her ağacın arkasında bir alem
gözlerin içerken doğayı
burnunda her an yeni bir koku
kulaklarında her ses taze
ağzında her tat yeni ve güzel
parmak uçların dokunmaktan ağrımış
gezinirken yedi iklim dört bucak
demir asa demir çarık
yedi canıyla bir kedinin saldırırken bilinmeyenin sınırlarına
bildiğin her şey ufak, önemsiz
bilmediğin her şeyde bir harikuladenin anahtarı gizli
işte böyle meraklıyken
merakla öğrenirken dünyayı
oyun oynarken
gözlerin pırıl pırıl
içinde ve dudaklarında çığlık çığlık bir neşe
her yanın hareket
yerinde duramazken
çat orada çat burada
çat kapının arkasında
sanal alemin koridorlarında
ve sokakta
yaşı ne olursa olsun kıpır kıpır bir çocukken
oyun oynarken
kahkahalarınla gökyüzünü patlatırken
oturmuş arkadaşlarınla
dostça yumruklar omuzlarda
ve tanıdık çehrelerin özlenen meclisi
ortada bazen bir masa ve yiyecekler
bazen inceden bir konu tartışılan
dostluklar ve ortaklıkların paralel iklimindeyken
dudaklarında bir yudum içecek
kendi sınırlarının üstünde ve ötesinde bir şeylere dönüştüğünü hissederken
oturmuş arkadaşlarınla
kahkahalarınla gökyüzünü patlatırken
çalışırken
uzun bir yol, ufkunda
kafanın içinde basamakların sonundaki düzlüğün görüntüsü
önündeki kağıtların üzerinde saçının teri
ve feda ettiğin telleri
gözkapaklarının altında iğneler
elinin altında kahve
ve beyninde saatlerdir ekran karşısında olmanın acılı ışıltısı
uykuyla uyanıklık arası sonsuz bir mekikte
kulakların belkemiğinin artık umutsuz çığlıklarına tıkalı
yorgunluğun ve başarma hayalinin pençesinde sarhoş
çalışırken
para kazanırken
vücudun bir adrenalin kabı
beyninde hesaplar, numaralar
parmaklarının ucunda telefon tuşları
fiyatlar, fiyatlar
aylarca uğraştıran ve bir anda bozulan anlaşmalar
kimiyle el sıkıştığın kimiyle sarıldığın
kimiyle ekmek tuz paylaştığın
kimine ancak içinin gözlerini kapatarak bakabildiğin
müşteriler
alıcılar, satıcılar
amirler, memurlar ve iş arkadaşları
kafanın bir köşesi ama hep kasa defteri
bir başka köşesi bilanço
perdenin önünde ticaretin kırk tilkisi ve binbir oyuncusu
perdenin arkasında her zaman:
kâr
seans sonu varlığın sonuymuş gibi çalışırken
para kazanırken
para harcarken
kaşık düşmüş elden
yerinde bir kepçe
evler şu yanda ve bu tarafta arabalar
mutfak eşyaları kadın giysileri ve kravatlar
gözünde vitrinlerin ışıkları
beyninde bir uyuşukluk
incik boncuk tespih kolye ve hediyeler
kart çeşitleri burada bak
alışveriş yapıyorsun bunlarla ve üste para alıyorsun
ışıltılı tapınaklar içinde markalar
bir markaya yanında buzlu çay bedava
ya da bir bardak soğuk su
çocuklara gelecek al
hanıma şirin bir şimdiki zaman
ve biraz da gözlere boya
elde kepçe
para harcarken
gücü damarlarındaki kan gibi hissederken
bir elinin altında hayat, diğerinin altında ölüm
kazandırırken ve kaybettirirken
kurşun, para ve korku olarak silahların duvarda asılı
belki de liderlik, ikna ve saygı
korkudan ya da şevkten titretmenin zevkiyle dopdolu
ayakların 'bu yer benim!' diye basarken dünyaya
insanların gözlerinde kendi yansımanı bir dev olarak görüp
gücü damarlarındaki kan gibi hissederken
hırs bürümüşken gözlerini
içinde kavrulmuş bir kainat
aya güneşe ve yıldızlara sahip olma çabasında
hakkın olanı almak için her şey bir basamak
yolunda yer alan her şey bir engel
engeller yok edilecek
kullan ve at
çık ve yık
yıldızlar senin olmalı
çünkü içinde kavrulmuş bir kainat
hırs bürümüşken gözlerini
ağlarken hayal kırıklıkları içinde
bulmuş ve kaybetmiş
aslısına kavuşmuş ama kıymetini bilememiş
elinde kırılmış oyuncağıyla çocuk
vaat edilmiş toprağını elde edip satmış
satıp da parasını yemiş yarıcı
bedenin aramanın sızılarını daha unutmamış
parmaklarının ucunda kavuşmuş olmanın sıcaklığı taptaze
keşke hiç ulaşamasaydım diye
ağlarken hayal kırıklıkları içinde
yorgun düşmüş yatağa uyurken
günün bereketi bitmiş ağırlığı kalmış
kafan yastığa gömülmüş
bedenin serbest stil hareketlerde
uyanınca hiçbiri hatırlanmayacak rüyalara akışta ruhun
yarı ölü
yorgun düşmüş yatağa uyurken
hasta düşmüş / dünya dışı bir yaratığın pençesinde inlerken
kötü niyetin ve hinliklerin yedi denizin dibinde
'bir nefes sıhhat' bir daha hiç olmayacak kadar uzakta
içinde ziyaretine gelmemiş dostların kırıklığı
yatakta yarım tonluk bedeninin izi
hasta düşmüş / dünya dışı bir yaratığın pençesinde inlerken
bir şiirin tohumları içindeyken
deli divane dönerken kelimeler kafanın içinde
resimler kelimelerle buluşmanın telaşında
sesler kendilerine yer bulma kaygısı taşımayan assolistler
ve çağrışım, ilhama kur yapan bir kondüktör
içinde bir deprem, içinde bir yangın, içinde bir anafor
her şiir bir felakettir
'yerin yedi kat altında gömüldüğü yerden çıkarılmayı bekleyen bir fosil'
patlayıp fışkırmak için olgunlaşan
bir şiirin tohumları içindeyken
sevişirken
iki kişilik bir oyunda kaybolmuş
aşıkken
körken yani
bakışların nereye dönse gördüğün aynı
beynin, pencerelerine tekdüze bir resim yapıştırılmış uçaktan
dışarı bakmaya çalışan bir yabancı
yüzünde aptal bir gülümseme, yapışık
burnun sabah rüzgarlarından koku falı tutarken
topal, sağır ve dilsizken
körken yani
aşıkken
bakarken gidenlerin arkasından
yalnızken
ve başka her ne haldeyken
toprağa bakıyorsun
gözlerinin içi toprak
← uzun ince | İçindekiler | işte →
© 2026 Mustafa Acungil. Tüm hakları saklıdır. Bu kitap web sitesinde ücretsiz okunması için sunulur ve zaman zaman güncellenebilir (canlı kitap · Sürüm: 2026-08). Bağlantıyı paylaşmakta özgürsünüz; metni kopyalayıp başka yerde yayımlamak izne tabidir. Ayrıntı → Haklar ve Kullanım.