Mutlu Olmak Mümkün Mü?

Ölüm var. Hiç kaçış yok. Eninde sonunda öleceğiz. Ama sadece biz değil ki… Bel bağladıklarımız ölüyor. Sevdiklerimiz ölüyor. İş yaptıklarımız ölüyor. Ölüm varken mutlu olmak mümkün mü?

Afetler, felaketler var. Kimi yerel ölçekte doğrudan bizi içinde olduğumuz için etkiliyor. Kimi bölgesel ölçekte, yakınımızda. Dolaylı etkileriyle sarsıntılar içinde kalıyor yaşamımız. Kimisi uzaklarda bölgesel afetlerin. Başka ülkelerde, başka kültürlerde. Haberler üzerinden onlardan bile haberdar oluyoruz sık sık. Üstelik küresel ölçekte ve yavaş afetler de var: Çevreyi yok ediyoruz kendi ellerimizle, yok ettiğimiz türler artık birkaçla sınırlı değil. Bu sefer insan eliyle tarihte ender görülmüş toplu bir “tür yok oluşu”nun içindeyiz.

Ayrılık var. Yok mu?

Bir de başarı diye bir şey yaratmışız tapındığımız. Afet felaket yokken bile gelecek başarıların peşinde kendi kendimizi korkunç bir psikolojik hal içinde tutuyoruz.

Mutlu olmak var mı?

Ölüm, afet, ayrılık, başarısızlık… Ya bunlardan birine doğru ilerliyoruz. Ya bunlardan birinin içindeyiz. Bu ikisi değilse yeni çıktık zaten birinden. Mutlu olmak diye bir şey var mı gerçekten? Mutlu olmak ne demek?

Anlamıyoruz ki. Bilmiyoruz. Ancak aşırı bir mutluluk içindeyken mutlu olduğumuzu anlayabiliyoruz. Diğer pek çok duyguyla olduğu gibi, duygularımızdan öyle uzaklaşmışız ki, sıradan ve sık mutluluklarımızı fark etmiyoruz bile.

Duygularımıza duyarsızlaşmışız. Hepsine, mutluluk dahil.

Ah şu platonik!

Platon yüzünden mi hepsi? Hani her kavramın, her nesnenin, her varlığın bir idealinin var olduğunu söyleyen arkadaş. Mutlu olmak nedir idealde? Kaf dağının ardında, zümrüdüankanın karnında mı mutluluk? Her kavramın bir ideali olduğuna dair yerleşmiş bir inancımız var belki. Oysa yok ideali falan. Olsa bile bana ne. Yaşam karmaşık, bütüncül bir şey. Hiçbir şeyin ideali tek başına diğer unsurlardan bağımsız olarak var olamaz. Var olsa bile bu bütünlüğün içinde, anlamayız ki.

İçinde olduğum doğru bir yaşam olsa, güzel bir yaşam olsa, ideal bir yaşam olsa neden mutlu olmayayım diyorsun belki. Doğru, güzel, ideal yaşamı tanımlayamazsın bile. Hadi tanımladın yaratabilir misin? Hadi yaratabildin, o senin doğrun, güzelin, idealin en cancana olduğun kişi için bile mutlak doğru, mutlak güzel, mutlak ideal olacak mı?

Mutluluk dediğin, olmayana ergi mi?

Mantıkta bir yöntem vardır. Böyleyse böyle diye diye olmayana ulaşırsın. Dersin ki bu imkansız olduğuna göre baştaki yaklaşımımız yanlış, ispatladık. Mutluluk dediğin, olmayana ergi mi?

Mutlu olmak mümkün değil mi?

İki duygu var hepsinin özünde

Kafanı karıştırmış durumdasın fena halde. Senin yapmana bile gerek yok ki, zaten nesillerdir kafanı karıştırıyorlar. Toplumun da kafası fena halde karışık.

Biraz temellere baksak oysa. Sadece iki tane temel duygu var, sadece iki: Tehlike varsa kaçınırsın, açlık varsa doyurursun. Yani duygulardan biri eksiklik, tehdit, huzursuzluk. Diğeri de huzur tabii ki. Tehlikelerden kaçabildiysen, ihtiyaçlarını giderebildiysen huzurlu olursun.

Tek hücreli bir canlı olmasak da, canlılığımızın temeli bu. Oluşturduğumuz kültürler, ürettiğimiz sanatlar, uzaya çıkmalarımız falan, hiçbiri bizi biyolojik bir canlı olmaktan çıkarmadı, çıkarmıyor. Temellerimiz aynı, hala aynı.

Mutlu olmak mutluluk kavramın yüzünden mümkün değil

Mutlu olmak, onu tanımladığın olmayan, ideal şekliyle mümkün sanıyorsun. Oysa biyolojin öyle çalışmıyor. Sen kendini tamamen mutsuz sanıyorken de, derinlerinde belirli ölçüde mutlusun. Mutluluk ve mutsuzluk, huzur ve huzursuzluk skalanın iki ucu. Ya birinde ya diğerinde değilsin. Her anında biraz biri var biraz diğeri. Mutlak olarak uçlardan birine gitmen de mümkün değil. Tamamen mutsuz olman da tamamen mutlu olman da yaşamla bağdaşan bir şey değil.

Mutlu olduğunu hatırladığın nadir anlarda, mutsuzlukla ilgili her şeyi göz ardı edebildiğin için öyle hissettin. Ama kötü bir haber vereyim: Mutlu olduğuna dair unsurları tamamen bastırabilmek çok daha kolay. O yüzden bastırma üzerinden çalıştığında, bunda ustalaştığında, yaşamın birkaç mutluluk adasının serpildiği bir mutsuzluk okyanusu olur.

Huzurlusun, mutlusun

Yaşamdasın. Az ya da çok huzurlusun. Az ya da çok mutlusun. Huzurunu ve mutluluğunu kendine itiraf edebildiğinde, onları azken bile hissedebildiğinde yaşamındaki huzur ve mutluluk daha da artar. Çünkü o duygunun amacı sana iyi olduğun yeri hissettirmektir. Nereye adım attığında iyi olduğunu hissedemiyorsan, mutlak iyi değil ama daha iyi yerlere nasıl ulaşacaksın?

Afette de mutlu olunur. Neşe, cümbüş, oynaş değil ki sadece mutluluk. İnsan yasta da, felakette de, savaşta da, kendi içiyle uyumlu yaşıyorsa mutlu olur. Hüzünde de tatmin vardır, öfke içindeyken de, korkuda da, iğrenirken bile. Yaşam her ne getirdiyse, onu kendi iç rehberimle uyumlu karşılıyorsam, her duyguda ve her durumda tatmin mümkündür.

Unutma, bahsettiğim tatmin de ideal tatmin değil!

Mutlak ve Kaf Dağının ardındaki, zümrüdüankanın karnındaki güzellikten, iyilikten bana ne. Ben bu haftamı biraz daha iyi, biraz daha güzel, biraz daha tatminli yaşayabiliyorsam yapabileceğim daha iyi ne var ki?

Kaf Dağı yerine kendi içine doğru adım at ki, dışarıdaki adımları da atabilesin. Bundan önceki yazılarıma da göz atarak anahtar duygularınla barışmak ister misin?

Yorum bırakın