Bir yerlerde güzel bir yaşam olmalı. Bir yerlerde güzel bir yaşam var ve orada her şey güzel. Ama işte ulaşamıyorum ona. Bu bozuk düzen bende sadece, bizde, sadece burada. Bir yerlerde bir zamanda her şeyin istisnasız güzel olduğu bir yaşam var ve ona ulaşabilmeliyim aslında.
Kendimize durup bunu itiraf etmesek de bu beklentiyle yaşıyoruz. Beklenti denemez aslında. Ona ulaşabileceğimize ilişkin bir varsayım bile değil. O mükemmelin var olduğuna dair bir yaklaşım sadece. Ama bir yandan da o mükemmelin varlığını içimde hissetmek, ona ulaşma açlığı oluşturuyor derinlerde bir yerde.
İdeal Yoktur
Ah şu ideal! Ah şu Platon! Onun başının altından mı çıktı bunca zırvalık?
İyinin ideali, mutlak bir hali var. Güzelin ideali var. Masa’nın ideali var, sandalyenin ideali var. Her kavramın ideali var. Gördüğümüz örnekleri de onun bozuk birer yansıması!
Yok öyle bir şey. Tanrıya ya da tanrılara inanıyorsan bile yok. Tek Tanrıya inanıyorsan o neyin ideali olabilir ki, çokluğun içinde bir ana ideal değil. Tek Tanrı. Çok tanrıya inanıyorsan, bir sürü tanrı var; yok bir tane ideal olanı.
İdeal dediğimiz şey, var olmayan, anlamak için, kavramak için zihinde oluşturduğumuz soyut bir kavram. Var olmayan bir şeyin peşinde daha kaç hayat heder etmeliyiz?
İdeal Varsa Bile Anlayamazsın İdeal Olduğunu
Hadi ideal diye böyle bir soyut kavramdan vazgeçmiş olalım. Peki ama en optimum bir örneği varsa? Yani tamam ideal bir soyut masa yok ama, en optimum, en güzel, en yarayışlı bir masa var. Kime göre neye göre? Bunu kim nasıl hesaplayabilir ki?
Bırakın soyut bir kavramı, güzellik gibi, ahlak gibi, dürüstlük gibi; hadi masanın ideal bir fiziksel örneğini yapın bakalım. Mümkün mü? Mutlak bir ölçütler listesi belirlemem ve ona göre mutlak ölçümler, değerlendirmeler yapmam gerekli. Kime göre mutlak? Neye göre mutlak?
Kesin olmamak olası en kesin çözüm. Kesin olmaya çalıştıkça, içinden çıkılmaz bir belirsizliğe gömülmekten başka yol yok. Kesinlik arayışı belirsizliğe gömer insanı. Oysa belirsizliğin makul bir seviyesine rıza göstererek edinirsin kesinliği yaşamında.
Her Düzen Bozuktur
İdealin olmadığı bir dünyada, her düzen bozuktur. O zaman seninki bozuk benimki doğru demek de ne? Onunki mutlak bozuk benimki mutlak doğru öyle mi? Hadi oradan demekten başka ne denebilir buna? Ama işte hep bu tuzağa düşüyoruz, tekrar tekrar düşüyoruz. Bıkmıyoruz bu tuzağın içinde debelenmekten.
Oysa her düzen bozuktur. Üstelik benimki seninkinden daha düzgün seninki benimkinden daha bozuk demek bile pek mümkün değil. Her şey o kadar karmaşık ki.
Bozuk Düzeni Mükemmel Yapmak
Bu karmaşıklıkta amacımız bozuk düzeni mükemmeliyle değiştirmek olunca hiçbir şey dememiş oluyoruz aslında. Sadece lafla eleştiriyoruz. Kendimizi kandırıyoruz. Bir şey yapmaya niyetimiz olmadığını saklıyoruz. Dönüşmek, değişmek karşısında mükemmelin fantazyasına sığınıyoruz. Bir şey yapacaksam her şeyi yapmalıyım deyip, her şeyi yapmak mümkün olmadığı için hiçbir şey yapmıyoruz.
Oysa tek yapmam gereken, bir şey yapmak.
Bozuk Düzeni Biraz İyileştirmek
Eyleme geçmemin, bir şey yapmamın öyle büyük bir bereketi ve rahmeti var ki. Ya doğru yaparım ve doğruyu yapmış olurum. Ya yanlış yaparım ve yanlışımı öğrenmiş olurum. Yaptığım şey biraz doğru biraz yanlış olacaktır çoğu zaman. Doğrusundan yararlanırım, yanlışından öğrenerek daha da fazla yararlanırım.
Mükemmel peşinde gitmek mümkün değil. Nerede ki o? İşte bizi bir çeşit felce mahkum eden zaten o mükemmel arayışı kılığındaki körlük.
Oysa bir şey yapmak ne kadar kolay. Nefes almak kadar kolay.
İyi olsun umuduyla bir şey yapmak ve yaptığından öğrenmek ne güzel. Yaşamak ne güzel.
Bozuk düzenin güzelliği içinde… Mükemmelinin zaten olmadığını bilerek… Mükemmeli olsa ve onun içinde olsam onun mükemmel olduğunu anlamamın da mümkün olmadığını bilerek… Ne güzel yaşamak. Gereksiz yüklerden arınmış olarak. Dünyayı sırtımdan indirerek yaşamak ne güzel.
Bir şey yapmanın yapılacak tek şey olduğunu bilerek.
Yaşamımın içine girerek.