Duralım biraz! Tamam, ama durmak ne demek?

Bayram, normal rutinimizden çıkmaya, yani durmaya bir fırsat. Hadi bu fırsatın paketini açalım bu yazıda, fırsattan yararlanalım bu sefer:

Bilmek değil, yapabilmek

Yaşam becerileri, bilince değil yapabilince yararlı olan şeyler. Bir becerinden haberdar olmak, onun farkına varmak değerlidir; ama devamı gelirse değerlidir. Farkındalığı başlangıç değil de varış gibi görürsek hiçbir farkındalığın bize yararı olmaz.

Bir beceriyi ‘bilmek’, bir beceriyi ‘anlamak’ da sadece yanılsamadır. Becerinin ölçütü kullanabilmek, yapabilmektir. Tanım öğrenmek, çoktan seçmeli test sorusunda detaylarla ilgili doğru seçimler yapabilmek, hatta klasik sınavda bir beceriyi detaylı olarak tarif edebilmek; o beceriyi kullanamıyorsak bir işe yaramaz. Hatta bazen becerinin farkındalığı ve beceri ‘hakkında’ detaylı bilgi sahibi olmak, o beceride ilerlememize engel olur. Potansiyel faydayı hissettiğimizde bir tatmin yanılsaması yaşarız. Bu tatmin yanılsamasını becerinin getireceği gerçek faydayla karıştırıp elimizde potansiyel faydanın hayalinin avuntusuyla kalabiliriz. Oysa farkındalığın ya da beceri hakkındaki bilginin sağladığı bu tatmin yanılsaması, bu beceriyi edinip ömür boyu kullanmanın getireceği faydanın binde biri bile değildir.

Kelimelerin anlam bulutu

Kelimeler kavramlardır. Her bir kelime bir kavramdır. Ve çok daha fazla kavram da kelimelerin bileşik halleriyle, kelime öbekleriyle ve cümlelerle ifade edilir.

Kelimelerin anlam bulutları vardır ve bunları yazmaya sözlükler yetmez. Sözlükte beş on anlamı ve kullanımı yer alan bir kelimeyi düşünün. Aslında o kelimenin anlam bulutunun nüansları çok daha geniş ve derin bir alana saçılıdır. Ve asıl önemli olan ise, kelimenin insanın kişisel dünyasındaki anlam bulutu dağılımıdır.

Biraz durmanız gerektiğini söyleyen güzel ve cafcaflı bir farkındalık ya da motivasyon cümlesi sizi çok etkileyebilir. Bu, sezgiseldir. İç dünyanızın bilince yönelik bir imdat çığlığının yansımasını yaşıyorsanız ve duyduğunuz şey bununla örtüşürse derin bir sezgisel etkilenim yaşayabilirsiniz. Bununla ilgili bir şeyler yapmak arzusu dolar içinize, bu sezgi üzerinden yürümek istersiniz. Güzel ama, durmak ne demektir ki? Nasıl durulur?

Durmak ne demek?

Durmak mecazi bir kavramdır. Gerçekte duran bir şey yoktur. Ve durmak diye bir şey de yoktur.

“Yerinde dimdik duran dağlar ne peki?” gibi bir çok örnek gelmiş olabilir aklınıza. Dağlar durmaz. Dünya ile birlikte dünyanın çevresinde ve yine dünya ile birlikte güneşin çevresinde muazzam hızlarda dönerler. Oluşum halindeki dağlar, onları oluşturan etkilerle mesela altlarındaki tektonik plakanın hareketine dayalı olarak yükselmeye devam ederler. Bir yandan da ısınp soğuyarak sanki yavaş yavaş nefes alıp veren bir varlık gibidirler ve ısınma-soğumanın yanısıra rüzgar ve su gibi dış faktörlere de bağlı olarak aşınır, yaşlanırlar.

Evinizdeki sehpa bile durmaz. Üzerine koyduğunuz sıcak çay termosuyla yüzeyinin ısınmasını düşünün mesela. Sehpanın kıpır kıpır olan içi termosun etkisiyle daha bir kıpır kıpır olur, ısısının artması iç hareketinin artmasıdır aslında. Şeylerin iç kıpırtıları vardır ve bir şeyin ısınması, iç kıpırtısının artması demektir.

Duramazsınız. Organlarınız çalışmaya devam eder, beyniniz çalışmaya devam eder, düşünceniz akmaya devam eder. Durmak mecazıyla kastettiğimiz, yaptığımız bir şeyi yapmayı bırakmak ya da azaltmaktır çoğu zaman. Başka zilyon tane şey devam eder.

Mecazi kelimelerin anlam bulutları daha bir geniş olur. Durmak kelimesinin anlam bulutu o kadar geniştir ki, bir şehir, hatta bir büyükşehir gibidir.

Peki o zaman ne olduğunu anlamadığımız şu durmak işini nasıl yapacağız? Çünkü içimizdeki bir yer, gerçekten de ihtiyaç duyduğumuz şeyin durmak olduğunu söylüyor! Sezgilerimiz çok değerlidir. Onlar bilincimizden çok daha büyük bir veri erişimine ve çok daha büyük bir işlem gücüne sahip olan bilinçaltımızdan gelirler. Durma ihtiyacımızı yabana atamayız. Ama ne olduğunu anlayamadığımız bir şeyi nasıl yapacağız?

Sorgu sırasını düzeltmek

Bilmediğimiz bir yola, keşfi başa alarak çıkabiliriz. Ne yapmamız gerektiğini çözememiş olabiliriz. Nasıl yapacağımızı da bilemeyebiliriz. Önce başka bir soru gereklidir: Niçin, neden?

Neden durmamız gerektiğini kendimize sorup bir açıklama kurarsak ve açıklamaya tekrar neden diye sorup daha derin bir açıklama elde edersek… Ve böyle gerçekten güçlü bir açıklama elde edene kadar devam edersek, işte o zaman asıl kök nedene ulaşır ya da ona yakınlaşırız. Olası bir kök neden tam doğru olmasa bile bize en azından biraz iyileşmiş bir yön verir. Yönümüzü belirleyince nasıl ve ne sorularına cevap bulmakta kolaylaşır. Ve bu yaklaşımda hata yapmak bile biraz geriden alıp yeniden denediğimizde bizi daha iyi bir noktaya getirir.

Herkesin durması kendine

Durmak herkes için biraz farklı bir şeydir. Çünkü insanların durma ihtiyaçlarının dereceleri ve nedenleri birbirinden farklıdır. Hatta aynı insanın farklı zamanlarda ve durumlardaki durma ihtiyaçları bile birbirinden farklı olabilir.

Ahmet için durmak

Ahmet 40 yaşlarında bir pazarlama müdürü olsun. Teknolojinin pazarlama alanındaki etkilerini zamanlıca yakalamış ve bu sayede hem kendi kariyerini hem de şirketinin başarısını güzel bir noktaya getirmiş. Sosyal ilişkileri de güçlü Ahmet’in. Ailesi, hayır kurumları, arkadaşları, daha geniş çevresi, hepsi yerli yerinde. Son yıllarda meditasyon da yapmış epeyce. Her hafta en azından bir gününü ‘durarak’ geçiriyor. Yüksek derecede huzur yakalayabildiği çok an var ve bunlar için şükrediyor.

Kilosu biraz rahatsız ediyor aslında. Kilo ve bağlantılı konular… Şeker seviyesini ölçmeyi ve gereken şekilde kendine müdahale etmeyi öğrendi mesela. Dizlerinden ve belinden de çok ızdırap çekiyor ama olacak o kadar.

Durma gününde sık sık telkin içerikli konuşmalar da dinliyor. Durmanın ne kadar önemli olduğunu bildiği ve aktif olarak durmak için kullandığı gün olduğu halde bu konuşmalar hala içinde bir şeyleri kıpırdatmaya devam ediyor. Oysa zaten haftada bir gününü durmaya ayırıyor birkaç senedir. Hatta en sevdiği tatlıları kendi başına yapmayı bile öğrendi bu durma günlerinde o tatlılardan yapıp yiyor bazen.

Yine de içinde derinlerde bir yerde durmaya ilişkin şeyler duyup dinledikçe özellikle, bir huzursuzluk kıpırdanıp duruyor. Kendine 9 kat yatağın altındaki bezelye tanesinden rahatsız olan prenses öyküsünü hatırlatıp bastırmaya çalışıyor huzursuzluğunu. Durmayı yaşamına zaten bu kadar almışken, neden hala bu durma isteği, arzusu? Neye işaret?

Şimdi temsili dostumuz Ahmet’in yapabileceği temsili bir kök neden araştırmasını birlikte yürütelim. Kendi içinde bir konuşma bu, iki farklı kişi arasında karşılıklı gibi değil de bir iç konuşma gibi takip edebilirsiniz:

– Neden durma ihtiyacı hissediyorum?

– Duruyorum ya zaten! Haftalık durma günüm bile var. İki mi olsun yani?

– İki yapsak rahatlama olur mu?

– Olmaz sanki.

– Demek ki rahatsızlık var ve bu rahatsızlığı bastıramıyorum. Ve durma süremi artırarak da çözülemeyecek gibi.

– Bir sorun yokken sorun mu yaratıyoruz yok yere?

– Yani durma ihtiyacını hissediyorum. Bir huzursuzluğum var ve reddedemiyorum varlığını. Bu huzursuzluk durmayla ilişkili gibi. Kısaca durma ihtiyacını hissediyorum diyebilirim.

– Peki, anlaştık bu kadarında.

– O zaman ikinci derinlikteki neden sorusuna geçelim. Neden huzursuz hissediyorum?

– Aslında ne gerek var huzurluğa değil mi? Baksana insanların hallerine! Neler neler çekiyorlar! Ben zaten görece iyi durumdaydım. Birkaç yıldır yaşam kalitemi daha da iyileştirdim. Yani içsel huzurla ilgili de epeyce mesafe aldım.

– İyi de a canım, şu kilo olayı yok mu?

– Var tabii de, dünyada çok yaygın zaten o sorun. Üstelik yani şeker ölçmeyi, kendime müdahaleyi falan da öğrendim.

– Ama sağlığımızı çok etkilemeye başladı bu yeme işi ya. Üstelik sadece sağlık da değil. Hareketlerimi, yapabildiklerimi, yaşam kalitemi de belirgin şekilde etkilemiyor mu?

– Ama…

– Sakın bezelye deme yine. Oğlum kaç kiloyuz ya, bezelye mi kaldı?

– E ama yapılacakları yapıyorum işte?

– Yapılacakları yapıyorum da bu konu zaten yapmaktan değil de durmaktan çıkmadı mı? Düşünsene…

– Ne yani? Kiloyla ilgili bir şey yapmak değil de durma olayıma kiloyu da katmak mı gerekli?

– Olabilir mi?

– Dur bakalım; soru zincirini yeniden ele alalım. Neden durma ihtiyacı seziyorum? Çünkü içimde bastıramadığım bir huzursızluk var. Peki neden içimde huzursuzluk var?

– Çünkü durmaya yaşamımda genişçe yer ayırdığım halde yeme konusunda durmayı kullanmıyorum. Bundan olabilir mi?

– Durma ihtiyacım yemeye ilişkin öyleyse?

– İyi de ama can boğazdan gelmez mi ya? Yemede durmak olur mu be?

– Can boğazdan gelir de, boğazdan da gidecek bu gidişle!

Bu aşamada Ahmet’in gözleri yaşardı. Fısıldadı kendi kendine: “Durmazsak öleceğiz be oğlum! Sürüne sürüne öleceğiz ve hatta başladık da zaten. Biraz biraz ölüyoruz işte.”

Bir ara verir Ahmet, bu düşüncelerin üzerine bir iki gün geçirir. Sonra neden sorusunun cevabını netleştirir: “Durma ihtiyacım var çünkü yeme davranışımı öyle başıboş bıraktım ki fiili olarak uzun süren ve acılı bir intihar halindeyim.”

Bunu hazmedince sıra, nasıl sorusuna gelir.

Seçenekleri biraz araştırınca hareket artırmanın ya da diyetlerle kendini zorlamanın durmak kavramıyla ilişkisini kuramaz Ahmet. Üstelik bu yollar hiç de içine sinmiyor gibidir.

– Neden durma ihtiyacı hissediyorum?

– Çünkü yemedeki durma bilmeyen davranışım beni yavaş yavaş ve işkenceyle öldürüyor.

– O zaman nasıl durmalıyım?

Bunun üzerine devam eden düşünceleri, denemeleri ve elde ettiği sonuçlar, Ahmet’i herhangi bir şey yerken ara ara durup yoklama noktasına getirir.

– Nasıl durmalıyım?

– Yeme davranışıma odaklanarak durmalıyım.

– O zaman şimdi ne yapmalıyım diye sormaya sıra geldi mi?

– Evet, yani durmak benim için ne olmalı? Durmak benim için ne demek?

– Yeme niyeti ve yeme davranışı sırasında durmak ve kendime bunu niye yiyorum, gerek var mı diye sormak!

– Evet, benim için durmak bu!

Çok kolay olmaz tabii. Kimi zaman ağız tadına, keyfine ve eski alışkanlıklarına zulüm ölçeğinde yemeden kaçınır Ahmet. Sonra da intikam alır gibi yeme dönemleri yaşar. Ama yemede durmaya devam ettikçe kendine iyi gelen, sürdürülebilir ve sağlık sorunlarını hafifleten bir yeme tarzına kavuşur.

Yeşim için durmak

Yeşim bir öğrenci olsun. Yüksek lisans yapıyor. Dersleri verdi ve tezde de hayli ilerlemiş bir aşamada. Rahatlık denen şeyle önceden beri pek arası yok. Lisede bile gayet sıkı çalışan bir öğrenciydi. Gelişmeye çok önem veriyor. Dersler dışında da sürekli aktif. Boş zaman geçirmeyi hiç sevmez. Dinlenmeye ve eğlenmeye zaman ayırmayı da ihmal etmez ama. Aslında şu son seneye kadar her şey güzeldi. “Akıcı yoğun bir trafik” gibiydi yaşamı. Ama şu son sene artık dersler bitip üzerindeki yük azalmış olduğu halde, rahat rahat tezini yazması gerekirken, beyninde bir sis var sanki.

Yeşim’in olası iç muhasebesini uzun uzun yazmayalım. Olası bir sonuç senaryo yazacağım sadece. Ama unutmayın bu özetlediğim farazi durumun bin türlü farklı okuması yapılabilir. Sadece olası bir örnek çıkarım olarak sunuyorum:
– Neden beni duraklamaya zorlayan bir beyin sisi hissediyorum?

– Çünkü çok yoğun bir yaşamım ve belirsizlikler var.

– Ama daha önce üstelik uzun sürelerle daha yoğun geçen dönemlerim de oldu. Üstelik ne sosyal yaşamımı ne de kendimi ihmal etmemiştim o zamanlar. Şimdi yoğunluk görece daha az olduğu halde kendimle de düzgün ilgilenemiyorum.

– Öyleyse yoğunluğun yükü değil de biçimi farklı olabilir mi? Beni durmaya zorlayan bir beyin sisi hissediyorum çünkü alışık olmadığım tipte yüklerle karşı karşıyayım diyebilir miyim?

– Mantıklı gibi. Peki neden şu anki yükler benim için alışılmadık?

– Danışman hoca tez aşamasında beni fazla yönlendirmedi, başıboş bıraktı. Kendi çerçevemi neredeyse tamamen kendim oluşturmam ve doğrulamam ve düzeltmeleri de kendim yapmam gerekti.

– O zaman diyebilirim ki, eskiden farklı olarak kendi yaşamıma liderlik etme ihtiyacım oluştu. Buna da pek alışık değilim. O yüzden bu yönde gelişimimi destekleyecek durmalara, duraklamalara ihtiyacım var.

– Evet, bu güzel oldu. Üstelik nasıl sorusunun cevabını da vermiş oldun: Kendime liderlik etmemi destekleyebilecek duraklamalar.

– Peki öyleyse ne yapmalıyım?

– Yaşamımı hafta olarak ele alayım. Günlük ve haftalık durma zamanları belirleyip bunlarda lider bakışıyla yaşamıma bakayım.

– Anlaştık.

Başka durmalar

İki durma örneğini biraz detaylı olarak konuşmuş olduk. Başka ne tür durmalar olabilir, kısa başlıklar halinde örnekler verelim:
Yaşamında boşluk fazlaca artmış bir insanın bir çeşit durma olarak durmanın kendisini bırakması.

Anneliği helikopter anneliğe çevirmiş bir insanın çocuklarına aşırı odaklanmada durması, biraz geri çekilmesi.

Yaşamın maddi bağlamlarına kendini fazla kaptırmış bir insanın durması, bunları azaltıp derinliklere daha fazla odaklanması.

Bir hayal ya da genel olarak pratikten kopuk teori alanında kendi içine fazlaca düşmüş bir insanın iç cephede kendi kafasının içine bu kadar düşmekten kendini alıkoyması için durması.

Sezgisel olarak kendine ve çevresine yeni bir ufuk sunabileceğini hisseden bir insanın aktivitelerini azaltıp uzletini artırması

Soru

Sizin için durmak ne anlama geliyor?

2 comments

Mustafa Acungil için bir cevap yazın Cevabı iptal et