Çelişki ve Çatışma Yaşamdır — paylaşım kartı

Ölçeğe Geçmek

Çelişki ve Çatışma Yaşamdır · İkinci Kısım: İkilikten Ölçeğe · Sayfa 3/28


Elimizdeki alet formel mantık. Farkında olmadan kullanırız; üstelik en çok da hiç uygun olmadığı yerde, yaşamın kendisinde.

Çelişkiden kaçışımızın bir bölümü inatla değil, bu aletle ilgili. 1 ve 0'la bakan göz, arada olan her şeyi eksik görür; eksik gördüğünü de çelişki sanır. Önce aletin kendisine bakalım: Nereden geldi, nerede işe yarıyor, yaşamda neyi kırıyor? Sonra yerine bir başkasını, ölçeği koyup onu çok tanıdık üç dertte deneyelim.

1 ve 0

Çelişkiden neden bazen farkında bile olmadan kaçıyoruz? Bu sorunun birçok boyutu var, ancak temel sebeplerden biri, çelişkiyi ele alırken yanlış araçları kullanıyor olmamız. Bir alet mükemmel şekilde geliştirilmiş olabilir, biz de onu kullanmayı iyi biliyor olabiliriz. Ama yıldız tornavidayla düz bir vidayı çıkaramayız. Anahtarlar kapıları açar, ancak her anahtar her kapıyı açmaz. Becerilerimizi doğru yerde kullanmak zorundayız.

Mantıklı davranmak meselesini ele alalım. Mantıklı davranmak bir beceridir, ancak bu kavram ne anlama gelir? Sağduyu anlamına gelen mantıklı davranmak ile formel mantık aslında çok farklı şeylerdir, fakat çoğu insan bu iki kavramı zihninde kaynaştırmış durumda.

Peki yaşamın akışı içinde mantıklı davranmak her zaman doğru mudur? Sağduyu ile formel mantığı ayırt edemediğimiz sürece bu soruya cevap veremeyiz. Hatta bu ayrımı yapmadan sorunun kendisi bile anlamsız hâle gelir. Eğer ayrım yapamıyorsak soruya şu şekilde cevap veririz: "Tabii ki mantıklı!"

Mantıksız davranmaktan kaçınırken gerçekten sağduyumuza mı dayanıyoruz, yoksa formel mantığın katı kurallarına mı dikkat ediyoruz? Çelişkiden kaçma tepkilerimizin bir kısmı, formel mantığın, farkında bile olmadan günlük davranışlarımıza sızmasından kaynaklanıyor.

Sağduyu ile formel mantığı ayırt edebilmek için önce formel mantığın temellerine göz atalım. Formel mantık, üç temel ilkeye dayanır:

  • Özdeşlik: Bir şey, neyse odur.
  • Çelişmezlik: Bir şey aynı anda hem kendisi hem de kendisinin değili olamaz.
  • Üçüncü Durumun Olanaksızlığı: Bir önerme ya doğrudur ya yanlıştır; üçüncü bir ihtimal yoktur.

Özdeşlik ilkesine göre 1 birdir, 0 ise sıfırdır. Çelişmezlik ilkesine göre, 1 aynı anda hem 1 hem de 1-değil olamaz. Üçüncü durumun olanaksızlığına göre, "1 aslında sıfırdır" gibi bir önerme ya doğru ya da yanlıştır, biraz doğru biraz yanlış olamaz.

Şimdi formel mantığın yaşamımızdaki etkilerine bir göz atalım. Örneğin, yaşamın anlamı üzerinde düşünelim.

Sağduyu ile bakarsak, yaşamın belirli bir anlamı olduğunu, kendimize eziyet etmeden yaşamı daha anlamlı kılmak için makul çabalarla onu güzelleştirebileceğimizi biliriz. Formel mantıkla bakarsak, yaşam ya anlamlıdır ya da anlamsızdır. Yaşam hem anlamlı hem de anlamsız olamaz. Yaşamın anlamlı olduğunu ispat etmek neredeyse imkânsızdır, çünkü formel mantığa göre, tek bir anlamsız hissettiğimiz an bile, yaşamın anlamsız olduğunu kanıtlamaya yeter.

Sağduyuyla bakarsak anlam arayışı zenginleştirici olabilir; aynı soruya formel mantıkla bakmak ise bizi çaresizliğe sürükler. Mantık gerçekten önemlidir; ama bu ilkeler ancak bir konuyu iyice indirgeyip diğer bütün unsurları devre dışı bıraktığımızda kullanılabilir. Yaşamın tamamına uygulandığında sonuç kaçınılmaz olarak hayal kırıklığıdır.

Yaşamın anlamı üzerine sorular sormak bu tuzaklardan yalnızca biridir. Kendimize verdiğimiz değer, yaptığımız işin kalitesi, ne yapmak istediğimiz… Sağduyuyla bakıldığında, bu soruların cevapları her zaman net değildir; biraz öyle, biraz böyledir. Ancak bunları farkında olmadan formel mantıkla ele aldığımızda, her şey ya tamamen mükemmel ya da tamamen başarısız olur. Formel mantığın 1 ve 0 yaklaşımıyla baktığımızda, her şey ya vardır ya da yoktur.

Temelinde formel mantık bulunan bilgisayar bilimleri bile, hâlâ 1 ve 0 ile çalışan makinelerin üstüne bulanık mantık gibi dereceli yaklaşımlar kurmuştur. Ancak, kendimizle ilgili değerlendirmelerde hâlâ bu katı düşünme kalıplarına sıkışıp kalıyoruz ve sonuçta çoğu zaman yaptıklarımızın ne anlama geldiğini anlayamıyoruz.

Detaylara Hapsolmak

Hadi yaşamda küçük detayların izini sürelim. Bu küçük ayrıntılar gerçekten var mı, yoksa biz mi onları zihnimizde büyütüyoruz? Yaşamın her alanında, küçük detaylara fazlasıyla odaklandığımızda, büyük resmi nasıl kaybettiğimizi fark etmeyiz bile.

Bir binanın yüzeyine giydirilen veya bir reklam panosunda yer alan grafiklere bakalım. Bu tasarımlar dijital ortamda hazırlanıp bir malzemeye basılır; görüntünün temel yapı taşlarına piksel adı verilir. Pikseller, küçük noktalardır ve her biri yalnızca tek bir renk barındırabilir. Tıpkı yaşamın küçük ayrıntıları gibi, bu pikseller de tek başlarına pek bir anlam ifade etmez, ama bir araya geldiklerinde büyük ve etkileyici bir görüntü oluştururlar.

Yeterince uzaktan baktığımızda, bu pikseller birbiriyle kaynaşır ve büyüleyici bir görsel ortaya çıkar. Fakat yaklaşıp piksellere daha yakından baktığımızda, bu sihir kaybolur. Artık sadece küçük, bağlantısız noktalar görürüz. Detaylara fazlasıyla odaklandığımızda, büyük resmi kaybetmek işte tam da böyle bir şeydir. Mesafeyi ayarladığımızda, bu küçük noktalar bir anlam ve güzellik kazanır.

Bu, sadece görsel bir metafor değil, aynı zamanda beynimizin ve zihnimizin işleyişiyle de ilgili bir olgudur. Bir nöronun temel sinyali, aksiyon potansiyeli dediğimiz basit bir elektriksel sinyaldir ve hep-ya-hiç çalışır: ya ateşlenir ya ateşlenmez. Biyolojinin kendi 1 ve 0'ı. Ancak bu sinyallerin sıklığı ve birleşimiyle düşüncelerimiz, hislerimiz ve anılarımız şekillenir. Yani küçük detaylar büyük ve beliren bir yapı ortaya çıkarır. Tıpkı piksellerde olduğu gibi, sinir hücreleri de basit sinyallere dayanır; ancak bu sinyallerin birleşimi karmaşık bir düşünce ve duygu dünyasını ortaya çıkarır. Oysa mantık, yaşamı tıpkı bir bilgisayarın piksellere dayanan '1 ve 0' dünyasında olduğu gibi, keskin sınırlarla anlamlandırmaya çalışır. Bu katı çerçeve, bazı detaylarda yerine göre çok işe yarasa da, hayatın karmaşıklığını açıklamakta her zaman yeterli olmaz.

Geçişlerde Akan Yaşam

Basit temellerin üzerine inşa edilmiş kocaman ve karmaşık bir yaşam, sürekli bir akış içindedir. Yaşam, geçişlerdedir.

Mesela herhangi bir anda tamamen aç ya da tamamen tok değilizdir; biraz aç, biraz tok oluruz. En aç olduğumuzda bile, vücudumuzda hâlâ kullanılacak enerji depoları bulunur. Aynı şekilde, tok hissettiğimizde bile aslında biraz daha birşeyler yemek zorlayıcı da olsa mümkündür. Tokluktan açlığa ve açlıktan tokluğa bir anda geçmeyiz, her şey bir süreçtir.

Aynı durum motivasyon için de geçerlidir. Eksilmez bir motivasyon kaynağı ya da tamamen tükenmiş bir motivasyon hâli yoktur. Motivasyonumuz azalır, sonra tekrar çoğalır. Bu geçişleri fark etmek ve anlamak, motivasyonumuzu daha iyi yönetmemizi sağlar. Motivasyonunun ne zaman çoğaldığını ve ne zaman azaldığını keşfetmek, bu süreçleri bilinçli bir şekilde yönetmek, yaşamı yaşanılır kılan şeylerden biridir. Bunu yapmazsak, sadece "hiç motivasyonum yok" gibi etiketlerle kendimizi sınırlamış oluruz.

Yaşayan bir insan, yaşamın aslında sürekli bir geçiş hâlinde olduğunu, bu geçişlerin azalan ve çoğalan bir ritimle ilerlediğini fark eder. Bu geçişleri her gün farkında olarak ya da olmayarak yaşar, yönetir ve denetler. Ancak bazen, bu akışın doğasını unutup 1 ve 0 tuzağına düşeriz. Yani ya tamamen motive ya da tamamen tükenmiş, ya tamamen aç ya da tamamen tok olduğumuzu düşünürüz. Oysa geçişler bu kadar keskin değildir.

1 ve 0'ın yerine koyacağımız şey de bu: uçlar değil, uçlar arasındaki ölçek.

Çevik Yaşam danışmanlıklarımda bu 1 ve 0 tuzağına çok sık rastlarım. Bu tuzak, insanın kendi yaşamını çözünürlüklü görememesine sebep olur. Temelinde, bilinç ile iç bilinçler arasındaki ilişkinin sağlıklı bir şekilde sürdürülememesi yatar. Çünkü içimizde tek bir ses yok. Bilinç, kendini duyan sestir. İç bilinçler ise onun duymadan birlikte çalıştığı ötekiler: algıyı, alışkanlığı, duyguyu, bedeni yürütenler. İç bilinçler çelişkileri tolere edebilir, bazen de onları bilince hiç taşımadan yönetir. Bilince ulaşan sorunlar ise genellikle göz ardı edilemeyecek kadar büyük ve çözülmesi zor problemlerdir.

Bilincimiz, her şeyi keskin sınırlarla anlamlandırma eğilimindedir. Çelişkilerle başa çıkmayı öğrenmediyse, bu sorunlarla yüzleştiğinde zorlanır. Bir sorunla uğraşırken geçişleri ve akışı gözden kaçırır, 1 ve 0 tuzağına düşer. Oysa iç bilinçler liderlik beklentisiyle hem 1 hem de 0 dürtülerini bilince iletir. Geçişlere odaklanmayan bilinç, bu dürtüleri liderlik için kullanmak yerine savrulmalar yaşar.

Ölçek Üç Tanıdık Dertte

Bazen sadece algımızı değiştirmek bile, yaşamımızdaki birçok problemi çözmeye yeter. Ölçeğin en çabuk sınandığı yer de en çok yakındığımız üç derttir: mükemmeliyetçilik, özdeğer, motivasyon. Üçünü de 1 ve 0 diliyle konuştuğumuzda sorun büyür.

Şimdiye kadar gerçekten mükemmeliyetçi bir insan görmediğimi söylesem? Karşılaştıklarım ya mükemmeliyetçi olduklarından şikâyet ediyorlardı ya da bu özellikleriyle övünüyorlardı. Şikâyet edenlerin içinde bile bir parça gurur, övünenlerin ise derinlerde saklı bir memnuniyetsizlikleri vardı. Ve ne şikâyet eden ne de övünenler gerçekten mükemmeliyetçiydi.

Peki neden? Bir işin mükemmel hâli diye bir şey var olabilir mi? 10 dakika daha çalışsak daha iyi olmaz mı? 10 saat daha? Hatta 10 yıl? "Bundan daha iyisine gerek yok, bu kadarı yeterli" diyen kişi zaten mükemmeliyetçi değildir; yapabileceğini yapmış, tatmin olmuş, geçip gitmiştir. Çünkü bu iş 1 ve 0 gibi keskin bir durum değil, bir ölçek meselesi; bir işi daha az ya da daha fazla özenle yapabiliriz. Kendini mükemmeliyetçi etiketine saplayanlar aslında bu ölçeği kaybetmiş, durma ayarı bozulmuş insanlardır ve etikette kaldıkları sürece bir türlü çıkış yolu bulamazlar.

Tamlığı, ara değerleri olan bir ölçek değil de 1 ya da 0 olarak ele almak, mükemmeliyetçiliği üzerinde çalışma bile yapılamayacak bir bataklık hâline getirir. Durma ayarı, tamlığın 1 ve 0 şeklinde iki değerden ibaret olmadığını anlayınca üzerine çalışılabilir bir şey hâline gelir.

Ya özdeğer, değer algımız?

Danışmanlıklarımda konu sık sık kişinin kendine verdiği değere döner. Kişi hem kendine hem de başkalarına değer veriyorsa, yaşam onun için adeta bir cennettir. Kendine değer verip başkalarına vermeyenler sahte bir cennettedir; çevrelerine açık, kendilerine gizli bir cehennem yaşatırlar. Başkasına değer verip kendine vermeyenlerse kendi hayatlarını cehenneme çevirirler. Ne kadar büyük olursa olsun, bir değeri 0'la çarptığımızda sonuç 0'dır. Bir de ne kendine ne de başkasına değer verenler var. Onlara hiç girmeyelim bile.

Ama biraz duralım bakalım. Böyle matrise oturtulacak matematik kesinlikte bir şey mi değer vermek ya da vermemek. 1 ve 0 tuzağına düşmedik mi yine? Tek bir değeri 1 ve 0 olarak görmek yerine kendimiz ve başkası diye 2×2'lik bir matris kurduk ve onun içinde dört ayrı ikilik yarattık yine. Oysa bu kadar köşeli, bu kadar indirgenmiş bir yaklaşım yaşamın doğasını yansıtmaz. Değerli hissetmek de değersiz hissetmek de mutlak değil, birer ölçek. Biraz değerli ya da biraz değersiz hissedebiliriz; değerimizi artırabilir ya da düşürebiliriz. Başkalarına ilişkin değer algımız da ölçek hâlindedir.

"Hiçbir şeye motivasyonum yok." Bu cümleyi ne kadar sık duyuyoruz! Karşımdaki kişi bana bunu her söylediğinde, ona söylemesem de içimden geçen şudur: "E ama sabah kalkacak motivasyonun varmış işte; buraya gelmişsin ya da ekran başına geçmişsin, giyinmişsin, birkaç gündür yemek yemişsin ki gerekli enerjiyi bulup konuşuyorsun." Hiçbir şeye motivasyonumuz olmadığını hissetmek de 1 ve 0 tuzağıdır; bir etiket, bir toptancılıktır. Yaşamın içinde kendimize sağladığımız küçük motivasyonları görmeyince o etikete sığınırız.

Bu üçünü, mükemmeliyetçilik, özdeğer ve motivasyonu şimdilik park edelim. Kitap boyunca ara ara dönüp yeniden yoklayacağız; model her seferinde önce bu üçünde kendini gösteriyor. Üçünün her birinin kendi vadisinde dolaştığım ayrı bir kitap da var: Üç Vadiden Kendine Yolculuk. Orada bu üçü kendi dertleri olarak yaşanıyor; burada ise onları model çalışırken izliyoruz.

*

Formel mantık kendi alanında kusursuz, yaşamda kaba; çünkü yaşam geçişlerde akıyor. Mükemmeliyetçilikte de, özdeğerde de, motivasyonda da sorunun büyük bölümü, o üçünü 1 ve 0 olarak ele almamızdan geliyormuş.

Peki 1 ve 0'ın yerine ölçek koymakla iş biter mi? Ölçeğin de kendi tuzakları var, biraz da onlara bakalım.


← İkilikten Ölçeğe  |  İçindekiler  |  Ölçekte Yaşamak →

© 2025, 2026 Mustafa Acungil. Tüm hakları saklıdır. Bu kitap web sitesinde ücretsiz okunması için sunulur ve zaman zaman güncellenebilir (canlı kitap · Sürüm: 2026-44). Bağlantıyı paylaşmakta özgürsünüz; metni kopyalayıp başka yerde yayımlamak izne tabidir. Ayrıntı → Haklar ve Kullanım.