Elmayı Gördün Mü? · Sayfa 24/33
Görüntülerin olmaması evet yeri geliyor avantaj oluyor ama görüntülerin olmadığı bir iç dünyada iletişim kolay mı? Bu sorunun cevabını, kelimelere olan muhtaçlığımda bulacaksınız.
Kelimeler, sevgili kelimeler! Onlara öyle muhtacım ki, afant olmayan birisi anlayamaz halimden! Görsellerin ve seslerin eksik olduğu bir dünyada, kelimeler benim en büyük hazinem.
Çocukluğumda ara sıra sinir krizi gibi bir hal geçirirdim. Titrerdim, konuşamazdım, gözlerimden yaşlar akardı. Müthiş bir tıkanmışlık ve çaresizlik hissi! Bir keresinde ablamın eline flütle vurduğumu hatırlar gibi oluyorum, ama bu da bir rivayet gibi zihnimde. Ne o kriz hallerim beliriyor gözümde ne de flütle ilgili anı. Ama yaşamış olduğumu biliyorum. Zamanla, ergenliğe adım attıkça bu krizler kayboldu.
Bu krizler ve çocukluğumdan pek az şey hatırlamam bir zamanlar endişe uyandırmıştı bende. Acaba erken dönem travmalarım vardı da onları bilinçaltıma mı itmiştim? Afant olduğumu öğrendikten sonra taşlar yerine oturdu. Geçen hafta olanları bile pek hatırlamıyorum ki! Mesela, kimlerle danışmanlık yaptığımı hatırlamak için takvime bakmam gerekir. Görsel olarak hatırlamam imkânsız, ama örüntüleri çok net hatırlarım.
Yani anıların azlığı ya da yokluğu, ille de travma yüzünden bastırmaya işaret etmiyor. Afant olduğumu bilmek, bu hatıraların eksikliğini anlamamı sağlıyor. Eğer varsalar bile, örtülü travmalar beni çok da etkilemiş görünmüyor; yaşayıp geçmişim.
Peki, ya o sinir krizleri? Onların sebebi iç iletişimle ilgili. Afant değilseniz, düşüncelerinizde, hatıralarınızda, duygularınızda ve hayallerinizde görüntüler ve sesler önemli bir rol oynar. Benim zihnimde ise ne görüntü var ne ses! Bilinçaltım, rüyalar dışında, uyanık olduğum anlarda bilinçli zihnime herhangi bir görüntü ya da ses gönderemiyor. Düşüncemde, hayalimde, hatırlamamda, duygularımda… hiçbir şeyde görüntü de yok, ses de yok.
Peki, benim neyim var? Sesi olmayan soyut bir dilim var sadece. Eğer afant değilsen, benim bu durumumu tam anlamıyla hayal edemeyeceksin.
Evet, bilinçaltım bana soyut kavramlar ve imgeler gönderebiliyor. Ama en çok: Sesi olmayan, soyut bir dille konuşuyor. Bu soyut kelimelerle iletişim kuruyor benimle. Zihnimde ne varsa, kelimelerle var.
Büyürken soyut durumlara dair deneyimlerim hızla gelişti, ama bu soyut durumları açıklayacak kelimelerim aynı hızla gelişemedi. İçimdeki karmaşa kelimelerle bilinçli zihnime akamıyordu. O sinir krizleri, içimde biriken bu kıyametin dışa vurumuydu.
Babam öldüğünde, bir damla gözyaşı dökmedim. Geçmiş sıkışmışlık hallerimin sebebini şimdi daha net anlarken, ağlıyorum ama. O sıkışmışlık hallerinin sebebini afantlığa bağlamamın doğru olduğunu, kelimelerin kutsiyetini idrak ederken ağlıyor olmamdan anlıyorum. Kelimelerin ne kadar kıymetli olduğunu bu serin duygularımla hissettiğim kadar hissedebiliyor musun? Kelimelerin varlığıyla ağladın mı hiç? O sıkışmışlığın kutsal genişlemesi ve açılımı ne kadar değerli, fark edebiliyor musun? Kelimenin kendisi seni hiç gözyaşlarına boğdu mu?
← DUYGULARIN SERİNLİĞİ VE MESLEKİ ZORLUKLAR | İçindekiler | BOŞ SAHNE: AFANT ZİHNİNDEKİ KARANLIK DÜNYA →
© 2024, 2026 Mustafa Acungil. Tüm hakları saklıdır. Bu kitap web sitesinde ücretsiz okunması için sunulur ve zaman zaman güncellenebilir (canlı kitap · Sürüm: 2026-08). Bağlantıyı paylaşmakta özgürsünüz; metni kopyalayıp başka yerde yayımlamak izne tabidir. Ayrıntı → Haklar ve Kullanım.