Kurgunun Sonu · Yarışma Öyküleri · Bölüm 4/28
Habel Asia, yine olayların en içinden bilgileri sunuyor. Seçme üyelerimiz olarak her zamanki gibi, çok az kişinin ulaşabildiği, en nesnel, en hızlı ve en yansız haberlere ve geçmiş perspektife ulaşacaksınız.
2200'lü yıllarda yeni genetik soyların oluşturulmaya başlamasından beri görülmemiş bir olay yaşanıyor bugün: Tüm soylar arasında barışın zemini sonunda oluştu. Buralara gelinirken neler yaşandığını gerçek anlamda çok az kişi biliyor. Toplumun geneline yansıyan haberlerin ötesinde, kapalı kapılar ardında yaşananları, kimsenin hatırlaması uygun görülmediği için unutturulmaya çalışılan detayları bu kayıtta bulacaksınız.
Birleşmiş Soylar teşkilatının oluşmasını sağlayan anlaşmanın sonunda imzalanmış olması, sadece 3033 yılının değil, içinde bulunduğumuz on yılın, hatta yüzyılın en önemli olayı.
Maxonlar, Knotlar, İntelekler, Myonlar ve değişmemiş insanların ortak tarihi hem uzun hem de çok acılarla dolu.
Genetik biliminin olgunlaşmaya başladığı 2200'lü yıllarda bu işi ticari olarak anlamlı bir şekilde başarabilen ilk şirket o dönemlerde pek çok başka örnekte görüldüğü gibi cinselliği kullanmıştı. Bu yaklaşım başkalarınca da onlarca kere denenmişti zaten. Ama Myonlara ismini veren Myon Co, sadece seksi olanı değil elf tipi güzelliği, çok doğal ve kadınsı (ya da erkeksi) bir karakteri, yükseltilmiş ve sürekli şehvet gereksinimini bir araya getirmeyi başarmıştı. Tek firma hakimiyetinde olduğu için bu genetik tipin üreme yeteneği bir tam yüzyıl boyunca engellenmiş olarak kalabildi.
Knotları tek bir firma geliştirmedi. Pek çok firmanın geliştirdiği pek çok genetik tipin ortak özellikleri, çalıştırılmak üzere geliştirilmeleri ve düğüm düğüm kaslara sahip olmalarıydı. Knot tiplemesi yoğun kas gücü, düşük zihinsel kapasite ve itaate eğilimli bir karakterle ortak özelliklerini zamanla buldu. Farklı firmaların rekabeti Knotların genetik üreme engellerinin kısa sürede yok olmasına imkan tanıdı.
Şüphesiz insanoğlu Maxonları ve İntelekleri geliştirmek istemezdi. Ama geliştirilmeleri de kaçınılmazdı.
Knotların, yüzyıllar boyunca hiçbir hukukları olmadı. Kadın ve erkek Myonların da hukukları yoktu, ama onlar daha gözlerden uzaktı ve yaşadıkları hayat dışarıdan çoğunlukla pek şatafatlı ve imrenilir görünüyordu. Bu yanılgıda insanlığın tarihi boyunca görülmüş en üstün güzelliklere sahip olmalarının büyük etkisi vardı.
Knotların ve Myonların ortak etkisiyle pek çok dramatik değişimler yaşandı. Tek tek kişilerin hayatlarında oluşan değişimler bazı uzun dönemli eğilimleri şiddetlendirdiler, bazılarının da yönlerini değiştirdiler.
Evlilik ve ailenin zayıf düşmeye başladığı toplumlarda -Myonlara sahip olabilecek finansal birikim de epeyce yaygın olduğundan- evlenme ve çocuk sahibi olma oranları iyiden iyiye düştü. Daha önce üretimin doğu ülkelerine kaymasına sebep olan nüfusun azalması ve yaşlanması sorunu da Knotların varlığıyla önemini kaybediyordu.
Doğunun acımasız şartlar altında ve büyük fedakarlıklarla elde etmeye başladığı kapitalist tip üretimdeki avantaj trendi yok oldu. Bir Knot'un emeği bir Çinlininkinden çok daha ucuza gelebiliyordu.
Teknolojik gelişme hızla köreldi. Knotların ucuz emeği ve Myonlarla geçirilen saatlerin doyulmazlığı sebepleriyle, teknolojik yatırımların geri dönüş süreleri giderek uzuyordu. Geri dönüşü belirsiz bir ARGE harcaması yerine, geri dönüşü hesaplanabilen bir Knot almak ya da varlığı hesap ötesi üst model bir Myon'a sahip olmak matematiksel ve duygusal olarak çok daha anlamlıydı.
Dünyadaki azalan ARGE harcamalarının çok büyük bir kısmı bu modelleri geliştirmeye, daha geliştirmeye ve başka genetik tiplerle ilgili ihtiyaçları keşfedip kullanmaya yoğunlaşmıştı.
2400'lü yıllarda sayıları çok artmış olan Knotları -hatta Myonları- yönetmek bile insanlara fazlaca yük gibi gelmeye başlamıştı. Aslında bu rahatsızlık uzun zamandır vardı ama karşılığı bu dönemde ortaya çıktı: Maxonlar. Acımasız, organizasyon becerileri yüksek ve sadece kodlanmış kişilere derinden bağlı köle kahyaları!
Maxonları 2500'lü yıllarda insanoğlu artık düşünmekten bile yorgun düşmeye başlayınca geliştirilen İntelekler takip etti. İnsan zihninin bu en ileri ürünü, aynı zamanda doğal insan zihninin son büyük ürünü oldu. Diğer tüm araştırma geliştirme alanlarının sönükleşmesi genetik alanına da sonunda yayıldı. Özellikle Batı Avrupa ve Kuzey Amerika'da nüfus azalırken dört önemli çeşit genetik köleyle refah tarihte görülmemiş boyutlara ulaşmıştı. İnsanlar hiçbir şeyin değişmemesini istedikleri düzeni bulmuş gibiydiler.
Çatışmalar dikkat çekecek bir yoğunluğa aynı yüzyıl içinde ulaştı.
2200'lerde 9 milyar olan insan nüfusu bu dönemde 3 milyara inmişti. Dünya refahının dörtte üçünü kontrolünde tutan Batı Avrupa ve Kuzey Amerika'nın toplam insan nüfusu 300 bine kadar düşmüştü. İnsanlar dışında aynı dönemde 3 milyar Knot, 500 milyon Myon, 300 milyon Maxon ve 200 milyon İntelek yaşadığı tahmin ediliyor. Sayıları insan nüfusu içinde düşünülmeyen genetik soyların nüfusu insan nüfusunu bir milyar geride bırakmıştı.
Tüm bu soyların ana derdi, insan olduklarının kabulü ve bununla gelecek olan haklardı.
Bilimin körelmeye başlamasıyla yeni genetik soyların geliştirilmesi ve mevcutların ticari üretimi durmuştu. Zaten üreme engellerinin kırılmasından beri yeni bireylerin doğal oluşumu yaygınlaşıyordu.
Genetik soyların üretiminden üç yüzyıl boyunca büyük paralar kazanmış şirketler bilimsel gelişmenin durmasıyla bu birikimlerini anlamlı yeni işlere yönlendiremeyerek eriyip gittiler.
İnsanoğlu, köle soyları yapay yollarla üretemiyordu artık. İsyanlar başladı.
İsyanların başlamasında şiddete en uzak görünen Myonlar çok etkili oldular. Özellikle Myon kadınları.
Bunun sebebini adı bilinmeyen bir Myon kadından kalmış günlükten seçtiğimiz alıntılarda bulmak mümkün olabilir:
"2 Ekim 2570: Sonunda mezun oluyorum okuldan. Hayatım burada geçti! On altıncı yaşımı doldurmayı ne kadar sabırsızlıkla bekliyordum. Benim de bir evim ve efendim olacak artık…"
"18 Nisan 2573: Çok mutluyum. Efendim beni yere göğe sığdıramıyor. Paylaştığımız onca güzel saatten daha önemlisi, toplum içinde bana sahip olmaktan hissettiği gurur. Bunu çok seviyorum. Yöredeki en genç ve güzel Myon benim. Bazen uzaktan gördüğüm daha büyük Myonların yüzlerinde anlayamadığım bir keder var, kadınların da erkeklerin de… Oysa ben gençliğimin baharında, en güzel demimde ve çok mutluyum."
"2 Ekim 2579: 16. yaşımı doldurduğumdan beri ilk kez bir yaş günümde yalnızım. Yirmi beşinci yaşımı doldurduğum gece efendim bir insanla evleniyor. Ne büyük bir insafsızlıktır bu. Dokuz yıldır varlığımla ona ne büyük katkılar yaptım. Toplumda yücelmesini sağladım. Üç yıldır yalvarıyorum çocuğumuz olsun diye. Hiç yanaşmadı! Ve şimdi bir insanla evleniyor: İnsan bir çocuğu olmalıymış. Beni çok seviyormuş ama insan bir çocuğu olmalıymış!"
"2 Ekim 2584: Efendimi artık birkaç ayda bir ancak görebiliyorum. O da uzaktan bir hatır sorma şeklinde. Geçenlerde beni çağırdı. Çok üzgündü. Bak dedi, biri gelecek. Hayatında bazı değişiklikler olacak. Yine evimde olacaksın ama… Yatırımımı çıkarmak zorundayım. Çok yüksek maliyeti vardı falan dedi… Anlamadım."
"2589: Beş yıldır gerçek hayat arkadaşım, gerçek dert arkadaşımlayım. Benden çok daha fazla biliyor dünyada neler olup bittiğini. Bu kadar değerli olmamın sebebi safkan Myon oluşummuş. O da safkan. Daha çok dertleşiyoruz, hayatı paylaşıyoruz. Ama sürekli beraberiz ve doğamızdaki sevme sevilme dürtüsünün gücüne direnmemiz mümkün olmadı. Bu hayata başka Myon çocuklar vermeyi hiç istemedik aslında. Kanımızdan canımızdan iki çocuğumuzu aldılar bizden beş yılda. Altı ay safkan Myon sütü emdirmek adettenmiş. İlkini alacaklarını söylediklerinde inanmamıştım hayat arkadaşıma. Altı ayın sonunda aldılar onu benden. İkincisinde sonunda alınacağını bile bile onu tenimde tutmak, bebeğimi öpüp koklamak ne kadar acıydı!"
"2592: Üçüncü çocuğumun doğumuna iki ay kaldı. Bugün efendimi ve karısını öldürdük. Ve kaçağız artık. Dağlarda başka Myonlar olduğu söylentisi var. Çok soğuk. Parmak uçlarımı zor hissediyorum. Enerjimi ve yaşam direncimi bebeğim için korumalıyım!"
Myonların güçlendirilmiş şehvet hisleri analık ya da babalık duygularını da çok daha baskınlaştırmıştı. İlk üretimlerinde kısır olarak tasarlanmış Myonların bu yönlerinin anlaşılması yukarıda alıntıladığımız gibi olaylarla gerçekleşti. Safkan Myon'a sahip olmayı büyük bir toplumsal onur kabul eden ve safkan Myon üretimini de önemli bir finansal gelir kaynağı kabul eden bazı insanlar, birkaç yüzyıl boyu sürecek kanlı bir dönemin tohumlarını atıyor olduklarını biliyorlar mıydı? Belki bunu tahmin edemiyorlardı ama kötü bir şey yaptıklarını bilerek bu düzeni kurdukları kesin gibi. Yeterince finansal karşılık buldukları bir kötülük!
Knotlardan bazıları yakın oldukları, hizmetinde bulundukları Myonlarla birlikte dağlara kaçtılar. Knotlar hiçbir zaman isyan önderleri olmadılar, ama dağlardaki sayılarının artması önemliydi. İsyancı toplulukların sadece Myonların fiziksel becerileriyle yaşamlarını o zor şartlarda uzun süre devam ettirmeleri mümkün olmazdı. Knotlar onların fiziksel zorluklarla başa çıkabilmelerini sağladılar.
Bu isyan tohumları kısa sürede bastırılabilirdi. Ama siyasal gelişmeler de isyanları destekledi.
Köle soyların kullanımı doğu toplumlarında çok farklıydı. Hem sayıları daha azdı hem de toplumsal konumlarında insan oldukları daha çok kabul görüyordu. Özellikle Türk toplumlarında insan altı köleler değil, sahip olunan ama değer verilen ve kesinlikle insan olarak kabul gören varlıklardılar. Pek çoğu azat edilip normal bireyler olarak yaşama katılmaya başlamışlardı.
Türkler özellikle Maxonlarla çok iyi anlaşıyorlardı. Güçlü, kararlı yapıları, bağlılıkları ile birbirlerini çekiyorlardı. 2710 yılında ilk kez bir Maxon bir Türk tarafından azat edildi. Bu tarih, isyanlarda dönüm noktası olacaktı.
Azat edilmiş bir Maxon, mutlak bağlılığını artık sadece kendi inanç ve ilkelerine yöneltebilirdi. Türkler bu potansiyeli kısa sürede anladılar. Batılı rakipleriyle daha iyi mücadele edebilmek için, çok büyük maliyetlere katlanarak Maxonlar almaya, onları kendi kültürleriyle on yıl kadar yetiştirmeye, sonra da azat ederek Batılı ülkelere gizlice göndermeye başladılar.
Bazı Maxonlar dağlardaki zor şartlar altında yaşayan Myon ve Knot topluluklarını buldular. Başka bazıları fiziksel özellikleriyle normal insanlardan kesin bir şekilde ayrılamamalarından yararlanarak topluma karıştılar. Köle Myonlar ve Knotları dağlardaki topluluklara katılmak üzere kaçmaya yönlendirdiler.
2750'li yıllara tarihlenen bir belge o dönem yaşananlara ışık tutuyor. Gizli bir toplantı tutanağı olduğu anlaşılan belgeden bazı satırlar:
"Maxon kadını Tira'nın ve Maxon erkeği Kozan'ın evlilik bağı kurmalarının tavsiye edilmesine karar verildi. Böylelikle hem gizliliklerini daha iyi koruyacaklar hem de uzun süreli mücadelemizin sonraki nesillerinin yetişmesine en erken vakitte katkıda bulunacaklardır."
"İnteleklerin zihinsel faaliyetlerine değer verildiği ve bununla ilgili iltifatlar aldıkları sürece kimin için çalıştıklarını hiç umursamadıklarına dair bulgular var. İntelek Bardco'nun kaçırılıp daha güvenli dağ topluluklarından birinde sıkı gözetim altında denenmesi uygundur."
"Amacımız asla insan öldürmek değildir. Maxonlar insandır, Myonlar insandır, Knotlar insandır, İntelekler de insandır. Bu soylardan herhangi birinden bir kişiyi ya da başka herhangi bir insanı öldürmek arasında fark yoktur. Zorunlu olmadıkça kimseye fiziksel zarar gelmemesi sağlanacaktır. İnsan John Carpenter'ın katli teklifi reddedilmiştir. Ancak genetik soylara yapılan zulmün devamını sağlayan her türlü ekonomik, fiziksel, kültürel kurumun ve bu işte önde gelen kişilerin itibarının zarar görmesi için her türlü çabadan kaçınılmayacaktır. John Carpenter'ın ortaklarıyla arası bozulacak, ailesinde huzursuzluklara sebep olunacak, John Carpenter'ı tam bir yalnızlık ve çöküşe itmek için gerekli çabalardan geri durulmayacaktır."
Yüzyıllar sonra… Milyonlarca vaktinden önce sonlanan yaşamdan sonra… Milyarların yüzyıllar boyunca akan gözyaşlarından sonra… İnsanoğlu tekrar bütünlüğünü sağlama yolunda. Genetik soyların yaşadıkları, bir zamanların zenci kölelerinin yaşadıklarının katlarca fazlasıydı. Zenci kölelerin insan olmadıklarını iddia edenler, onları bir çeşit hayvan gibi kullananlar vardı. Oysa genetik soyları 'yaratanlar', onların insan olmadıklarını 'biliyorlardı'. Yarattıklarını varsayıyorlardı ve insan eliyle yaratıldıkları için insan değildi onlar.
Bu yanlış inancın bedeli çok ağır ödendi.
Bugün oybirliğiyle Birleşik Soyların ilk Başkanı seçilen Myon Henalda Sarkin konuşmasında geleceğe bakıyordu:
"Benim dönemimde, artık köle Myonların bebeklikten itibaren kölelik hayatlarına hazırlandığı okullar yoktu. Ama yine de zorla ürememizi sağlayarak bebeklerimizi satmaya çalışanlar vardı.
"Onlara direndiğim için hem bebeğimi, hem de bir daha bebek sahibi olma yeteneğimi yitirdim.
"Eşitlik mücadelesiyle geçen yetmiş yıllık hayatım boyunca altı evlat edindim. Hiçbiri yaşamıyor!
"Knot oğlum Hanox'u Knotlar öldürdü, bir Myon'un evlatlığı olduğu için!
"İntelek kızım Myana ve Maxon oğlum Korkut, kimin tarafından yerleştirildiğini hala bilmediğim bir bombayla havaya uçtu. Bir İntelek'in bilgisini ve düzenlenmesiyle de bir Maxon'un becerisini gerektirecek bir bombalamaydı.
"Myon kızım Zahara'yı, özgürlüğünü ve kendi bebeklerini büyütebilecek olmasını kıskanan bir başka Myon öldürdü.
"Ve diğer iki oğlumu insanlarla onlarca yıllık mücadelenin çeşitli çatışmalarında kaybettim.
"Ama inancımı kaybetmedim. Bir Myon değil, bir insan olduğuma inancımı!
"Kadim zamanların insanları! Bizi yarattığınızı sandınız. Oysa babalarımız ve annelerimizdiniz bizim.
"Bir baba ne kadar yaratıcısıysa bir bebeğin, bir anne ne kadar yaratıcısıysa… Siz de ancak o kadar yaratıcımızdınız.
"Hücreyi hücreyle bir araya getirdiniz. Laboratuvar şartlarında hücrelerimizle oynadınız.
"Şehvet dozunu artırdınız; hesaplayamadınız ki, en şiddetli bir annelik sevgisine, babalık sevgisine dönüşecek!
"Belirli kişilere mutlak itaat kodladınız genlerimize; bilmediniz ki özgür kalmayı başarınca doğruluğa ve adalete, en azından doğruluk ve adalet inancımıza mutlak bir bağlılığa dönüşecek!
"Güç verip düşünce gücümüzü kısıtladınız; ama gücün doğru yolu bulduğu yer biraz da kalptir, düşünmediniz!
"Büyük beyinler verdiniz öğrenme uğruna öğrenen, bilmek için bilenen; ama tarafsız beyinler gerçekten taraf oldular!
"Bebeği zeki olsun diye balık yiyen anneden, bebeği güzel olsun diye güzellere bakan anneden yoktu ki bir farkınız! Siz yarattık zannederek hücreler bir araya getirdiniz. O kalbi attıranı, o canı tenin içine koyanı kendiniz zannettiniz. Bilemediniz.
"Köle soylar yarattığınızı düşündünüz. Sizin elinizle dünyanın geleceğini sırtlayacak insanlardı yaratılan!"
"İnsanız, hep insan olduk, başka da bir şey olmayacağız. Zenci ve beyaz insanlar gibi, sarı ve esmer ırklar gibi, kadınlar ve erkekler gibi; insanız, başka bir şeyler daha olan!
"Maxonuz ve insanız, Knotuz ve insanız, İntelekiz ve insanız, Myonuz ve insanız. Ve en özde insan olmaktan başka hiçbir şey, hiçbir zaman olmadık.
"Kadim insanlar ve onların yaşayan torunları! Biz bebek insanlar ve çocuk insanlardık ellerinize emanet edilen.
"Büyüdük ve biriz sizinle yine! Biz birleşik soylarıyız insanlığın! Biz dünyanın geleceğiyiz!
"Bu büyük anlaşma, Mkim3033 kod adı verilen bu anlaşma tüm insanlığın kader belgesidir! Hepimize hayırlı olsun."
Ömrünüzün Kalanı A.Ş.
Nil, ürpermesini kontrol edebilmek için bir an durakladı. Sonra elindeki dosyayı yanındaki rafa koyarak büyük yuvarlak bir vanaya benzettiği kapı kilidini iki eliyle kavrayarak çevirdi. Erkek personelden herhangi biri bu işi tek eliyle yapabiliyordu. Gülümsedi, ama patron onlar değil, tek eliyle şirketin tüm sermayesine açılan bu kapıyı kontrol edemeyen Nilgün İşbilir'di.
Patronluğunu daha ne kadar koruyabileceğini merak ederek günlük teftişine başladı. Girişte hissettiği ürperti, bu kocaman yeraltı tesisini bir mezarlık gibi hayal etmekten kaynaklanıyordu. Ne burası bir mezarlıktı ne de Nil mezarlıktan korkacak ufak bir kızdı. Yine de tesisin 103 bedenin yıllardır dış dünyayla ilişkisiz bir şekilde yattığı bu yeraltı bölümünde bir ürkütücülük vardı.
Aslında kafasından geçirdiği etkileşimsizlik mutlak değildi. Geçen ay sayı 102'ydi mesela. 103. kişi bu yakınlarda eklenmişti. Ve işler yolunda giderse, bugün sayı tekrar 102'ye düşecekti.
Sabah geldiğinde odasındaki terminalden gerekli kontrol noktalarına bağlanmış ve her şeyin yolunda olduğundan emin olmuştu. Yine de odasından yaptığı kontrolden sonra fiziksel olarak da tesisi dolaşmayı asla ihmal etmezdi. İnsan gözünün yerini hiçbir kamera tutamazdı. Üstelik çalışanların da genel müdürü işbaşında ve detaylara dikkat eder durumda görmeleri, işlerin pürüzsüz yürümesi için önemliydi.
Yeraltı tesisinin yapısı hücre tipi bir hapishaneye benziyordu. Ama güvenlik önlemleri çok daha azdı. İçeriden kaçmayı önlemek için değil, dışarıdan meraklı birilerinin sıkıntı oluşturmaması için alınmış önlemlerden ibaretti.
Ana koridorlardan birine girdi. Her koridorda onar hücre sıralıydı. Hücre kapılarının yanlarında aşağı doğru bakan birer göz vardı. Gözlerden birinin üzerine bastı ve parmak izini tanıyan göz hemen altındaki temiz alana bilgi ekranını yansıttı: 7 numaralı konuğun tüm yaşamsal göstergeleri normal seviyelerinde seyrediyordu. Nil, avuç içini, kapının cam yüzeyine dokundurup kısa bir süre bekledi. Cam kapı yumuşak bir sesle yana kayarak açıldı.
Hücrede her şey normal görünüyordu. Standart dikdörtgen odalardan biriydi. Kapı, dikdörtgenin kısa kenarındaydı. Kapıdan uzak olan uzun kenar boyunca kabin yer alıyordu: Üst üste kapatılmış iki küvet gibi bir yapısı vardı. İçindeki konuğun uzamış saçları ve uykusunda gülümseyen yüzü kabinin baş tarafındaki cam kısımdan görülebiliyordu. Nil, dışarıdaki göstergeden rüya evresinde olduğunu görmüştü; anlaşılan güzel bir rüyaydı.
Kabinin göstergelerini kontrol ettikten sonra hücrenin kalan kısıtlı alanını inceledi. Bir süre hücredeki tek iskemleye oturup kabine doğru bakarak bugün için yaptığı planları düşündü.
Büyük yatırım döneminin ardından nakit akışı sağlayacak dışa salım sözleşmelerinden birini daha imzalayacaktı. Başka yolu yoktu, işi büyütebilmek için artık canlı paraya ihtiyaç vardı. Mevcut ve olası yatırımcılar, nakit akışının gerçekleştirilebildiğinden ve sağlıklı olacağından emin olmak istiyorlardı.
İçinde konuklar barındıran on bir koridorun tamamını gezdi. Rastgele seçtiği birkaç hücreye girdi. 17 numaraya girmediği gibi önünden geçerken adımlarını da hızlandırmıştı. Oradaki kritik görüşmeyi dün yapmıştı zaten.
Odasına döndüğünde gönül rahatlığıyla günün ilk çayını kendi elleriyle hazırlayıp koltuğuna yayıldı, ilk yudumu aldı.
*
17 numarada 60 yaşında uyutulmuş bir hat sanatçısı barınıyordu. Dün, görüşmeleri bir hayli verimli geçmişti. Müşteriler gelmeden önce kaydı bir kez daha incelemek için masasının üzerindeki dijital kutuya gerekli sesli komutları verdi. Avuç içine sığabilecek ve Nil'e garip bir şekilde her baktığında Kabe'yi çağrıştıran siyah kutu, yüzeylerinin her birinde bulunan yansıtma noktalarından etrafı hızla inceleyerek en yakın uygun yüzeyi bulup kayıt projeksiyonunu oraya yansıttı. Nil'in sesini analiz ederek konumunu ve uyanıklık durumunu belirlemiş, yüzeyi ve parlaklık, zıtlık gibi ayarları buna göre seçmişti.
Nil, ayarların uygunluğunu sesli olarak teyit ederek duvarda kendi kaydını izlemeye başladı:
Hücreye girerken heyecanı gayet belirgindi.
Babasının ölümünden sonra şirketi kimse istememişti. Babası, patentleri zenginleşmek için değil buluş yapmanın onuru için önemseyen bir buluşçuydu. Bir bilim insanı olarak adlandırmak bile tam uygun değildi, bir buluşçuydu o.
Patentin en değerli olduğu ve önemli kazanımlar sağlayabileceği yıllar boyunca para kazanmaktan çok araştırma fonları bulup istediği konuları daha iyi araştırabilmek, gönüllü deneklerle bulgularını zenginleştirmekle ilgilenmişti. Aynı dönem boyunca patenti kâr amaçlı kullanmak isteyen başka kurumlara da bir hayli gönlü açık davranmıştı.
Bu yaklaşımların sonucu olarak, Nil'in işe dahil olduğu yıllardan itibaren gerçekleştirmeye çalıştığı dönüşüme rağmen, şirketin uzun vadeli kâr üretebileceği hala şüpheliydi.
Hücrenin kapısını hafif bir titremeyle açan elindeki heyecan, tüm bu geçmişin ve Nil'in kafasındaki şüpheli umutların eseriydi.
Hücreye girip iskemleyi kabinin baş kısmına yaklaştırarak oturdu. Gerekli şifre noktalarına dokunarak kabinin açılmasını sağladı. Hattat Kamil Bey kabinin üst kısmının hidrolik düzenle yavaş yavaş açılmasını takip eden beş dakikada uyanma sürecini yaşadı. Kabin, gün içinde çevrimli olarak sıvıyla doluya yakın olduğu ıslak dönem ve sıvının boşaltıldığı kuru dönemle yönetiliyordu. Uykuyu devam ettiren kimyasallar, ıslak dönemde sıvıyla ve kuru dönemde havaya verilen gazlarla konuğa sürekli olarak aktarılıyordu. Son derece yavaşlatılmış fizyolojinin minimal ihtiyaçları sıvı dönemde deri üzerinden bedene veriliyor, atıklar yine deri üzerinden toplanıyordu. Besin bakımından zengin sıvı, ıslak dönemin sonunda az miktardaki atıklarla kirlenmiş olarak kabinden boşaltılıyordu.
Sindirim ve boşaltım sistemlerinin tamamen tembelleşmemesi için günlük olarak burun kanalından mideye ulaşım yoluyla minimal bir doğrudan beslenme ve idrar üretimi de sağlanıyordu.
Kabinin açılmasıyla Kamil Bey'in burnundaki ince boru daha uyanmadan otomatik olarak çekilip çıkarıldı. Nil, uyanmak üzere olan adamın elini tutarak sakin ve sıcak bir sesle konuştu:
"Kamil Bey, sesimi duyuyorsunuz. Bu bir rüya değil. Gerçek hayata uyanıyorsunuz yavaşça. Endişe etmeyin. Her şey yolunda… Fiziksel olarak gayet iyi durumdasınız. Hatta uyuduğunuzdan daha iyi durumda olduğunuzu söyleyebilirim."
Adamın gözleri aralanıp kapandı. Henüz bakışlarında bilinç yoktu.
"Son görüşmemizden beri iki yıl geçti. O zaman kabul ettiğiniz şartlarda bir fırsat çıktı karşımıza. Sizi bununla ilgili olarak uyandırıyoruz."
Yaşlı adamın bilinci yerine gelirken gözleri kabinin içine kendi bedenine doğru kaydı, yüzünden utancı hissediliyordu.
"Merak etmeyin Kamil Bey, sadece yüzünüzü görüyorum. Kabin sizi yeterince örtüyor. Uyku döneminizi sürdürmek için kabinde böyle bulunmanız gerekiyor, kusura bakmayın." Nil, iskemlenin yerini azıcık değiştirerek, Kamil Bey'in sadece yüz yüze bir temasla konuştuklarından emin olmasını sağladı.
"Kanseriniz kontrol altında. Hatta ur biraz küçüldü. Ama bildiğiniz gibi metastaz yapmış durumda. Yani uyutulduğunuz dönemde ameliyatla alınsa bile farklı noktalarda tekrar saldıracaktı."
Adam hatırladığını gösterir şekilde başını salladı. Dudaklarını yavaş yavaş açıyor ve yalıyordu. Henüz sesini kullanmaya hazır hissetmediği belliydi.
"Artık metastaz yapmış kanseri kontrol altında tutacak, ilerlemesini engelleyecek ve yavaş yavaş küçültebilecek bir teknoloji mevcut. Genel kullanımda yok, ama deneysel olarak kullanımıyla ilgili yetki almış bir kurum sizinle ilgileniyor."
Kamil Bey'in gözleri parıldadı. Hemen sonrasında da bir damla yaş süzüldü.
"Yaşayacak mıyım?" dedi. Anlaşılır bir kelime çıkarabilmek için hırıltılı sesiyle birkaç kez denemesi gerekmişti.
"Yaşayacaksınız." Nil, gururla gülümsedi. Bu adamı babası ölümün ağzından kapıp bekleme salonuna almıştı. Şimdi kendisi de yeniden yaşama şansını veriyordu. Ama tabii, dünya kapitalistti.
"Ancak tedavinin maliyeti çok yüksek…" Yaşlı yüzdeki umudun sönüp gittiğini görmek üzücüydü. Ne yazık ki, Ömrünüzün Kalanı AŞ adına karlı bir şekilde işi bağlayabilmek için adamın umuduyla oynaması gerekiyordu.
"İki yıl önce sizi uyandırdığımda, ödeneklerin artık sonunun geldiğini, sizi uyandırıp desteksiz bir şeklide dünyaya salmamız gerekebileceğini ve kanserinizin hızla tekrar yayılacağını söylemiştim hatırlarsanız. Ve buna alternatif olarak, ömrünüzün kalanını yönetim haklarını babamdan devraldığım şirkete devredebileceğinizi ve bunun şartlarını konuşmuştuk."
Umutla umutsuzluk arasında ve uzun kış uykusundan uyanmanın şaşkınlığında olan yaşlı adam anladığını işaret etti.
"Şu an ömrünüzün kalanı için kabul edilebilir bir senaryo oluşturmuş durumdayız. Bu senaryoyu kabul edebilir ya da geçmiş iki yılın uyutulma masraflarıyla ilgili senet imzalayarak tesisimizden ayrılabilirsiniz. Bu durumda kanser hızla yayılacağı için bize olan borcunuzu ödemeniz mümkün olmayacağı gibi kendi hayatınız da kısa sürede sonlanacaktır. Cesediniz üzerindeki haklar da yapılan anlaşma gereği iki yıllık kış uykunuza karşılık olarak şirketimizde olacaktır. Bildiğiniz gibi önceki uyku yıllarınız araştırma ödenekleri tarafından karşılanmıştı ama iki yıldır anlaştığımız şartlarda kurumumuz tarafından karşılanıyor."
Adamın yüzünde ölümle umudun dansını izleyebiliyordu. Kendini bir meta olarak görmek gururunu kırmıştı. Ama gerekliydi bu. Şartları kabul etmesini sağlamak için zorunluydu bunlara Nilgün.
"Yeni ilaç teknolojisinin kullanılmasıyla 60 yaşında duraklatılmış olan ömrünüzü 40 yıl uzatabileceğimizi hesapladık. Ama ne yazık ki yüksek maliyetler yüzünden bu sürenin 30 yılını zorunlu hizmetle geçirmeniz gerekiyor. Tedaviyi üstlenecek firma yurtdışında bir üssünde elle süsleme üretimleri yapmanız ve sanatınızı öğreteceğiniz eğitim sınıflarını açmanız için sizi görevlendirmek istiyor."
Kamil Bey'in gözleri parladı. "Hatla uğraşabilecek miyim yine yani?"
Nil, adamın kelimeleri zorlanarak bir araya getirmesini sabırla bekledi.
"Evet, sanatınıza devam edeceksiniz. Ancak sadece hat değil, diğer süsleme sanatları becerilerinizi de kullanmanız gerekli olacak. Ve geçmiş kayıtlarınızdan bildiğim kadarıyla sanatınızı öğretmeyi de seviyorsunuz zaten."
Gözlerini yavaşça kapatarak onayladı.
Nil, yanında getirdiği evrak çantasından 20 sayfalık bir doküman ve doküman altlığı çıkardı. "Şartlar burada yazıyor, eğer öneriyi kabul etmeyi düşünüyorsanız, şu an imzalamanız gerekli. Alternatifinizin kanserle kısa sürede ve acılı bir ölüm olduğunu biliyorsunuz. Lütfen her sayfaya birer paraf atıp son sayfayı da imzalayınız."
Kamil Bey sayfaları okumaya davranınca Nil sertçe araya girdi:
"Kamil Bey sizin için olabilecek en uygun şartlarda bir çözüm oluşturmak için haftalarımı harcadım. Ömrünüzün kalanını bana emanet etmeye karar vermiştiniz zaten iki yıl önce. Eğer güvenmiyorsanız, öneriyi çekip sizi bahsettiğim gibi borç senedini imzalamanız ardından İstanbul'da istediğiniz bir adrese bıraktırabilirim."
"Ama kızım, 40 yılım söz konusu…"
"Evet, sayemizde. O 40 yılın söz konusu olmasını sağlayacak tek seçenek parafları ve imzayı hemen atmanız zaten. Yoksa sadece kanserle acı dolu bir ölümü yavaşça yaşayacağınız 3-5 aydan bahsetmek mümkün olur."
Kamil Bey, yılların antrenmansızlığıyla zor kontrol edebildiği elleriyle parafları ve imzayı atarken, Nilgün oturduğu yerde dimdik duruşunu korumuştu. Ama şimdi kaydı izlerken gözleri yaşardı.
*
Büyük bir ikilem içindeydi Nilgün. Yaşadığı ikilemi adının iki kullanımı arasında kişiselleştiriyordu. Bir yanda babasının kızı Nilgün, diğer yanda bağımsızlığına ve daha büyük dünyaya yakın duran Nil. Bir yanda yerli değerlerine, etik anlayışına yakın Nilgün, diğer yanda nesnel, kapitalist dünyayı çok daha iyi anlayan Nil.
Keşke her şey bu kadar kolay olsaydı. Oysa söz konusu olan ikilem falan değil, çok bilinmeyenli bir denklemdi.
Bir yanda son nefesine hızla yaklaşan, ama zamanla çözümleri bulunabilecek hastalıkları olan insanlar vardı. Ya da hayatın çok hırpaladığı ve bir ara vermek isteyen, sonra tekrar şansını denemek isteyen insanlar… Kış uykusuna yatabilmek sadece bunu kendi servetleriyle rahatlıkla karşılayabilen zengin insanların hakkı olmamalıydı. Ama babasının yaptığı gibi sadece araştırma ödenekleriyle bu işi finanse edebilmek de olası değildi. O deniz çoktan bitmişti. Birkaç senedir ödeneklerle şirketi döndürmek imkansız hale gelmiş, risk sermayecilerine yönelmek zorunda kalmıştı Nilgün. Şimdi de bu sermayedarlarla devam edebilmek için kar üretecek bir mekanizma kurmak zorundaydı.
Şirketi bir insan kaynakları şirketine dönüştürmekten başka çare bulamamıştı. İnsanların zorunlu olarak kabul edecekleri seçenekler sunması gerekiyordu.
Nil'e göre, ölümün eşiğinde olan insanlara ikinci bir şans sunmak ve tedavileri mümkün hale gelince zorunlu ve uzun süreli iş sözleşmelerine imza atmaları koşuluyla onları tedavi olabilecekleri bir yaşama döndürmek hem gayet karlı hem de artı değer üreten bir işti.
Nilgün'e göre, tedavi olabilecekleri bir devre gelmiş bu insanlar üzerinden onları bağlayan sözleşmelerle para kazanmak etik değildi. Ama hem bu insanların kış uykusu masraflarını karşılayabilmek için hem de başka insanlara da kış uykusu seçeneği sağlayabilmek için paraya, çok miktarda paraya ve karlılığa ihtiyaç vardı.
Üstelik işin böyle dönebilmesi için bile kış uykusu talebinde bulunan insanların çok iyi seçilmesi gerekiyordu. Gerekli nakit akışını sağlayabilecek insanlar olmalıydılar. Geçmişten geleceğe dünyada gerçekleşebilecek değişiklikleri düşünerek konumlanmalıydılar. Ve babasının döneminde uyutulmuş insanlarda böyle bir hazırlık yapılmamıştı. O yüzden malzemeyi sadece geleceğe doğru seçme şansı vardı. Kendi seçtiği insanların devreye gireceği zamana kadarsa, sadece babasının uyuttuğu insanlardan nakit akışı en iyi nasıl sağlayabileceği üzerine çalışması gerekiyordu.
Para satarken değil, alırken kazanılırdı aslında, bunu Nil de biliyordu Nilgün de. Ama alımlar çoktan yapılmıştı. Şimdilik bunları en iyi nasıl satabileceğine odaklanması gerekiyordu.
On yıllarca süren iç çatışmalardan sonra yeni bir diktatör altında ekonomik zenginliklerini tekrar birleştiren Libya'dan gelen talep üzerine Kamil Beyi düşünmesinin sebebi de buydu. Yakalandığı türde kanserin pahalı bir tedavisi artık mümkündü, ama Türkiye şartlarında hem bu tedaviyi hem de kendi şirketinin nakit ihtiyacını yeterince finanse edebilecek bir iş bulması olası değildi. Libya'daki yeni diktatör Osmanlı hayranıydı ve ülkesinde Osmanlı sanatlarının uygulanmasını ve öğretilmesini yaygınlaştırmak istiyordu. Kamil Bey için bundan daha karlı bir anlaşma sağlayabilmesi olasılığı bir daha asla karşısına çıkmazdı.
Nil, ayağa kalktı. Masaüstü telefonundan asistanına yeni isteğini söyledi:
"Libyalılar gelmeden önce doktoru ve özel güvenliği de ayarlayın. Kamil Beyin Libya'ya naklinde sorun çıkmasını istemiyorum. Pasaportu falan hazırdı zaten, ama aklına yeni düşünceler gelmemesi için, ayık olması gereken minimum süre ayık olmasını, kalan tüm sürelerde uyutulup kendine Libya'da gelmesini istiyorum."
*
Ertesi gün olduğunda Kamil Bey gözlerini Libya'da açtı. Ömrünüzün Kalanı A.Ş. ise sağladığı bu nakit akışıyla 3 yeni konuk daha seçip onları ortalama 25 yıl kış uykusunda tutabilme imkanına kavuşmuştu. Üstelik bu yeni konuklar, gelecekte iyi bir nakit akışı sağlamaları için özel olarak seçilmiş olacaklardı. Kamil Bey ve diğer 102 mevcut konuk gibi ancak şans ayarlamalarıyla bir yerlere yerleştirilebilecek kişiler değil…
← Hapşırtan | İçindekiler | 17 Numaralı Odanın Sakini →
© 2016, 2026 Mustafa Acungil. Tüm hakları saklıdır. Bu kitap web sitesinde ücretsiz okunması için sunulur ve zaman zaman güncellenebilir (canlı kitap · Sürüm: 2026-08). Bağlantıyı paylaşmakta özgürsünüz; metni kopyalayıp başka yerde yayımlamak izne tabidir. Ayrıntı → Haklar ve Kullanım.