Kurgunun Sonu · Yarışma Öyküleri · Bölüm 5/28
Bu çirkin, bu karmaşık, bu güzel semti seviyordu. Ama artık ayrılma vakti gelmişti Beşiktaş'tan.
Belediye otobüsünün direğini tutan eline baktı gözleri. Yerde, ayaklarının arasında artık tüm varlığını taşıyan tekerlekli ufak valiz vardı. Bu eller üç yıldır geçimini sağlayamıyordu. Az miktarda birikimini de aylar önce artık umutsuzlukla bıraktığı kimyasal tedavilerde harcamıştı.
Bir zamanlar kesintisiz bir kararlılıkla kavisler çizen eline tekrar baktı. Resim, hat ve minyatür sanatlarının çağdaş bir sentezini oluşturan ellerdi bu eller. On yıllarca geçimini sağlamışlardı. Ama artık son üç yıldır, titrek birer ihtiyar eli olmuşlardı. Daha ellisindeydi oysa.
Evini satıp parasını yiyeli çok olmuştu. Hastaneyi ya da kiralık evi bile karşılayamadığı günler gelmişti. Altı aydır eski bir öğrencisinin himmetiyle ücretsiz kalıp iki öğün de yemek yiyebildiği Beşiktaş'tan giderek uzaklaşıyordu otobüs. Tedavilerden umut kesilince belki her yürüyüşe çıktığında yüzlerce genç görebileceği bu semt iyi gelir diye ummuştu. Otobüsün kalabalığı biraz seyrelince enerjilerinden medet umduğu gençlerden insaflı olan birinin görüş alanına girdi; verilen yeri minnetle kabul etti.
Son çaresine yol alıyordu artık. Nezih onu hatırlayacak mıydı acaba? Üniversitede beraber kaldıkları evden bu yana kendileri de dünya da çok değişmişti…
*
Sarıyer'den kliniğin servisine bindi. Kendisinin ancak son çare olarak düşündüğü bu kliniğe meraklı ne kadar da çok insan vardı böyle. Belki de ziyaretçilerdi sadece. Ama kış uykusundaki bir insanı ziyaret edip de ne yapacaklardı ki?
Kliniğe vardığında Nezih Beyle görüşme taleplerine kimse kulak asmadı. Neredeyse askeri denebilecek bir düzen vardı. Kış uykusuna maliyetini bir fonun üslenmesiyle yatmak isteyen onlarca insan vardı bekleyen ve kendisinin yapması gereken de sırasını bekleyip mülakata girmekti. Mülakatı zaten Nezih Bey'in kızı Nilgün Hanım yapacaktı, Nezih Bey'e söylemek istediklerini kendisine iletebilirdi.
Düzgün, temiz ama gereksiz hiçbir masraf yapılmamış bekleme odasında, kış uykusunu anlatan broşürleri okuyarak zaman geçirmeye çalıştı. Çok masraflı bu işlemden normalde toplumun sadece en zengin kesimleri yararlanabiliyordu. Bu klinik ise, fonlar yardımıyla topluma gelecekte katkısı yüksek olabilecek insanlar için bu imkanı sunuyordu. Adayların sırada beklerken ölebilecek kadar ağır durumda olmalarına ya da çok sağlıklı olmalarına aldırmıyordu kurum. Sadece gelecekte topluma olabilecek faydalarına odaklıydılar.
Kanserinin tedavisiyle ilgili umut verici gelişmeler olması şansını artırıyordu. 5 yıl içinde bir tedavi yönteminin kullanıma alınması çok olasıydı ama kendisine biçilen kalan ömür 1 yıldan fazla değildi.
Bakalım tedaviye kadar uyutulmasının ardından topluma katacağı değeri yeterli görecekler miydi? Keşke Nezih'i görebilseydi…
Sıra gelmek bilmiyordu.
Eserlerini düşündü. Kendine sakladığı bir şeyler olsaydı, şimdi zenginlerin yararlandığı bir klinikte kış uykusuna kendi imkanlarıyla yatabilirdi. Ama işte… Ancak ölümün pençesine düştüğü haberleri yaygınlaştıkça değer kazanmıştı eserleri. O zamana kadar da elinde kalanların hepsini yok bahasına satmak zorunda kalmıştı. O cimri eleştirmenler, işgüzar koleksiyoncular, hepsi ölümünün kokusunu iyiden iyiye alınca açmışlardı keselerinin ağızlarını.
Sıra kendisine geldiğinde, ağzında kötü bir tat vardı.
*
Nilgün, Zahit'in babasıyla tanışıklık hikayelerini zerre kadar umursamadı.
"Zahit Bey, dosyanızı inceledim ve babam kendisi de incelese yapması gereken sadece durumunuzu rasyonel bir şekilde değerlendirmek olacaktı zaten." diye özetlemişti durumu.
Ve görüşme hiç de iyi gitmiyordu.
Yurtdışındaki MBA'inden Türkiye'ye döneli daha üç yıl olmuş bu gencecik kıza, ömrüne yirmi yıl daha eklenirse topluma katkılarının neler olacağını anlatması gerekti. Defalarca… Bir türlü tatmin olmuyor, ne kadar kısıtlı fonlarla çalıştıklarından, ne kadar az boş kabinleri olduğundan bahsedip duruyordu.
Haftada sadece birkaç gün ofise uğrayıp görüşmeleri ve genel olarak işleri denetleyen Nezih Bey'in o gün tam o saatlerde uğraması büyük bir şans oldu. Kızını da incitmeden nazikçe görüşmeyi devraldı.
Nezih'in Zahit'in izini uzunca bir süre kaybettiği ama eserleriyle gündem olmaya başladığı son on yılda onu uzaktan takibe aldığı böylece ortaya çıktı. Hatta bu süreçte eserlerinden dört tanesini satın almıştı.
"Zahitçiğim, gerçekten bizim işler çok zor. Asıl işim olarak da yapmıyorum bunları. Topluma bir faydam olsun diye, hatırım geçen insanlar ve kurumlardan fonlar temin edebiliyorum şükür. Ama takdir edersin ne kadar zor olduğunu. Hem maliyetler yüksek hem de doğrudan bir kar için olmadan, gerçek bir özveriyle insanların para harcaması zor. Üstelik pek geleneksel bir iyilik yapma yöntemi olmadığı da kesin. Daha yapılan ödemelerin zekat sayılabileceğiyle ilgili görüş bile alamadım uzmanlardan."
Neyse ki, kendi eserleri sayesinde bir istisna yapabilecekti. Nezih, çok daha ucuzken aldığı eserlerini satacak ve Zahit adına fona katkı sağlayacaktı. İlk yılların maliyetinin böyle karşılanabileceğini umuyordu. Kliniği yöneten vakfın yönetmeliklerinde bu tür özel durumlara izin veren ve şartlarını tanımlayan maddeler vardı. Bu özel durumla genişletilmiş ölçütler sayesinde Nezih'i kabul edebilmek mümkün olacaktı.
Zahit'in 17 numaralı odadaki kış uykusu böyle başladı.
*
"Zahit Bey, Zahit Bey… Sakin olun… Uyandırma odasındasınız. İlaçların etkisi yavaş yavaş geçiyor… Tamam, güzel… Kollarınızı rahat bırakın. Bağlar sadece kendi güvenliğiniz için. Uzun zamandır kış uykusundasınız, ani hareketler iyi olmayacaktır."
Uykuya yattığı zamankine göre iki kilo kadar daha zayıf bedeninde ilaçların etkisinin yeterince azalması ve karşılıklı konuşabilir hale gelmeleri bir saat aldı.
Alıştıra alıştıra söyledi Nilgün: Zahit uykuya yatalı 5 sene olmuştu. Ve birkaç ay önce Nezih ölmüştü. İyi haber şuydu ki, kış uykusu döneminde her şey çok iyi gitmişti. Kanseri ilerlememiş, hatta biraz gerilemişti. Ne yazık ki kesin bir tedavi hala bulunamamıştı. Umut vadeden çok pahalı bazı seçenekler vardı.
Sıra niye uyandırıldığına da geldi.
"Vakfa dokunamıyoruz tabii ki, ama vakfın kaynakları neredeyse tamamen kurudu. Babamın özel etkisi aradan çıkınca finansörler hızla kayboldu."
Nilgün bir çıkar yol bulmak için uzun süre çabalamıştı. Daha babası yaşarken bile, kaynaklar daraldığı için alternatif modeller çalışıyordu.
Sonunda tek bir çıkar yol bulabilmişti. Klinikte uyumakta olan insanları kapı dışarı etmemenin tek yolu vardı. Bir insan kaynakları şirketi kurmuştu ve klinik sakinlerini kabul etmeleri koşuluyla vakıftan bu şirkete devralıyordu.
Zahit'in de karar vakti gelmişti.
Sistemden çıkmaya karar verebilirdi. 24 saatlik bir uyum sürecinin ardından, geldiği zamanki eşyalarıyla çıkıp gidebilirdi. Bu seçenek, yaklaşık bir yıllık acı ve sonunda ölüm anlamına geliyordu.
Vakıf kaynakları elverdiğince devam etmeye karar verebilirdi. Bu da ilk seçenekten farklı değildi: Sadece bir aylık fon kalmıştı.
Nilgün'ün asıl önerdiği seçenek ise şuydu: İnsan kaynakları şirketine devri kabul edecekti. Böylece harcamalar kendisine borç yazılmaya başlanacaktı. Şirket de hem bu borçları hem de gelişebilecek bir tedavinin ücretini üstlenebilecek bir işveren arayacaktı. Bu aynı zamanda maliyetlerin yüküne göre değişebilecek ağırlıkta bir zorunlu hizmet demekti. Ayrıca yatırım karlılığının sürdürülebilir olmadığını düşünürlerse, Zahit'i uyandırıp o zamana kadarki harcamalarla ilgili bir borç senedi düzenleyerek yine tesisten uzaklaştırabilirlerdi. Bu durumda geçiminin üstünde bir kazancı oluşursa borcundan ödeyecekti. Borcu bitmeden ölürse, bedeniyle ilgili tasarruf yetkileri de şirkette olacaktı.
"Bakın Zahit Bey, yanlış anlama olmaması için tüm çıplaklığıyla konuyu anlattım size. Sizin ve sizin gibi çok sayıda diğer konuğumuzun iyiliği için olabilecek en iyi senaryoyu oluşturmaya çalışıyorum. İnanın aylardır bir çözüm yolu aradım, bu seçeneği de bir risk sermayesi şirketinin yardımlarıyla geliştirebildim."
Zahit uzun süredir Nilgün'ün yüzüne bakamıyordu. Bağlarını çözüp bir çeşit hasta bornozuyla oturttukları koltuktaydı. Son seçeneği dinlerken bakışları odanın sağ üst köşesine kaydı ve orada takılıp kaldı. Gözleri yaşarmıştı.
Başta ölümden de beter geldi duydukları. Ama Nilgün çıkıp gitmeye hemen karar vermek zorunda değilsiniz, düşünün lütfen diye ısrar edince, işler değişti. Hayat tatlıydı işte. Bu yaştan sonra adı konmamış bir köleliğe katlanmak zorunda olmak da vardı.
*
Kendini tekrar uyandırılma odasında bulması üç yıl sonra oldu.
"Zahit Bey, sesimi duyuyorsunuz. Bu bir rüya değil. Gerçek hayata uyanıyorsunuz yavaş yavaş. Endişe etmeyin. Her şey yolunda… Fiziksel olarak gayet iyi durumdasınız. Hatta uyuduğunuzdan daha da iyi olduğunuzu söyleyebilirim."
Gözleri aralanıp kapandı. Bakışlarında henüz bilinç yoktu.
"Son görüşmemizden beri üç yıl geçti. O zaman kabul ettiğiniz şartlarda bir fırsat çıktı karşımıza. Sizi bununla ilgili olarak uyandırıyoruz."
Bilinci yerine gelirken gözleri odada dolaşıyor, bulunduğu yeri algılamaya çalışıyordu.
"Kanseriniz kontrol altında. Urlarda küçülme yok, ama büyüme de yok. Yine de bildiğiniz gibi metastaz yapmış durumda."
Hatırladığını gösterir şekilde başını salladı. Dudaklarını yavaş yavaş açıyor, ıslatmaya çalışıyordu. Henüz sesini kullanmaya hazır hissetmediği belliydi.
"Artık sizinkinin tipinde metastaz yapmış kanseri kontrol altında tutacak, ilerlemesini engelleyecek ve yavaş yavaş küçültebilecek bir teknoloji mevcut. Genel kullanımda yok, ama deneysel olarak kullanımıyla ilgili bağlantıları olan bir kurum sizinle ilgileniyor."
Zahit'in gözleri parıldadı.
"Yaşayacak mıyım?" dedi. Bu kadarı için bile hırıltılı sesiyle birkaç kez denemesi gerekmişti.
"Yaşayacaksınız." Nilgün, gururla gülümsedi. Bu adamı babası ölümün ağzından kapıp bekleme salonuna almıştı. Şimdi kendisi de yeniden yaşama şansını veriyordu. Ama tabii, dünya kapitalistti.
"Ancak tedavinin maliyeti çok yüksek…" Yaşlı yüzdeki umudun sönüp gittiğini görmek üzücüydü. Ne yazık ki, şirketi adına karlı bir şekilde işi bağlayabilmek için adamın umuduyla oynaması gerekiyordu.
"Üç yıl önce sizi uyandırdığımda, ödeneklerin artık sonunun geldiğini, sizi uyandırıp desteksiz bir şekilde dünyaya salmamız gerekebileceğini ve kanserinizin hızla tekrar yayılacağını söylemiştim hatırlarsanız. Buna alternatif olarak, ömrünüzün kalanının yönetim haklarını kurduğum insan kaynakları şirketine devredebileceğinizi ve bunun şartlarını konuşmuştuk."
Umutla umutsuzluk arasında ve uzun kış uykusundan uyanmanın şaşkınlığında olan Zahit anladığını işaret etti.
"Şu an ömrünüzün kalanı için kabul edilebilir bir senaryo oluşturmuş durumdayız. Bu senaryoyu kabul edebilir ya da geçmiş üç yılın uyutulma masraflarıyla ilgili senet imzalayarak tesisimizden ayrılabilirsiniz. Bu durumda kanser hızla yayılacağı için bize olan borcunuzu ödemeniz mümkün olmayacağı gibi kendi hayatınız da kısa sürede sonlanacaktır. Bedeniniz üzerindeki haklar da yapılan anlaşma gereği üç yıllık kış uykunuza karşılık olarak şirketimizde olacaktır. Bildiğiniz gibi önceki uyku yıllarınız vakıf fonları tarafından karşılanmıştı ama üç yıldır kurumumuz tarafından ve anlaştığımız şartlarda karşılanıyor."
Nilgün, Zahit'in yüzünde ölümle umudun dansını izleyebiliyordu. Kendini bir meta olarak görmek gururunu kırmıştı. Şartları kabul etmesini sağlamak için ne yazık ki bu yaklaşım gerekliydi.
"Yeni ilaç teknolojisinin kullanılmasıyla 50 yaşında duraklatılmış olan ömrünüzü 40 yıl uzatabileceğimizi hesapladık. Ne yazık ki yüksek maliyetler sebebiyle bu sürenin 30 yılını zorunlu hizmetle geçirmeniz gerekiyor. Tedaviyi üstlenecek firma yurtdışında bir yerleşiminde sanatınızı icra ederek eserler vermenizi ve yeni öğrenciler yetiştirmenizi istiyor."
Zahit heyecanlandı. "Sanatımla, istediğim üslubumla uğraşabilecek miyim yine yani?"
Kelimeleri zorlanarak bir araya getirebilmişti.
Olumlu cevabı alınca gözlerini yavaşça kapatarak onayladı.
Nilgün, yanında getirdiği evrak çantasından 20 sayfalık bir doküman ve doküman altlığı çıkardı. "Şartlar burada yazıyor, eğer öneriyi kabul etmeyi düşünüyorsanız, şu an imzalamanız gerekli. Alternatifinizin kanserden kısa sürede ve acılı bir ölüm olduğunu biliyorsunuz. Lütfen her sayfaya birer paraf atıp son sayfayı da imzalayınız."
Zahit sayfaları okumaya davranınca Nilgün sertçe araya girdi:
"Zahit Bey sizin için olabilecek en uygun şartlarda bir çözüm oluşturmak için haftalarımı harcadım. Üç yıl önce ömrünüzün kalanını bana emanet etmeye karar vermiştiniz zaten. Eğer güvenmiyorsanız, öneriyi geri çekip bahsettiğim gibi borç senedini imzalamanızın ardından sizi İstanbul'da istediğiniz bir adrese bıraktırabilirim."
"Ama kızım, 40 yılım söz konusu…"
"Evet, sayemizde. O 40 yılın söz konusu olmasını sağlayacak tek seçenek parafları ve imzayı hemen atmanız. Yoksa sadece kanserle acı dolu bir ölümü yavaşça yaşayacağınız 3-5 aydan bahsetmek mümkün olur."
Zahit, yılların antrenmansızlığı yüzünden zor kontrol edebildiği elleriyle parafları ve imzayı atarken Nilgün oturduğu yerde dimdik duruşunu korudu.
*
Bir dahaki uyanışında çölde bir saraydaydı.
Her gün bir saatini özel bir makineye bağlı olarak geçiriyordu. Kanser acıları yıllar geçtikçe azaldı. Ama makineye her gün bağlanmaya devam etti. Sadece süresi yıllarla günde yarım saate sonra da on beş dakikaya inmişti.
Az sayıda kişiyle görüşebiliyordu. Önce biraz Türkçe biraz İngilizce anlaştılar. Zamanla kendisi de Arapça öğrendi. On yıllarca karışıklık hüküm sürdükten sonra yeni bir diktatörün egemenliğinde sükunetin sağlandığı Libya'da yaşıyor olduğunu seneler sonra öğrenebildi.
Çok da dert etmedi. Kendine özgü bir üslup yakaladığı sanatını daha da geliştirdi. 30 yıl kadar sonraki ölümünden önce, devasa saray duvarlarını kaplayan eserler verdi. Bu sürede 5 kalfa, 8 de çırak yetiştirmişti.
Kış uykusunda geçirdiği 8 yıl haricinde 80 yıllık bir ömür süren Zahit, kanserinin tedavisi için makineye bağlı olarak geçirdiği sürelerden sadece ilk yılın yeterli olduğunu hiç bilmedi. Sonraki yıllarda hala ihtiyacı varmış havası vermek için bir tiyatro düzenlemişlerdi. Nilgün'ün kurduğu insan kaynakları şirketi için yüzde binlere varan karlılık sağladığını da hiç öğrenemedi. Kendisi sayesinde şirketin büyümesinde önemli adımlar atılabilmişti.
Tamamen kopuk olarak yaşadığı dünyada nerede olduğu belirsiz bir tür sanat süper starı haline geldiğini de öğrenemedi hiç. Libya çöllerindeki yaşamı boyunca yaptığı eserlerden bir kısmı inanılmaz fiyatlara satılmıştı. Bundan da haberi olmadı.
Acılarla dolu geçen üç yıl, uykuda geçen sekiz yıl, kanser ağrıları çekmeye devam ettiği ve çöle uyum sağlayamadığı ilk yıl… Ölümün yakınlarında dans ettiği bu yılların ardından 30'a yakın mutlu yıl yaşadı.
← Birleşik Soylar | İçindekiler | Gelecek Postası →
© 2016, 2026 Mustafa Acungil. Tüm hakları saklıdır. Bu kitap web sitesinde ücretsiz okunması için sunulur ve zaman zaman güncellenebilir (canlı kitap · Sürüm: 2026-08). Bağlantıyı paylaşmakta özgürsünüz; metni kopyalayıp başka yerde yayımlamak izne tabidir. Ayrıntı → Haklar ve Kullanım.