Bir tartışmanın ortasındasınız. Haklı olduğunuzdan eminsiniz; karşınızdaki de kendinden en az sizin kadar emin. Masada tek soru kalıyor: Kim haklı?
Bu soru iki kapı bırakıyor: ya haklıyım ya haksız, ya kazanacağım ya kaybedeceğim. Çoğumuz ikisini de göze alamayıp konuyu kapatıyoruz.
Soruyu bir derece kaydırınca başka bir şey oluyor: «Ne kadar haklıyım?»
Haklılık bir düğme olmaktan çıkıp ölçeğe dönüşüyor. Karşınızdakine pay vermek için kendi payınızdan vazgeçmeniz gerekmiyor. Tartışma kazanılacak bir maç olmaktan çıkıyor, birlikte bakılacak bir duruma geliyor.
Bu düşünce, Çelişki ve Çatışma Yaşamdır adlı kitabımın omurgası. Kitabı baştan sona yeniden ele aldım. Bu hafta sitede bölüm bölüm, ücretsiz okunabilir hâle getirdim.
Kitapta bu sorunun yanında denenecek adımlar da var:
- bir gerilimde «Bu kimin sorunu?» diye sormak,
- neyi kontrol edebildiğinizi, neyi yalnızca etkileyebildiğinizi ayırmak,
- çözemediğiniz bir konuyu bir süreliğine park etmek.
Kendimizden başlıyor, ilişkilere ve oradan içinde yaşadığımız topluma uzanıyor. Her bölüm denenecek bir adımla bitiyor.
Bir sonraki tartışmanızda kendinize bir kez «Ben ne kadar haklıyım?» diye sorun. Belki sonunda siz de «aslında ikimiz de biraz haklıydık» dersiniz.