Çelişki ve Çatışma Yaşamdır — paylaşım kartı

Çok Boyutu Tanımak

Çelişki ve Çatışma Yaşamdır · Üçüncü Kısım: Basitten Karmaşığa · Sayfa 7/28


Bir ölçek tek bir soru sorar: ne kadar? Yaşam ise aynı anda pek çok soruyu birden sorar.

Şimdi o soruların çokluğuyla, yaşamın çok boyutluluğuyla tanışalım.

Yaşamın Çok Boyutluluğu

Formel mantık, ameliyat masasındaki gibi her şeyin uyutulduğu, yalnızca bakılan yerin açıkta kaldığı koşullarda gayet güzel çalışabilir. Yaşamda ise bu koşullar nadiren ve ancak geçici bir süre için, gerçekten ameliyat gerektiğinde kurulabilir. Bir boyuttaki oynaklığın çoğu da başka boyutlardan gelir. Ameliyat masasında olmadığımız için o boyutlar askıya alınmış değildir, hepsi aynı anda iş başındadır.

Mükemmeliyetçiliğe dönelim. Artık bir işe "mükemmel oldu" ya da "mükemmel olmadı" diye 1 ve 0 olarak bakmıyoruz; yerine bir tamamlık ölçeği koyduk. Bu ölçek bir boyuttur. Ama bir işin ne kadar tamam olması gerektiğini o söylemez; bitmiş bir işin ne kadar tamam olduğunu bile tek başına söyleyemez.

Diyelim ki bir hizmet üretiyoruz. İşimize olan talebi nelerin etkilediğine bakalım. Alternatiflerimiz ve rakiplerimiz var. Karşıladığımız ihtiyaçlar var ve her biri kendi içinde yeni boyutlar açıyor. Hizmetimize ihtiyaç duyanların satın alma gücü, hizmetin bıraktığı deneyim algısı, uzun vadede doğuracağı etkiler var. Bir de o günkü zamanımız: bu iş, öbür işlerimizden ne kadarını yiyor? Bu sayım burada bitmiyor. Sınır koymazsak boyutlar hemen üzerimize yığılır.

Burada iki yönden sıkışıyoruz. Tamamlık boyutunu yaşamdan koparıp tek başına ele alırsak, yine konuyu daraltır, yaşamın bütünsel akışından uzaklaşırız. Bütün boyutları birden ele almaya kalkarsak altında kalırız. Bu ikisinin arasından adım adım bir yol açacağız. 1 ve 0'ı ölçeğe çevirmek yalnızca başlangıçtı; ama yaşamda küçük bir adım bile bazen büyük bir dönüşümün kapısını açar.

Çok Boyuta Tek Boyuttan Bakma Tuzakları

İndirgemek, bir konuyu ameliyat masasına yatırmaktır ve yapay bir işlemdir: Yaşam indirgenemez; biz onu yalnızca anlamak için parçalarına ayırırız. İndirgediğimiz şeyi gerçekten kavramak içinse onu yeniden bütüne yerleştirmemiz gerekir.

Nefes alma sürecini düşünelim. Solunum, dolaşım, kas ve iskelet sistemleri gibi farklı yapılar ve onların çoklu süreçleri bir araya gelir. Bu süreçlerin hiçbiri, birbirinden bağımsız değildir. Eğer ille de bir başlangıç atamak istiyorsak, nefes almak diyafram kasının kasılmasıyla başlar diyebiliriz belki; ama bu kas, diğer sistemlerle bütünleşmiş hâlde çalışır. Yaşamda da her olay, karmaşık bir bütünün parçasıdır.

Klasik "Yumurta mı tavuktan çıkar, tavuk mu yumurtadan?" sorusu da indirgemeci bir yaklaşımdır. Hem yumurta tavuktan hem tavuk yumurtadan çıkar. Yaşamda üst-alt, önce-sonra sıralaması sandığımız kadar sabit değildir. Bir iletişimde alt olan bir anda üst olabilir, sebep gibi görünen şey sonuç hâline gelebilir.

Yaşamdan benzerleriyle muhtemelen çokça karşılaştığımız bir örnek: Bir arkadaşımızın yaptığı bir şakaya başka bir arkadaşımızın olumsuz tepki verdiğini ve onu küçük düşürdüğünü varsayalım. Bu durum gerçekten olumsuz mudur? Bu basit olayı etkileyen yüzlerce farklı boyut olabilir: Arkadaşlar arasındaki geçmiş ilişkiler, şakanın önceden yapılmış benzerleri, ortamdaki diğer kişilerin tanışıklık derecesi… Tüm bu etkenler olayın boyutlarını genişletir; indirgemeci bir bakış onu anlamlandırmaya yetmez.

Biz de kitap boyunca indirgemeye başvurduk ve çelişkiyi anlamak için yine başvuracağız; ama masadan kalkınca bütünü hatırlamak şartıyla.

Çok Boyutun Hesaplanamazlığı

Bir şeyi tam anlamıyla analitik olarak kavrayabilir miyiz? Matematiğe bakalım. Basit saymayla başladık; kesirler, sıfır, negatif sayılar, irrasyonel sayılar ve karmaşık sayılar derken gerçekten de gitgide daha karmaşık sayılara ulaştık. Yalnızca sayıların dünyasındaki bu genişleme bile, bir gerçeği anlamaya çalışırken karşılaştığımız zorlukları gösterir. Yaşam ise matematikten çok daha girifttir; onu hesaplayamaz, tamamen kontrol de edemeyiz.

Bir öğretmeni düşünelim. 20 öğrencilik bir sınıfı yönetiyor olsun. Dersini kusursuz bir şekilde planlamış, sınıfın sıcaklığını uygun bir düzeye getirmiş ve dikkat dağıtacak şeyleri azaltmış olabilir. Ancak bir öğrenci evdeki problemleri yüzünden düşüncelere dalabilir, bir diğeri geç yattığı için uykulu olabilir ve dışarıdaki ağaçların hışırtısı başka bir öğrencinin dikkatini çekebilir. Öğretmenin tüm çabalarına rağmen, dersin gidişatını etkileyen sayısız küçük ve kontrol edilemez etken vardır.

Bu uçsuz bucaksız boyutlar arasında kaybolmamak için her şeyi kontrol etmeye çalışmak yerine durumu "yeterince" anlamaya çalışabiliriz. Biraz daha iyi kavrayıp durumu biraz daha iyi hâle getirmek bile büyük bir fark yaratır.

Bir şeyi en mükemmel hâliyle yapmak için gündüz düşlerinde kaybolmamıza gerek yok. 10 dakikalık bir zamanımız varsa ve bu sürede yapabileceğimiz bir şeyi kavrayabiliyorsak, bu yeterlidir. Attığımız her küçük adım, daha iyisini yapmamızı sağlar.

Yaşam çok boyutlu ve karmaşık. Hesaplanamaz bir karmaşıklık. İdeal çözümler belki de yoktur; olsalar bile, onları kontrol altına alıp tam anlamıyla hesaplamak imkânsızdır. İdeal bir yaşam arayışına kapılmak, bizi yaşamın kendisinden koparabilir. Onu kontrol etmeye çalıştığımızda, kendimizi çaresizlikte buluruz. Ancak bu çaresizlik bile gücümüzdür. Çelişkilerle dolu olan bu hayat, çarelerimizi de içinde barındırır.

Seni Sen Değil, Yaşam ve Varlığın Bütünlüğü Yaşamda Tutar

Yaşamda kalmak için sayısız faktöre ihtiyaç duyarız. Makro seviyeden mikro seviyeye, milyonlarca şeyin yolunda gitmesi gerekir.

Dünyanın manyetik alanı çalışmayı durdursa, güneşten gelen yüklü parçacıklara karşı korunmasız kalırız ve yaşam büyük bir risk altına girer. Eğer atmosferdeki oksijen hızla azalsa, onu yeterince hızlı yerine koyacak mekanizmalar bulmamız neredeyse imkânsız olur.

Bedenimizde ise sayısız yaşamsal döngü gerçekleşiyor: hücre seviyesinden organlara ve sistemlere kadar. Bu döngülerden biri aksadığında çoğu zaman elimiz kolumuz bağlı kalıyor.

Yaşamda kalmamız büyük oranda bilinçle doğrudan kontrol etmediğimiz ve edemeyeceğimiz süreçlere bağlıdır. Bazı şeyleri farkında olmadan yapıyoruz, çünkü bunlar içimizdeki yaşam tarafından yönetiliyor. Diğer şeyler ise varlıkla olan derin ilişki ve bütünlük içinde gerçekleşiyor.

Örneğin böbreklerimizi çalıştırıyoruz, ama nasıl çalıştıklarını biliyor muyuz? Farkında olmadan da onları etkin bir şekilde kullanıyoruz.

Kendimize bir beyin mi ürettik? Evet, ürettik. Annemizin karnında gözlerimizi, beynimizi, kulaklarımızı oluştururken ne yaptığımızın farkında mıydık? Soluduğumuz oksijeni her hücremize nasıl taşıdığımızı hiç düşündük mü? Hemoglobinin bu işi nasıl yaptığını bilmeden, bu süreç içimizde mükemmel bir düzenle işliyor.

İşte bir çelişki daha: Bir şeyden yararlanabilmek için onu bilinç düzeyinde anlamamız gerekmez. Karmaşık sistemler genellikle kendiliğinden beliren, ortaya çıkan sistemlerdir. Hiçbir bileşen, tüm sistemi tam olarak bilemez. Hatta bu bileşenler, sistemin varlığından bile haberdar olmayabilir.

Bu yüzden, yaşamın bütün boyutlarını tam anlamıyla hesaplamamıza gerek yok. Böyle bir hesaplama mümkün de değil. Biz bu büyük sistemin bir parçasıyız. Yaşam ve varlık bizi var kıldığı için buradayız.

Peki, o hâlde yaşamı ve varlığı anlamaya gerek yok mu? Kendimizi tamamen akışa mı bırakalım? Hayır, 1 ve 0 tuzağına düşmemeliyiz. Tam anlamak zorunda değiliz; hiç anlamamak da bizim durağımız değil. Biraz anlıyoruz ve bu anlayışımızı geliştirebiliyoruz.

*

Tek boyut daraltıyor, bütün boyutlar altında bırakıyor; biz ikisinin arasında, biraz anlayarak yol alıyoruz.

Peki biraz anlamanın bir aleti var mı?


← Basitten Karmaşığa  |  İçindekiler  |  Boyut Eklemek →

© 2025, 2026 Mustafa Acungil. Tüm hakları saklıdır. Bu kitap web sitesinde ücretsiz okunması için sunulur ve zaman zaman güncellenebilir (canlı kitap · Sürüm: 2026-44). Bağlantıyı paylaşmakta özgürsünüz; metni kopyalayıp başka yerde yayımlamak izne tabidir. Ayrıntı → Haklar ve Kullanım.