Çelişki ve Çatışma Yaşamdır — paylaşım kartı

Üçlü Meclisi Kurmak

Çelişki ve Çatışma Yaşamdır · Beşinci Kısım: Bütünleşik Model · Sayfa 19/28


Çekim merkezlerini ve mesafeleri çok iyi ele alsak bile çatışan güçler yine oradadırlar, yatışabilirler ama pek öyle ortadan kalkmazlar. Bazı konularda bize etki eden güçler görece durağandır; etkileri de öyle. Ama pek çok konuda çekim merkezleri dinamiktir, yerlerinde durmazlar; ürettikleri güçler de onlarla birlikte oynar. Üstelik birbiriyle çatışan çekim merkezleri yalnız bizimle toplum arasında değil, kendi içimizde de kutuplaşabilir.

İşte bu çekişmeleri anlamayı ve yönetmeyi öğrendikçe, savrulduğumuz yerlerde içsel bir rehberlik kurabiliriz.

Mesafeleri Yönetemediğimizde

Bir akşam bir dostumuzla artık görüşmemeye karar veririz; sabah onun mesajına ilk biz cevap yazarız. Birkaç gün sonra aynı karar, sanki daha önce vermemişiz gibi yine önümüzdedir; onu ne mesafede tutacağımız konusunda savrulur dururuz. Bu çok doğal; mesafe yönetimi her zaman düz bir çizgide ilerlemez.

Bazen uzaklaştırmaya çalıştığımız şey, zihinsel olarak bile uzaklaşmaz. Ya da zihnimizde uzaklaştırmayı başarsak bile yaşamda bunun karşılığını bulamayız ve o mesele yeniden rahatsız edici bir şekilde yakınlaşabilir. Bir şeyleri yakına çekmeye çalıştığımızda da aynı zorluklarla karşılaşabiliriz. Hatta bazı meselelerde, ne kadar çabalarsak çabalayalım, o şeyin doğru mesafesini bir türlü bulamayız.

Peki bu durumda ne olacak? Başaramadığımızda ne yapacağız? İşte burası, asıl dönüşümlerin başlangıç noktasıdır. Yanlıştan öğrenmeyi hatırlayalım: yapamamak, aslında bir müjdedir. Mesafeleri yönetemediğimizde, zihinsel modelimizi tekrar gözden geçirip derinleşmemiz gerektiğini anlarız.

Acaba neden başka mesafeleri iyi kötü yönetirken belirli bir mesafeyi yönetemiyoruz?

Belki de ayarımız henüz kabadır; meselenin parçalarını seçemiyoruzdur. Ya da meselenin bizde yarattığı duygusal yük, ayar ne kadar incelirse incelsin bizi savurmaya devam ediyordur.

Ayrıştırmayı İnceltmek

Bir bebeği düşünelim. Küçük bir bebek, ilk başta elini yumruk yapar ve ağzına öyle götürür. Beyni de kasları da geliştikçe elinin ayrıntılarını fark etmeye başlar. Yumruğu açılır, parmakları ayrı ayrı işlev görür hâle gelir. Çözünürlük artar ve duyarlılığı gelişir. Mesafeleri yönetirken zihinsel modelimiz de buna benzer bir dönüşüm geçirir. Çözünürlüğümüz yetersizse, mesafeleri ayarlamak zorlaşır. Zihinsel uygulamalar yapıp bunların karşılıklarını da yaşamda denedikçe, çözünürlüğümüz ve duyarlılığımız iyileşir.

Bazen bir şeyi yönetemememizin nedeni, onun alt unsurlarını henüz fark etmemiş olmamızdır. Örneğin, bir arkadaşımızla mesafeyi ayarlamakta zorlanıyorsak, belki de hangi aktiviteleri birlikte yapmaktan hoşlandığımızı ya da hoşlanmadığımızı yeterince ayrıştıramamışızdır. Alt unsurları keşfettikçe, her birinde mesafeyi ayrı ayrı ayarlayarak ilişkiyi daha sağlıklı bir hâle getirebiliriz. Buna olgusal ayrıştırma diyebiliriz.

Ayrıştırma ihtiyacı, sadece unsurlar düzeyinde değil, zaman boyutunda da kendini gösterebilir. Şu anda A ile ilgileniyorsak, B'yi biraz uzakta tutarız. B'ye geçme zamanı gelince A'yı zihnimizde uzaklaştırıp B'yi yakına çekeriz. Bu, zamansal ayrıştırma becerisi gerektirir; o da çalıştıkça gelişir.

Yakın mesafede bulunan şeylerin birbirleriyle olan uyumlarını ayrıştırmak da önemlidir. Daha önce yakın mesafenin kalabalık olmaması gerektiğinden bahsetmiştik, ancak kalabalık olmasa bile bazı kazalar gerçekleşebilir. Örneğin, çocuğun ödevine yardım ederken iş mesajlarına bakmak ikisini de bozar; yürürken bir derdi düşünmek ise çoğu zaman ikisine de iyi gelir. Bu uyumları ya da uyumsuzlukları fark etmek, mesafeleri daha iyi yönetmemizi sağlar.

Genel ayrıştırma becerimiz gayet yeterli olsa bile, acemisi olduğumuz bir konuda o konuya özgü ayrıştırmaları sağlıklı yapabilmek biraz zaman ve deneyim ister.

Merkezde Kütle Eksikliği

Varsayalım ki mesafeleri ayarladık, meseleyi olgusal olarak parçalarına ayırdık, neyi ne zaman yakına çekeceğimizi de seçtik. Yine de başa çıkamadığımız bazı mesafeler var. Bazı durumlar hâlâ bize savrulma hissi yaşatıyor. Bir gün bir şeyden emin olurken, ertesi gün tam tersi bir hissiyata kapılabiliyoruz. Peki, sorun nedir?

Bu durumda öncelikle tekil mesafeleri ve olgusal ayrıştırmaları yeniden gözden geçirmemiz gerekir. Yakın mesafede kalıp bizi tıkayan, tökezleten, belki konuyla hiç ilgisi olmayan başka bir şey bile savrulmalarımıza yol açabilir. Ancak bu adımları tamamladığımız hâlde hâlâ bir çözüm bulamıyorsak, sorun daha özel bir kökene dayanıyor olabilir: Savrulma hissi, merkezimizdeki kütle eksikliğinden kaynaklanıyordur. Bu eksiklik de çoğu zaman merkezimizde yeterince ustalıklı bir çatışma yaratmadığımız için ortaya çıkar.

İçimizdeki aç insanla tok insanı hatırlayalım: önümüze tatlı geldiği o anda ikisi karşı karşıya gelmişti. Bu karşılaşma kimi zaman bir iç savaşa döner; yüzeye yansıdığı da olur, hiç yansımadığı da. Savrulma ise o ikisi hiç karşılaşmadığında ya da birbirini neredeyse tamamen yok saydığında başlar. Öncelikle hangi iki uç arasında savrulduğumuza bakarız. Belki bir gün "yapamam" derken, ertesi gün "elbette yapabilirim" diye düşünüyoruz. İstemekle istememek, sevmekle nefret etmek ya da herhangi iki zıt duygu arasında savruluyor olabiliriz. Bu savrulmalar, o iki yönümüzün henüz aynı masaya oturmadığını gösterir. Çatışmayı kabul etmek, bu iki yönü karşı karşıya oturtmaktır. Ustalık da bu diplomatik masada kazanılır.

İç bilinçlerimizin topluluğuna bir meclis de diyebileceğimizi söylemiştik: çoğu zaman birlikte çalışır, bazen birbirine girer. Şimdi o meclisi bilinçli olarak, üç üyeyle topluyoruz: üçlü meclis. Diyelim ki "istemek" ile "istememek" arasında gidip geliyoruz. O zaman "isteyen ben", "istemeyen ben" ve tarafsız bilincimiz aynı masaya oturur. Tarafsız bilincimiz taraf tutmaz; ikisini de sonuna kadar dinler. Sorunun kaynağı, bu iki iç bilincin birbiriyle açıkça çatışmak yerine birbirini bastırmaya çalışmasıdır: kimi zaman savaşarak, kimi zaman yok sayarak. Bu iki iç bilinci muhabbetli bir çatışmaya soktuğumuzda, merkezimizdeki kütle güçlenir. Böylece savrulmalar azalır ve ilgili mesafeleri daha iyi yönetmeye başlarız.

Çelişkilerden Öğrenerek Yaşamak

Savrulmalarımız son derece değerlidir. Onlara dikkat ettiğimizde, yaşam kalitemizi artırmak için nerelerde işimiz olduğunu fark ederiz; savrulmalar, merkezimizde nerede kütle eksikliği olduğunu gösterir.

Yaşam bizi yaşamda tutar. Bu yüzden yaşamın her çelişkisi ve çatışmasıyla ilgilenmek zorunda değiliz. Varlık bizi var tutar; varlığın her çelişkisiyle de uğraşmak zorunda değiliz. Ama bilincimizi varlık ve yaşam ortaya çıkardı; onu, müdahale gerektiren çelişki ve çatışmalara bir kurban olarak değil, yön verici bir hakem olarak katabiliriz. Nelere müdahale edeceğimizi ise savrulmalarımız sayesinde keşfederiz.

Özellikle "fren" adını verebileceğimiz direnç noktaları çok kıymetlidir. Bazen çok istediğimizi düşündüğümüz hâlde, bir türlü harekete geçemediğimiz durumlar olur. Mesafe modelimizle bile çözemediğimiz bu durumlarda, aslında derin bir içsel frenle karşı karşıya olduğumuzu fark ederiz. O zaman üçlü meclisi kurarız: bir tarafa o freni, diğer tarafa ilerleme arzumuzu koyar, tarafsız bilincimizle üçlüyü tamamlayıp bu iki iç bilincimizi muhabbetli bir çatışmaya sokarız. Bu muhabbetli çatışma genellikle yolu açar ve tıkanıklık çözülmeye başlar.

*

Savrulduğumuz yerde artık içsel bir rehberliğimiz var: iki iç bilincimizi aynı masaya oturtan, tarafsız bilincimizle dinleyen üçlü meclis. Modeli kurduk; şimdi onu yaşamın içinde kullanalım.


← Mesafeleri Yönetmek  |  İçindekiler  |  Çekim Merkezleri ve Mesafeleri Kullanmak →

© 2025, 2026 Mustafa Acungil. Tüm hakları saklıdır. Bu kitap web sitesinde ücretsiz okunması için sunulur ve zaman zaman güncellenebilir (canlı kitap · Sürüm: 2026-44). Bağlantıyı paylaşmakta özgürsünüz; metni kopyalayıp başka yerde yayımlamak izne tabidir. Ayrıntı → Haklar ve Kullanım.