Çelişki ve Çatışma Yaşamdır · Beşinci Kısım: Bütünleşik Model · Sayfa 20/28
Üç tanıdık derdimize bir de çekim merkezleri ve mesafeler üzerinden bakalım.
Mükemmeliyetçilik
Mükemmeliyetçilik, tek bir sorun değil, bir sorunlar grubudur. Doğru mesafeye konulduğunda ise bir sorun olmaktan çıkıp çalışılabilir bir zemin hâline gelir.
Burada her çeşidini ele almasak da sık rastladığımız birkaç kalıbı mesafeyle okuyalım, en yakından en uzağa doğru. Mükemmeliyetçiliğin öbür çeşitlerini, özdeğeri ve motivasyonu, her biri kendi vadisinde, daha önce andığımız Üç Vadiden Kendine Yolculuk'ta ayrıntılı olarak bulabilirsiniz.
Bir şeyi ya da her şeyi mükemmel yapma arzusu zihnimizde ve bedenimizde çok içselleştiğinde, bizi derin bir işlevsellik kaybına sürükleyebilir. Ne kadar önemli olursa olsun, bir şeyin bizi bu kadar içten etkileyip tüm benliğimizi işgal etmesi, bizi köleleştirir. Artık o şeyi başarmaya çalışmak yerine onun kuklası hâline gelebiliriz.
Başka bir olasılık ise, mükemmeliyetçiliğin adeta derimize yapışmışçasına yakın olmasıdır. Bu durumda işlevselliğimiz büyük ölçüde zarar görür. Mükemmel yapmak zorunda olduğumuz o tek şey ya da her şey, bizi harekete geçmeye zorlarken aynı zamanda felç etmiş gibi hissettirebilir. Çıtayı yüksek tutarız, ama eyleme geçemeyiz. Bir mesajın ilk cümlesini on kez yazar, on kez sileriz.
Eğer mesafe biraz açıksa, hareket etmek zordur ama mümkündür. Ancak bu durumda bile, yapılan işler istenilen mükemmellikten uzak kalır. Mükemmel yapmak için çırpındıkça mesafeyi daha da daraltırız; sonunda elimiz kıpırdamaz olur.
Daha da açılmış bir mesafe, kısmen başarı getirebilir. Ancak bu durumda bile, yapılan işlerin bazı kısımları güzel olurken, diğer kısımları çarpık veya eksik kalabilir. Mükemmelliğe ulaşma arzusu burada da hedefini tutturamamış olur. Oysa işi biraz daha uzakta tutabilsek, en azından arada bir daha uzağa çıkarabilsek, evirip çevirip ona bakabilir, farklı yönlerini görüp o yönleri de uygun bir zamanlamayla yakına çekebilirdik.
Tek bir işin mesafesini doğru ayarladığımızda bile mükemmeliyetçilik tuzağına düşebiliriz. Odağa aldığımız işi belki gayet iyi ve bütüncül yaparız, ama bedeli yüksek olur: yaşamımızın diğer yönlerini, hatta çevremizdeki insanları ihmal ederiz. Oysa mesafenin yanında zamansal ayrıştırmayı da iyi yapabilsek, işe olan ilgimizle yaşamın kalanı arasındaki dansı daha iyi kurabilirdik.
Bir diğer mükemmeliyetçilik çeşidi ise hayal sarayıdır. Bir konuyu sürekli zihnimizde mükemmelleştiriyor ama eyleme geçemiyorsak, bu konuyu yaşamımızdan giderek daha fazla uzaklaştırıyoruz demektir. Hayalimiz mükemmelleştikçe, yaşamla bağımız zayıflar.
Mesafe yönetimiyle mükemmeliyetçilik sorunlarını çözemezsek, içsel çatışmalarımıza bakmamız gerekir. "Oldu" diyen ben, "Olmadı" diyen ben ve tarafsız bilincimiz arasında bir diyalog başlatırız. Zihnimizde üçlü meclisi kurarak bu içsel çatışmayı muhabbetle yönetiriz.
Özdeğer
Varım, varlıkla değerliyim. Yaşıyorum, yaşamla değerliyim. Bilinçliyim, bilinçle değerliyim.
Varım, yaşıyorum, bilinçliyim; değersiz olmamın en ufak bir ihtimali var mı?
Aileden okula, iş yerinden topluma her yapı özdeğerimizle oynar. Bizi değersiz hissettiren her şey haddini aşmıştır. Ancak bu baskıları çoğu zaman öyle büyük uğraşlarla dönüştürmek zorunda değiliz. Zihinsel mesafeyi açmak, etkilerini tatlı bir motivasyona çevirmeye yetebilir.
Özdeğerde iç kütlenin eksik kalması neredeyse kaçınılmazdır; içimizdeki iki ses çoğu zaman konuşmak yerine birbirini susturur. Bu yüzden "Koşulsuz değerliyim" diyen iç bilincimizi "Elbette eksiklerim var" diyenle aynı masaya oturtur, muhabbetli bir çatışmaya sokarız. O masadan çoğu zaman şu cümle çıkar: "Eksiklerim var, değerim yerinde."
Motivasyon
Motivasyon sorunları, çekim merkezleri ve mesafelerle yakından ilişkilidir. Tekil motivasyon eksiklikleri, genellikle ilgili konunun zihinde yakınlık kazanamamasından ya da yakınlığını koruyamamasından kaynaklanır.
Bir konu zihinsel olarak uzak kaldığında, ona duyulan heves azalır. Zihnen yakına çekildiğinde ise, motivasyon doğal olarak artar ve konu kendi akışını bulur. Ancak mesafeyi ayarlamadan ya da yakınlığı sürdürecek değişiklikleri yapmadan işin kendisine ara ara yüklenmek, sorunu daha da büyütebilir. Kaba güç motivasyonu geri getirmez; sorunu kökleştirir.
Zihinsel olarak yakınlaştırmaya çalıştığımız bir konuda savrulma yaşıyorsak, bir an çok yakın bir an çok uzak hissediyorsak, o konuda "Hadi" diyen benle "Dur" diyen beni üçlü mecliste buluştururuz. Böylece merkezimizin çekim gücü artar.
Genel motivasyon eksikliği ise, yakın mesafelerin aşırı doluluğundan veya tam tersine aşırı boşluğundan kaynaklanabilir. Zihinsel yörüngemizi nefes alacak alan bırakmayacak şekilde doldurduysak, iç bilinçlerimiz bizi korumak için motivasyonu kesebilir. Bu, genel bir isteksizlik hâli yaratır. Zamanla bu isteksizlik yüzünden yakın mesafemiz neredeyse tamamen boşalır ve hayatımızdaki konular anlamını yitirmeye başlar. Bu hâl uzun sürüyorsa çevremizden, gerekirse bir uzmandan destek alırız.
Yakın mesafenin kendi ritmiyle dolup boşalması, yeni bir şeyler denemenin ve yeni motivasyonlar geliştirmenin temelidir.
Hangi Durumda Hangi Alet?
Üç dert de mesafenin diliyle okunabiliyor. Mesafenin yetmediği yerde üçünün de yolu aynı masaya çıkıyor: üçlü meclise.
Hadi biraz ayrıştırma yaparak kısa bir özet çıkaralım. Durumları ve aletleri şöyle sıralayabiliriz:
- Yakın mesafelerde çoklu yoğunluk: Çok fazla konu yakın mesafede birikmişse, toplu uzaklaştırma yaparız. Böylece yakın alan sakinleşir, zamansal ayrıştırma da kolaylaşır.
- Tekil baskı ve rahatsızlık: Tek bir mesele baskı yaratıyorsa, onu tatlı bir çekim mesafesine kadar uzaklaştırırız. Bu sayede konu farklı yönleriyle görülebilir hâle gelir ve olgusal ayrıştırmaya başlayabiliriz.
- Karmaşık ve iç içe geçmiş durumlar: Bir konu kendi içinde ya da başka konularla karışmışsa ve mesafesini tek başına yönetmek zorlaşıyorsa, olgusal ayrıştırma yaparak her unsur için ayrı mesafeler belirleriz. Bunun için önce konuyu karmaşık bütünlüğüyle inceleyebileceğimiz bir mesafeye uzaklaştırmamız gerekebilir.
- Odaklanma problemleri: İşler kafamızda karışıyor ve odaklanmakta zorlanıyorsak, zamansal ayrıştırma yaparız. Bunun için önce toplu uzaklaştırmayla yakın mesafeyi biraz rahatlatmamız gerekebilir.
- Yaşamımıza almakta zorlandığımız şeyler: Bir konuyu haftamıza almakta zorlanıyorsak, onu zihnimizde yakına çekeriz. Ama bundan önce yakın mesafede yer açmamız, konuyu olgusal ve zamansal olarak ayrıştırmamız gerekebilir.
- Devam eden savrulmalar: Bütün bunlara rağmen bir konuda savrulma sürüyorsa, iç çatışma eksikliğinden şüphelenir, üçlü meclisi kurarız.
*
Kendi kâinatınızın patronu sizsiniz. Orayı düzenleyip toparlayabilecek olan da sizsiniz. Biz burada yalnızca örnekler verdik; zihinsel modellerinizi geliştirmek ve uygulamak size düşer. Okumak, araştırmak ve danışmanlık almak, en çok kendi eylemlerinizi tetiklediğinde ve desteklediğinde anlam kazanır.
İş başa düşer.
Ama bir soru hâlâ açık: merkezde duran bu 'ben' neyin nesi?
Bu çevrimde anlatılanı denemek için: Küçük Başlamak →
← Üçlü Meclisi Kurmak | İçindekiler | Parçayı Bütüne Bağlamak →
© 2025, 2026 Mustafa Acungil. Tüm hakları saklıdır. Bu kitap web sitesinde ücretsiz okunması için sunulur ve zaman zaman güncellenebilir (canlı kitap · Sürüm: 2026-44). Bağlantıyı paylaşmakta özgürsünüz; metni kopyalayıp başka yerde yayımlamak izne tabidir. Ayrıntı → Haklar ve Kullanım.