Hayvan Mezarlığı: Zihinsel Dünyada Korkuyla Yüzleşmek

Elmayı Gördün Mü? · Sayfa 15/33


Korku romanlarına özel bir ilgim yok, ama Stephen King'in yazdıklarını severim. Son yıllarda çıkan eserlerine pek vakit ayıramadım, ancak öncesinde yazdığı neredeyse her kitabı ya okudum ya da sesli kitap olarak dinledim. Fakat ilginç olan şu ki, beğenerek okuduğum bazı romanlarının filmlerini izleyemedim: Hayvan Mezarlığı, It, Misery… Bu, şiddet sahneleri ya da acı içeren sahneler izlemekte zorlandığımdan değil. Zombi dizilerini bile rahatça izleyebiliyorum.

Peki bu durumun sebebi ne olabilir? Kitap okurken, korku, zihnimde soyut bir şekilde canlanıyor. Kelimelerle tarif edilen sahneler beni belirli bir düzeyde etkiliyor, ancak zihnimde görsel olarak canlanmadığı için bu etki daha serin kalıyor. Korku unsurları, zihnimde soyut imgeler olarak belirdikleri için onları yönetmek daha kolay. Kitabı kapattığım anda, sahnelerin zihnimde devam etmesine gerek kalmıyor. Afant olmamın bu duruma doğrudan etkisi var. Şiddet sahneleri bile beni derinden etkilemiyor, çünkü sahneler zihnimde tam anlamıyla canlanmadığından etkileri geçici ve yüzeysel kalıyor.

Ancak, kitaplarda kontrol edebildiğim bu serinlik, filmlerin görsel yoğunluğunda kırılıyor. Afant olmama rağmen, filmlerde yaratılan güçlü görsel dünya beni içine çekiyor ve bu atmosferin etkisinden kurtulamıyorum. Zihnimde sahneler tam anlamıyla canlanmasa bile, film dünyası beni o kadar etkiliyor ki, kendimi bu dünyanın ortasında, adeta o olayları yaşıyor gibi hissediyorum. Kitabın soyut dünyasında kalabildiğim serinliği, filmlerde koruyamıyorum. Bu görsel bombardıman, afant kalkanlarımı aşarak beni kuşatıyor. Zihnimdeki karanlık yerini dış dünyanın yoğun görselliğine bırakıyor ve bu bende büyük bir rahatsızlık yaratıyor.

Zombi dizilerinde ise, olayların sosyolojik örüntüleri dikkatimi çok daha fazla çekiyor. Zombi kıyametinin toplum üzerindeki etkileri, güç dengeleri ve insan ilişkileri son derece ilginç. Arada bir yer alan korkunç ve şiddet dolu sahneler, bu sosyolojik yapının gölgesinde kalıyor. Algım, korkudan çok sosyolojik dengelere odaklanıyor. Bu, korku romanları ve filmleriyle olan ilişkimi de açıklıyor. İçimizde dünyaya dair yarattığımız algı ve yorumlar, yaşamımızı derinden etkiler.

Görselleştirme yetisi olan bir insan, kendi zihninde cehennem yaratabilir ve yarattığı korkunç sahneleri defalarca yaşayabilir. Benim zihnimde bu imgeler canlanmasa da, özü tamamen korkuya odaklı bir filmde, dış dünyadan gelen bu yoğun görsel etkilerle baş etmekte zorlanıyorum. Filmleri izlerken, zihnimde yaratamadığım cehennemi dış dünyada karşıma çıkmış gibi yaşıyorum ve kendimi bu girdapta kaybolmuş hissediyorum.

Bu yüzden, kitapların serin dünyasında huzurlu kalabiliyorken, korku filmlerinin görsel ve işitsel yoğunluğuna kapılmak istemiyorum. Zihnimde yaratabildiğim bu serinliği kaybetmektense, kendimi soyut dünyada rahat bırakmayı tercih ediyorum. Zihnimde sakin kalabiliyorken, dış dünyanın cehennemini neden çağırayım ki?


BÖBREK TAŞIMI ÖYLE BİR DÜŞÜRDÜM Kİ, ÇIKTI GİTTİ YAŞAMIMDAN VE ZİHNİMDEN  |  İçindekiler  |  BEN PSİKOPAT MIYIM?

© 2024, 2026 Mustafa Acungil. Tüm hakları saklıdır. Bu kitap web sitesinde ücretsiz okunması için sunulur ve zaman zaman güncellenebilir (canlı kitap · Sürüm: 2026-08). Bağlantıyı paylaşmakta özgürsünüz; metni kopyalayıp başka yerde yayımlamak izne tabidir. Ayrıntı → Haklar ve Kullanım.