Elmayı Gördün Mü? · Sayfa 28/33
Hep konuştum. Çok konuştum. Konuşmak, benim için sadece iletişim değil, adeta bir yaşama biçimi. İçimde yankılanan soyut düşünceler, kelimelerle dış dünyaya aktarıldıkça varlık kazanıyor. Bilinçaltımın bilincime yapabildiği tek şey, aslında konuşmak, ifade etmek. İçimde olup biten, görünmeyen şeyler ancak kelimelerle var olabiliyor. Bu yüzden konuşmak, sadece bir ihtiyaç değil, var olmanın kendisi benim için.
Daha ilkokuldayken sınıfın önüne çıkıp rahatça konuşurdum. O zaman bile içimdeki bir şeyleri dışa vurmak bana doğal geliyordu. Ortaokulda, Türkçe derslerinde öğretmenle karşılıklı konuşmalar yapar, dersin büyük bölümünü bu diyaloglarla geçirirdik. Ama bu sadece bir alışkanlık değildi, içimdeki soyut düşünceleri kelimelere dökebilmenin tek yol olmasının içsel zorunluluğundan kaynaklanıyordu.
Kurumsal teknik eğitimler vermeye başladığımda, ilk dersin sonunda şaşkınlıkla "Ben bunun için bir de para mı alacağım?" demiştim. Çünkü içimdeki soyut imgelerin, kavramların, anlamların dışa vurumu olan bu konuşmalar, benim için o kadar doğal ve kendiliğindendi ki, bir iş yapıyormuş gibi hissetmiyordum. Şu an hala konuşuyorum; videolarda, eğitimlerde, danışmanlıklarda, yazılarımda… Hep konuşuyorum. Çünkü bu, afant zihnimin tek dışavurum yolu.
İçimde şekillenen düşünceler, kelimeler haline gelmedikçe var olmuyorlar. Görsellerle dolu bir zihin olmadığı için, içimdeki herşey soyut imgeler, soyut kavramlar olarak beliriyor ve ancak konuşarak onlara hayat verebiliyorum. Her anın, her düşüncenin ifade edilme ihtiyacıyla yaşıyorum. Evde en sıradan konuşmalarım bile düzgün cümleler halinde oluyor. Çünkü kelimeler, benim için sadece bir iletişim aracı değil; onlar, içimde var olan tek somut gerçeklik.
Kamera karşısında, provasız, hazırlıksız, doğrudan konuşmaya başlarım ve rahatça kendimi ifade ederim. Çünkü bu benim dünyam. Afantlığımın getirdiği soyut dünyadan kelimelerle bir köprü kuruyorum. Tıpkı üniversite sınavında olduğu gibi; 28,5 dakikada 66 Türkçe sorusu cevapladım. Bilgiye dayalı olan 6 edebiyat sorusu yanlış çıktı sadece. O hızda çözmem gereken uzun paragraf sorularında ise tek bir hata bile yapmadım. Türkçe sorularında doğru cevap bana 'görünürdü'. Ama o görünme, kelimelerle olurdu. Görseller değil, kelimelerin örüntüleri zihnimde parıldardı. Görsel hafıza yerine, kelimelere dayalı bir hız vardı zihnimde.
Afantlık, beni hep ifade etmeye zorladı. Bilinçaltım, bilincime soyut projeksiyonlarla da ulaşabiliyor elbet, ama en güçlü ve net erişim kanalı kelimeler oldu. Dış dünyaya konuşmam ve kağıda yazmam, içimdeki bu soyut iletişimin yankıları ve yansımaları. Kelimeler, benim için hayati bir bağ. İçimde var olan şeylerin dünyaya çıkabilmesi için tek yol bu.
Afant olan pek çok insanla konuştuğumda, onların da kendilerini ifade etmekte, anlatmakta iyi olduğunu gözlemledim. Hepsinde değil, ama birçoğunda bu yatkınlık var. Çünkü bizler, içimizdeki soyut dünyayı anlamlandırmak ve dünyayla paylaşmak için kelimelere muhtacız. Kelimeler olmadan içimizde biriken soyut imgeler ve kavramlar dış dünyaya ulaşamaz. Bu yüzden konuşmak, sadece bir yetenek değil; afant zihni için bir zorunluluk.
Kelimelerle bu kadar iç içe olmak, belki de beni daha sakin, daha derin bir ifade şekline itiyor. Her ne kadar görselleştirme yeteneğim olmasa da, kelimeler benim iç dünyamın sınırlarını aşmamı sağlıyor. Soyut düşüncelerimi anlamlı bir biçimde dışa vurabiliyorum. Afant zihni için bu, bir özgürlük yolu. İçimde her şey soyut ve şekilsiz olabilir, ama kelimelerle onları somut bir gerçekliğe dönüştürebiliyorum.
← SESSİZ DİLİN GÜCÜ: AFANT ZİHNİNDE KELİMELERİN ANLAMI | İçindekiler | EL YORDAMIYLA KENDİNİ BULURSUN YA DA BULAMAZSIN →
© 2024, 2026 Mustafa Acungil. Tüm hakları saklıdır. Bu kitap web sitesinde ücretsiz okunması için sunulur ve zaman zaman güncellenebilir (canlı kitap · Sürüm: 2026-08). Bağlantıyı paylaşmakta özgürsünüz; metni kopyalayıp başka yerde yayımlamak izne tabidir. Ayrıntı → Haklar ve Kullanım.