El Yordamıyla Kendini Bulursun ya da Bulamazsın

Elmayı Gördün Mü? · Sayfa 29/33


Roman okumayı çok severim. Şimdilerde de roman dinlemeyi daha da çok seviyorum. Peki, zihinsel canlandırma olmadan, görselleştirme yapamadan nasıl roman okuyor ya da dinliyorum? Bu sorunun içinde bile, afantlıkla yaşamaya dair birçok katman saklı. Bir romanın her cümlesi, her karakteri, her sahnesi belki de sizin için renklerle, görüntülerle dolu. Ama benim zihnimde, sessiz bir tiyatro oynanıyor, sahnesi boş. Yine de o boş sahnede, anlamın derinliklerine iniyorum. Zihnimde imgeler yerine, kelimeler örüntü halinde parlıyor. Parlayan şeyler hayal gücümde imgeler değil, örüntülerin ve kavramların dokusu.

Roman okuyamayan afantlar olduğunu duymuştum. Karşılaşıp muhabbet ettiğim bazıları, romanları sıkıcı buluyorlardı çünkü hikâyeyi görüntülerle, sahnelerle süsleyemediklerini söylüyorlardı. Kendi özelliklerini el yordamıyla da olsa keşfedebilen insanlar işlevsel bir hayat kuruyorlar. Afantlığını ya da tam bilmiyor olsa da onun etkilerini kabul etmiş olanlar, bunlarla barışık yaşayanlar, kendini çözmeye çalışanlar, yaşamdaki işlevselliğini bulmuş insanlar. Onlar bir yandan sessiz zihinlerini anlamaya çalışıyorlar, bir yandan da o sessizliğin içinde yankılanan bir gerçekliği inşa ediyorlar. Ama kendi doğasıyla mücadele eden insanlar için bu işlevsellik bazen erişilmez oluyor. Kendi iç seslerini duymazdan gelen ya da onunla savaşanlar için bu süreç zorlu, karanlık ve bazen sonu gelmeyen bir mücadeleye dönüşüyor.

Romanları keyifle okuyabiliyorum çünkü ne karakterleri, ne mekânları, ne sahneleri, ne de olay örgülerini zihnimde görsel olarak canlandırmaya çalışmıyorum. Bende o görsellerin yerine bir duygu ağı var; karakterlerin hissettikleri şeyler, mekânların yarattığı atmosfer, olayların derinliklerindeki insan doğası. Bunlar benim zihnimde daha büyük bir anlam kazanıyor. İnsan karakterlerinin içsel yolculuğu, sosyal dinamikler, psikolojik durumlar… Zihnim adeta bunları içiyor, özümsüyor. Bir karakterin yüzü nasılmış, bir mekân nasıl görünüyormuş, bunlar benim için ikinci planda. Mekânların betimlemeleri, karakterlerin fiziksel görünümleri bana ulaşmaz bile. Benim için roman, bir ruhun derinliğini keşfetmekle ilgili. Ve bu, benim doğama uyumlu bir okuma biçimi. Belki de bu yüzden roman okuduğum gibi roman yazabildim de; çünkü hayal etmek, benim için soyut olanı derinlemesine anlamak demek. Hayal gücümde sahneler, görüntüler yok; ama kavramların içinde yüzen soyut duygular var.


KONUŞMAK: AFANT ZİHNİNİN DIŞA VURUMU  |  İçindekiler  |  KELİMELERLE YOLUNU BULMAK: AFANTAZYA VE YARATICI SÜREÇ

© 2024, 2026 Mustafa Acungil. Tüm hakları saklıdır. Bu kitap web sitesinde ücretsiz okunması için sunulur ve zaman zaman güncellenebilir (canlı kitap · Sürüm: 2026-08). Bağlantıyı paylaşmakta özgürsünüz; metni kopyalayıp başka yerde yayımlamak izne tabidir. Ayrıntı → Haklar ve Kullanım.