Gece Ziyaretleri · Bölüm 4/11
Böyle bir yeteneğim olduğunun farkında değildim. Beklenmedik bir zamanda, beklenmedik bir şekilde ortaya çıktı. Üstelik hiç ilgisi yokmuş gibi görünen bir sofranın bereketiyle.
Sadece basit bir ziyaretti aslında. Çalışma ortamında tanıdığım bir abimizin evindeydim. Eşi, Rumeli mutfağının bir büyücüsüydü. Normalde iş arkadaşlarımın evine pek misafir olmam ama eşinin yemekleri bambaşkaydı; evlerine davet almak ise övünülecek bir onurdu. Bir kere misafir olup o lezzetleri tattıktan sonra, yeniden çağrılmak için fırsat kovalardınız.
Bir yaz sonuydu. Normalde bizimle takılmayı seven oğulları Murat o gün ortalıkta görünmedi pek. Yemekte bile kısacık katıldı aramıza öylesine ve hızla atıştırıp kalktı.
Merak edip sorunca öğrendim. İngilizce öğretmenleri önceki sene kitabı tam bitirememiş. Üç koca bölümü yaz için ödev olarak vermiş. Murat da daha yedinci sınıf öğrencisi, yaz boyu aklına bile gelmemiş tabii ödev. Gerçi hangi sınıftaki çocuğun aklına gelir ki böyle haksız bir yaz ödevi! Çaydan sonra Murat'ın yanına gittim ben de, yarım saat kadar yardım ettim. Ben ayrılırken yanından iç geçirerek, "Çok çalışmam lazım çok!" dedi. Kalıp sabaha kadar onunla çalışasım geldi o an ama o saatte daha fazla kalmak artık pek de uygun değildi. Aileden izin aldım ve döndüm evime.
Çok etkilenmiştim bu haksız ödevden. Yıllar önceki kendimi görmüştüm karşımda çünkü.
O zamanlar anadolu liseleri yedi yıldı. Beş yıllık ilkokulun ardında sınavla girilip hazırlık okunuyordu. İki İngilizce dersi vardı: Written ve Spoken olarak geçiyordu adları… Yanlış hatırlamıyorsam tabi. Doğru hatırladığımdan emin olduğum bir şey var: Written kısmının hocası, Target adlı kitabın üç cildi yerine sadece ilk ikisini yetiştirebilmişti. Birer dönemde birer kitap bitirebilmiş olarak üçüncü kitabı yaz tatiline ödev vermişti.
Akıl işte! Yaza ödev verebilir mi böyle? Verse bile kontrol edebilir mi? Kontrol etse bile kaç kişi yapmış olur ki! Yapmak zorunda hissediyordum. Yaz tatilinin başında değil, ortalarında bile değil. Okul açılmasına bir iki hafta kaldığını fark edince, ödevi yapmak zorunda hissettim. Abilerimin birinden kalmış bir çizim masası üstü vardı, altlığı olmayan… Onu bir şeylerin üstüne koydum, iki taraftan… Sehpa gibi bir masa olmuştu. Yerde oturmuş çalışıyordum.
Evde uzanmış o halimi düşünüyorken, uykuyla uyanıklık arası bir transa girdim. Kendi halimi düşünüyordum ama görüntüdeki ben değildim. O iki taraftan dengelenip masa yapılmış plaka yerine, çalışma masasında uykuyla mücadele eden Murat'tı gördüğüm. Ne zaman uykuya daldım da rüya başladı diye şaşırdım bir an. Sonra da hiçbir rüyamda rüya görüyor olduğumu düşünmediğimin farkına vardım. Uyanıktı bilincim. Murat'ın yanına doğru yaklaşmak istedim. Sanki gözlerimle değil, doğrudan zihnimle zoom yapmışım gibi bir anda yanına vardım. Adımlar atmamıştım, ayaklarım yoktu ki; ama yaklaşmıştım. Rüyaydı galiba, ama uyanık gibiydim rüyada. Ama bu, bir uyanık rüyanın bile çok ötesinde bir deneyimdi. Sanki burada fiziksel bir varlığım olmadığı halde fiziksel gerçek bir ortam olarak burada, bu odada, Murat'ın yanındaydım. Murat'ın masasındaki saate baktım, geceyarısını geçmişti.
Burası gerçek hayattı. Burası Murat'ın odasıydı. Ben burada hem var hem yoktum. Sesleri de kaydeden bir kamera gibiydim. Arkamdan Murat'ın annesinin sesini duydum: "Oğlum, uyuyakalmışsın bak işte… Girişilir mi böyle saçma ödeve!"
Annesine olmamam gereken bir yerde yakalanmışım gibi afalladım. Ama ben ne olduğunu bile anlayamadan, arkamdan sesini duyduğum lezzetlerin büyücüsü, odağımın içinden geçip gitti. Şimdi Murat'ın omzuna uzanan elini ve sırtını görüyordum. Havada, ses ve görüntüyü algılayabilen varlıksız bir nokta gibiydim—ve eğer bir bedenim olsaydı, tam içimden geçmiş olacaktı.
Ana oğulu gizlice dikizler gibiydim ve bunun utancını hissettiğim anda görüntü hızla döndü. Seslerini arkamdan hâlâ duyabiliyordum ama artık odanın açık kapısını görüyordum. Utancın itişiyle açık kapıdan çıktım—ya da odağım çıktı, ne fark ederdi ki? Koridorda sağa sola baktım ve ileride görüntünün bulanıklaşıp yok olduğunu fark ettim. Onlara yaklaştıkça görüntü keskinleşiyor, onlardan uzaklaştıkça eriyip kayboluyordu. Sanki varlığımın sınırlarını, onların varlığı belirliyordu.
Ben neler olduğunu keşfetmeye çalışırken Murat'ı yerine yatırmıştı annesi. Odanın kapısından çıkarken peşine takıldım. Onunla birlikte görüş alanımın genişleyip genişlemeyeceğini merak ettim. Ama hayır onunla bir yere kadar ilerleyebildim ve sonrasında da o uzaklaştıkça görüntüsü belirsizleşti. Sonra bir an durdu. Kapının açık kaldığını fark edip geri döndü. İlgim ondaydı ve bu yüzden ben ya da odağım da onunla birlikte kapının dışındaydım. Kapıyı kapattı ve o an, bir şey beni çekip savurdu. Beni neyin çarptığını bile anlayamadan, bir anda kendimi Murat'ın yanında buldum.
Yatağında sonunda rahatça uyuyan Murat'ın nefesini dinleyerek sakinleştim; ne olduğunu anladığımı düşünüyordum. Ya da en azından bir parçasını… Buradaki bağlantım Murat'tı. Kanca diye yankılandı zihnimde. Akşam onun ruh haline duyduğum yoğun ilgi… Eve döndüğümde kendi çocukluğumla bağlantılı olarak zihnimin yine Murat'la meşgul olması… Bir şekilde buraya bir kanca atmıştım. Mekanda bir tünel belki, bilmiyorum, ama buradaydım işte. Bağlantımın giderek zayıfladığını hissettim. Görüntü kararıyordu.
Kendimi evde uzandığım yerde buluverdim. Elimi kaldırıp yüzüme yaklaştırdım. Oradaydım, sadece algı olarak değil, beden olarak da.
Tekrar! Tekrar yaşamalıydım. Oldum olası insanların iç dünyasını, görmediğim hallerini merak ederdim. Bu, bu, bu deneyim… Tüm hücrelerimde titreyen bir enerji hissettim. Tekrar yaşama isteği!
İkinciyi yaşamam aylar sonra mümkün oldu. "Çok çalışmam lazımdı, çok!" İnsanlarla çeşit çeşit ilgiler kurmayı denedim. Onları düşündüm sonra gece uzanmış transa girmeye çalışarak. Bir sonraki sadece haftalar aldı. Bir sonraki günler… Ziyaretler ve kancalar…
Yaşamım onları deneyimlemek için, kancalar atıp avlamak ve avlanmak, sonra gece ziyaret ziyafetini deneyimlemek için bir zemindi artık.
O sihirli Rumeli yemeklerinden bile daha büyüleyici bir lezzet!
← Etek | İçindekiler | Haplar →
© 2025, 2026 Mustafa Acungil. Tüm hakları saklıdır. Bu kitap web sitesinde ücretsiz okunması için sunulur ve zaman zaman güncellenebilir (canlı kitap · Sürüm: 2026-08). Bağlantıyı paylaşmakta özgürsünüz; metni kopyalayıp başka yerde yayımlamak izne tabidir. Ayrıntı → Haklar ve Kullanım.