Aynı Sonuç, Farklı Sebepler

Üç Vadiden Kendine Yolculuk · Birinci Kısım · Üç Vadiden Önce: Sorunla İlişkimiz · Sayfa 6/111


Aynı sonuç, farklı süreçlerden doğabilir. Dışarıdan benzer görünen durumların kökünde bambaşka nedenler yatabilir. Bu yüzden her öneri bize uymaz; kendi sonucumuzu değiştirmek istiyorsak, önce onu doğuran yolu tanımamız gerekir.

*

Sonuçla kavga etmek yerine onu doğuran sürece bakmamız gerektiğini gördük. Şimdi bu bakışı biraz daha derinleştirelim: Aynı sonuç, her zaman aynı süreçten doğmaz.

İnsan, kalıp yargılara yatkındır. Bu anlaşılır bir durumdur. Dünya karmaşıktır; belirsizlik çoktur. Böyle bir ortamda zihnimiz, önemli gördüğü birkaç değişkene bakıp kalanını sabit varsayarak hızla karar vermeye çalışır. Yoksa her durumda her ayrıntıyı hesaplamaya kalksak, adım atmakta zorlanırdık.

Bu alışkanlık çoğu zaman işimize yarar. Ama yaşam kalitemizi etkileyen konularda bizi yanıltabilir. Çünkü dışarıdan aynı görünen sonuçların altında bambaşka süreçler olabilir.

Basit bir örnek düşünelim: İki sayıyı çarpıp 6 sonucunu elde ediyoruz. Zihnimiz hemen 2 x 3 veya 1 x 6 gibi pozitif çarpanlara gidebilir. Oysa -2 x -3 veya -1 x -6 da 6 sonucunu verir.

Sonuç aynıdır; ama ona götüren yol farklıdır.

Yaşamda da böyledir. Aynı davranış, aynı duygu, aynı tıkanıklık, aynı başarısızlık ya da aynı isteksizlik; farklı insanlarda, hatta aynı insanın farklı dönemlerinde bambaşka nedenlerden doğabilir.

Bu farkı görmezsek, iyi niyetli öneriler bile işe yaramayabilir.

Birine iyi gelen şeyin bize de iyi geleceğini sanırız. Birinin çözdüğü yolla kendi düğümümüzü çözmeye çalışırız. Bir davranışı görünce, onun ardındaki süreci bildiğimizi zannederiz.

Oysa çoğu zaman görebildiğimiz şey yalnızca sonuçtur.

Bu yanılgı, zihinsel canlandırmayı farklı deneyimleyen insanlara baktığımızda özellikle belirginleşir. Bunu kitabın odağını değiştirmek için değil, benzer sonuçların ne kadar farklı iç süreçleri gizleyebileceğini göstermek için söylüyorum. Kendi afantlık deneyimimde ve afant ya da hiperfant olan başka insanların deneyimlerinde bunu defalarca gözlemledim.

Afantlık, zihinde bilinçli görsel imgeler oluşturamamak; hiperfantlık ise bunun tersine, çok canlı ve yoğun zihinsel görselleştirme deneyimlemektir. Bu farklara, mükemmeliyetçilik, özdeğer ve motivasyonla kesiştikleri yerlerde zaman zaman döneceğiz.

Dışarıdan bakınca bazı sonuçlar kolayca başka şeylerle karıştırılabilir. Afant biri, duygusal sakinliğini “duygusuzluk” sanabilir. Hiperfant biri ise zihnini sürekli meşgul eden canlı imgeler yüzünden dikkat sorunu yaşadığını düşünebilir.

Oysa alttaki süreç bambaşka olabilir: kişinin zihinsel görselleştirmeyi nasıl deneyimlediği ya da hiç deneyimlemediği.

Her iki durumda da asıl mesele, dışarıdan göründüğü şey olmayabilir. Mesele, kişinin zihinsel görselleştirmeyle kurduğu iç deneyimde yatıyor olabilir: yokluğunda, canlılığında ya da bunaltıcı yoğunluğunda.

Benzer bir durum öğrenme farklılıklarında da yaşanır. Dislekside ortaya çıkan yavaş ya da hatalı okuma, dışarıdan “tembellik” gibi görünebilir. Oysa çocuk, disleksiye rağmen sınıf arkadaşlarının üç katı çalışarak o noktaya gelmiş olabilir. Disleksiyi bilmeyen bir öğretmen, öğrenciyi “çalışmıyor” diye daha da zorladığında, aslında çocuğun kapasitesini geliştirmek yerine onda yara açar.

Burada da dışarıdan bakınca sonuç benzer görünebilir: okuma güçlüğü ya da yavaş okuma.

Ama olası açıklamalar çok farklı olabilir. Yeterince pratik yapılmamış olabilir. Yanlış yöntem kullanılıyor olabilir. Kaygı etkili olabilir. Disleksi olabilir. Yorgunluk olabilir. Zihnin çalışma biçimiyle ilgili başka bir farklılık olabilir.

Aynı sonuç, farklı sebeplerden doğabilir. İşte bu yüzden, bir önerinin bizim için işe yarayıp yaramayacağını anlamanın ön şartı, kendi sürecimizi tanımaktır.

Sürecimizi tanımazsak, iyi niyetle de olsa başkalarının reçetelerini ezbere uygularız. Bazen sonuç değişmez. Bazen durum daha da kötüleşir. Belki de öneri yanlış değildir; sadece bizim sürecimize değil, başka bir sürece yöneliktir

Ama sürecimizi tanımaya başladığımızda, dikkatimiz keskinleşir. Gözden kaçırdığımız unsurları fark ederiz. Bizim durumumuzda hangi etkilerin gerçekten önemli olduğunu ayırt ederiz. Bir önerinin, yaşamımızın işleyişine gerçekten uyup uymadığını daha berrak görürüz.

O zaman şunları sormaya başlayabiliriz:
Bu sonuç bende hangi süreçten doğuyor?
Ben hangi varsayımla hareket ediyorum?
Dışarıdan aldığım öneri hangi süreci varsayıyor?
Benim gerçek sürecim buna benziyor mu?

Bu sorular, bizi ezbere çözümlerden çıkarır. Kendi yaşamımıza daha dikkatli bakmaya çağırır. Başkası için açılmış yolları ödünç almayı bırakmamıza yardım eder.

Hazır reçeteleri uygulamayı bırakıp kendi sürecimizle çalışmaya başladığımızda, sonucu dışarıdan zorlamaya çalışmayız. Sürecin kendisini iyileştiririz. Daha derin ve kalıcı dönüşümü mümkün kılan şey de budur.

Kendi sürecimizle çalışmaya başladığımızda ise bir sonraki soru belirir: Bu sürecin gerçekten nasıl bir gayrete ihtiyacı var?


← Sonuca Odaklanarak Sonucu Değiştiremezsin  |  İçindekiler  |  Gayrete Gerek Var mı? →

© 2026 Mustafa Acungil. Tüm hakları saklıdır. Bu kitap web sitesinde ücretsiz okunması için sunulur ve zaman zaman güncellenebilir (canlı kitap · Sürüm: 2026-07). Bağlantıyı paylaşmakta özgürsünüz; metni kopyalayıp başka yerde yayımlamak izne tabidir. Ayrıntı → Haklar ve Kullanım.

2 comments

  1. Hocam süreçler, bize yani ruhsalve fiziksel durumumuza ayrıca çevresel koşullara ve muhatap olduğumuz kişilere göre sürekli değişir .Biz bir proje yapacaksak yada bir sınava hazırlanacaksak bunların takibi bizim için yorucu olmaz mı?İyi halimizin gelmesini beklemek bizi amaçtan biraz uzaklaştırmaz mi?Bizi disiplinden biraz uzaklaştırmaz mi? Süreçle neyi kastediyorsunuz biraz açarmısınız?

    • Sonucu gerçekleştirmek için gerekli olan her şey… Eksik olan girdiler, aksayan süreçler, karşımıza çıkan engeller. Bunların hepsi sürecin içerikleri.
      Ama şöyle bir güzellik var: Sürecin her yönüyle ilgilenmemize gerek yok. Aksayan yerlere bakmamız yeterli.
      Mesela diyelim çocuğumuz kitap okusun istiyoruz. Bu elde etmek istediğimiz sonuç… Bunu sağlamanın yolu nerelerden geçiyor? Mesela okuma yazma öğretmemiz gerekir mi? O da bu işin sürecinin bir parçası ama zaten öğrenmiş durumda. Eksik olan girdi ne var? Çalışmayan alt süreç neler var? Engel olan ne tür şeyler var?
      Bunlara bakmamız gerekir.

Bir Cevap Yazın