Üç Vadiden Kendine Yolculuk · Bölüm 17/96
Yoğunluk arttığında, tek tek sorunların ne olduğu belirsizleşir. Üst üste gelen yükler zihni sersemletir; o sersemlik içinde mükemmeliyetçilik bazen asıl sorun değil, kalabalığın içinde yediğimiz darbelerden yalnızca biridir.
*
Derdi çok olanın derdi bazen çokluktur. Önce bunu gördük. Ardından çoklukla çalışmanın ilk kapılarından birine baktık: sistemi biraz rahatlatmak.
Şimdi bir adım daha atalım.
Eğer bir kalabalıktan üst üste darbe alıyorsak, tekil darbelerin önemi bir süre sonra azalır. Mesele yalnızca darbenin kimden geldiği değil, toplam yoğunluktur. O yoğunluk altındayken çözüm üretmek ya da becerilerimizi yerinde kullanmak pek mümkün değildir.
Bir kavganın ortasında üst üste yumruk yediğinizi düşünün. Hangisi omzunuza geldi, hangisi çenenize, hangisi dengenizi bozdu, hangi yumruğu kim attı; bir noktadan sonra ayırt edemezsiniz. Sadece sarsılırsınız.
Mükemmeliyetçilik de bazen böyle bir kalabalığın içinde karşımıza çıkar. Kendi başına tek ve merkezi sorun değildir belki. Ama çokluğun, yorgunluğun, uykusuzluğun, biriken işlerin, cevaplanmamış mesajların, yarım kalmış kararların arasında bir kroşe gibi gelir ve bizi yere serer.
O zaman şöyle düşünebiliriz:
“Yine mükemmeliyetçiliğim tuttu.”
“Yine başlayamıyorum.”
“Yine bitiremiyorum.”
“Yine tamam diyemiyorum.”
Belki gerçekten mükemmeliyetçilik vardır. Ama belki de o anda asıl mesele, sistemimizin kalabalıktan sersemlemiş olmasıdır.
Sarhoşluk yalnızca içkiyle olmaz. Sürekli uykusuzluk, hiç bitmeyen meşguliyet, zihinsel aşırı yüklenme, arka arkaya gelen küçük krizler de benzer bir etki yaratabilir. İnsan ayık gibi görünür ama zihni ayık çalışmaz. Becerileri hâlâ oradadır, fakat erişilemez hâle gelir.
On bin kez kapı açmış biri bile, gözlerini açamayacak kadar uykusuzsa kapıyı açmakta zorlanabilir. Anahtarı deliğe denk getiremez. Kapıyı açmayı bilmediği için değil; o anda sistemi çalışmadığı için.
Mükemmeliyetçilik sandığımız bazı hâller de böyle olabilir.
Bir işi bitiremiyorsak, belki o işi kusursuz yapmak istediğimiz için değil; zihnimiz çok dolu olduğu için bitiremiyoruzdur. Bir şeye başlayamıyorsak, belki yüksek standartlarımız yüzünden değil; arka planda taşınan yükler yüzünden başlayamıyoruzdur. “Tam olmadı” deyip duruyorsak, belki gerçekten tamamlık ölçümüz bozulmuştur; ama belki de kalabalığın içinde hiçbir şeyi yeterince açık göremiyoruzdur.
Bu ayrım önemlidir.
Çünkü eğer mesele kalabalıksa, doğrudan mükemmeliyetçilikle kavga etmek bizi daha çok yorabilir. Orada yapılacak ilk iş, “Neden böyleyim?” diye kendimize yüklenmek değil; yoğunluğu azaltmak, sistemi ayıltmak, kalabalığı biraz dağıtmaktır.
Elbette yoğunluğun derecesi de önemlidir. Bazen yük gerçekten fazladır; azaltmak gerekir. Bazen de yük dışarıdan bakıldığında taşınabilir görünür, ama biz yine de altında zorlanıyoruzdur. O zaman yalnızca yükü değil, taşıma biçimimizi, beden hâlimizi, alışkanlıklarımızı ve iç telkinlerimizi de anlamamız gerekir.
Şu sorular yardımcı olabilir:
Bu zorlanma hep mi var, yoksa yoğunluk arttığında mı belirginleşiyor?
Yoğunluk gerçekten fazla mı, yoksa taşıma biçimim mi beni zorluyor?
Dinlendiğimde, sadeleştiğimde, yükleri azalttığımda aynı sorun aynı güçte kalıyor mu?
Bu gerçekten mükemmeliyetçilik mi, yoksa çokluğun içinde aldığım darbelerden biri mi?
Eğer bazı sorunlar yalnızca yüksek yoğunluk anlarında tetikleniyorsa, doğrudan o sorunlarla değil, önce o yoğunlukla ilgilenmek gerekebilir. Çünkü çoğu zaman mesele yalnızca sorunun kendisi değil, onun hangi koşulda ortaya çıktığıdır.
Yoğunluk azalınca sorun da azalabilir. Bazen tamamen kaybolur. Bazen ise geriye daha sahici, daha belirgin, daha çalışılabilir bir mesele kalır.
İşte o zaman bir sonraki soruya geçebiliriz.
← RAHATLAMAK NE MÜMKÜN? | İçindekiler | KALABALIK DAĞILDIĞINDA SORUN ÇÖZÜLMEZSE →
© 2026 Mustafa Acungil. Tüm hakları saklıdır. Bu kitap web sitesinde ücretsiz okunması için sunulur ve zaman zaman güncellenebilir (canlı kitap · Sürüm: 2026-07). Bağlantıyı paylaşmakta özgürsünüz; metni kopyalayıp başka yerde yayımlamak izne tabidir. Ayrıntı → Haklar ve Kullanım.