KALABALIK DAĞILDIĞINDA SORUN ÇÖZÜLMEZSE

Üç Vadiden Kendine Yolculuk · Bölüm 18/96


Kalabalığı dağıtmak her şeyi çözmeyebilir. Ama sorunları birbirinden ayırır. Yükleri biraz uzaklaştırdığımızda, hangi meselenin gerçekten köklü olduğunu ve hangisinin yalnızca yoğunluk içinde büyüdüğünü daha iyi görmeye başlarız.

*

Yakın kalabalık, biraz uzaklaştırabildiğimizde kalabalık olmaktan çıkar. Yüzümüze çok yakın duran şey her şeyi kaplar; biraz mesafe kazandığında ise kendi boyutuna döner.

Yüzünüze elinizi kapattığınızda, dünya avucunuz kadar olur. O anda başka hiçbir şeyi doğru dürüst göremezsiniz. Ama elinizi biraz uzaklaştırdığınızda, hem elinizi hem de arkasındaki dünyayı görmeye başlarsınız.

Sorunlarımız da bazen böyle olur.

Gerçektirler. Bize aittirler. Bizi derinden etkileyebilirler. Ama onları sürekli yüzümüze yapışık tutmamız, sırtımıza yığmamız, zihnimizin en dar alanında üst üste taşımamız iyileşmeyi kolaylaştırmaz.

Yüklerimizi indirip önümüze aldığımızda, onları daha iyi görebiliriz. Üst üste, daracık bir alana kuleler gibi yığmak yerine geniş bir sahaya yaydığımızda; her biriyle sırası geldikçe, daha sakin ilgilendiğimizde sahici bir sahiplenme başlar.

Çünkü sahiplenmek, her şeyi aynı anda sırtında taşımak değildir.

Sahiplenmek bazen yükü yere koyup ona bakabilmektir.
Bazen sıraya almaktır.
Bazen bugünlük bırakmaktır.
Bazen “bu gerçekten benim mi?” diye sormaktır.
Bazen de “bu benim, ama şimdi değil” diyebilmektir.

Kalabalık dağıldığında bazı sorunlar gerçekten hafifler. Çünkü onlar çokluğun, yorgunluğun, daralmanın yan etkileridir. Ama bazıları kalır.

Kalanlarla artık daha derinlikli ilgilenmek gerekebilir.

Eğer dinlendikten, rahatladıktan, yükleri biraz ayırdıktan sonra hâlâ aynı konuda takılıyorsak; hâlâ “tamam” diyemiyor, hâlâ başlayamıyor, hâlâ bitiremiyor, hâlâ küçük bir eksik yüzünden bütün işi bırakamıyorsak, o zaman mükemmeliyetçiliğe biraz daha yakından bakmamız gerekir.

Bazen mükemmeliyetçilik, kavgada yediğimiz onlarca yumruktan yalnızca biridir. Ama bazen de kalabalık dağıldığında hâlâ orada duran, kendine ait bir işleyişi olan gerçek bir düğümdür.

Bu ayrım bizi rahatlatır.

Her tıkanıklığa “mükemmeliyetçilik” demek zorunda kalmayız. Her mükemmeliyetçilik belirtisini de kalabalığın üstüne atmayız.

Önce çokluğu görürüz. Sonra rahatlamayı deneriz. Ardından kalabalık dağıldığında geride ne kaldığına bakarız.

Eğer geride kalan hâl saplantıysa, onunla başka türlü çalışmak gerekir. Eğer konu zihnimize aşırı yakın duruyorsa, onunla aramıza mesafe koymamız gerekir. Eğer gerçekten tamamlık ayarımız bozulmuşsa, o zaman “oldu mu, olmadı mı?” sorusunun kendisine daha yakından bakmamız gerekir.

Buraya kadar yaptığımız şey, mükemmeliyetçiliğe yaklaşmadan önce yolu biraz açmaktı. Her şeyi aynı etiketin altına koymadan, neyin çokluk, neyin kalabalık, neyin saplantı, neyin aşırı yakınlık, neyin gerçekten tamamlık ayarı olduğunu yavaş yavaş ayırıyoruz.

Şimdi bu ayıklamayı biraz daha derinleştirelim.

Çünkü bazı meseleler yalnızca kalabalıkta gelen darbeler değildir. Bazıları bedene saplı bir bıçak kadar yakında, keskin ve dikkat isteyen meselelerdir.


KALABALIKTA BİR KROŞE OLARAK MÜKEMMELİYETÇİLİK  |  İçindekiler  |  BEDENE SAPLI BIÇAK

© 2026 Mustafa Acungil. Tüm hakları saklıdır. Bu kitap web sitesinde ücretsiz okunması için sunulur ve zaman zaman güncellenebilir (canlı kitap · Sürüm: 2026-07). Bağlantıyı paylaşmakta özgürsünüz; metni kopyalayıp başka yerde yayımlamak izne tabidir. Ayrıntı → Haklar ve Kullanım.

Yorum bırakın