Üç Vadiden Kendine Yolculuk · Bölüm 20/96
Saplantı hâline getirmemiş olsak bile, bir konu zihnimizde haddinden fazla yer kapladığında görüşümüz daralabilir. Konu bize o kadar yaklaşır ki, artık ne onu doğru görebiliriz ne de dünyanın geri kalanını.
*
Elinizi uzakta tutarak bakın, sonra yavaşça yaklaştırın. Eliniz gözünüze çok yaklaştığında, yalnızca o görünür; geri kalan her şey silinir. Şimdi elinizi tamamen yüzünüze kapatın. Artık dünya elinizden ibaret olur.
Bazı konular zihnimizde böyle bir etki yaratır.
Bu bir saplantı olmayabilir; ama saplantı eşiğine yaklaşan bir mesafe kaybı olabilir. Hele söz konusu olan yaşamımızda sürekliliği olan bir insan, bir iş, bir proje, bir eser, bir fikir ya da bir ürünse… Ve bu yakınlık, üzerinde çalıştığımız mükemmeliyetçilikle birleşmişse, etkisi büyür.
O şeyin kusursuz olması gerekiyormuş gibi hissederiz. Sanki bütün dünya o konunun etrafında dönüyordur. Sanki o iş bitmeden, o ilişki düzelmeden, o eser tamamlanmadan, o fikir netleşmeden başka hiçbir şeye bakamayız.
Ama bu hâl, ne o şeyi mükemmel kılar ne de bizi üretken.
Tam tersine, felç yaratabilir. Beceri kaybına, yapamama duygusuna ve sonuç almaktan uzak bir çırpınmaya yol açabilir. Detaylarda debeleniriz. Yapmak isteriz ama yapamayız. Ya da yaparız ama çabamız erir gider; karşılığını alamayız.
Aşırı yakınlık çoğu zaman eylemsizliğe ya da sonuç almaktan uzak bir hareketliliğe neden olur.
Eğer afant değilseniz, yani zihninizde görsel canlandırma yapabiliyorsanız, bu konuya metaforik bir mesafe kazandırmayı deneyebilirsiniz. Onu yüzünüze yapışmış hâlinden bir kol boyu uzağa taşıyın. Onun özünüz olmadığını, yalnızca sizden ya da dünyadan bir parça olduğunu hatırlayın.
Bu, onu önemsizleştirmek değildir. Onu hayatınızdan çıkarmak değildir. Onu inkâr etmek değildir.
Sadece onunla aranıza çalışılabilir bir mesafe koymaktır.
Eğer bu bile çok zor geliyorsa, konu artık yalnızca yüzünüze yakın olmayabilir; teninize yapışmış, hatta bedene saplı bıçak hâline gelmiş olabilir. O zaman bir önceki bölümdeki saplantı ihtimalini ciddiye almak gerekir.
Ama hâlâ mesafe kazanabiliyorsanız, burada öneri nettir: Konuyu bir kol boyu uzağa alın. Bakışınız genişlesin. Nefes alın.
Bu nihai uzaklık değildir. Daha sonra bazı konuları daha da uzağa taşımak, sıraya almak, ertelemek ya da başka türlü ele almak gerekebilir. Ama önce bu mesafede biraz kalmak bile zihinsel ferahlık getirir.
Konuya dair bazı yönleri ilk kez görebilir hâle gelirsiniz. İlk kez bir şey yapmak mümkün olur. Çünkü konu artık bütün dünyayı kapatmıyordur; dünyanın içinde bir konu hâline gelmiştir.
Peki ya afantlar?
Görsel canlandırmayla çalışanlara kıyasla bazı açılardan avantajlı olabilirler. Zihinlerinde konuları yoğun görsel imgelerle döndürmedikleri için, bu tür yüz yüze çarpışmalar daha az yaşanabilir. Ama bu, aynı sorunu başka yollarla yaşamayacakları anlamına gelmez.
Afantlar da konuları soyut zihinsel yörüngelerinde taşıyabilir. Bazı konular merkeze fazla yaklaşır. Neredeyse içerideymiş gibi hissedilir. Bu da bir tür “görüşü kapatan yakınlık”tır; yalnızca görsel değil, düşünsel ve hissel düzeyde yaşanır.
Afantlar için öneri, konuyu içlerinden, merkezden alıp biraz daha dışarı taşımayı denemektir. Bu bir görsel imgeyle değil; iç telkinle, içsel hisle, kavramsal mesafeyle yapılabilir.
Konuya şunu söylemek gibi:
“Sen ben değilsin.”
“Sen bütün dünyam değilsin.”
“Sen önemli olabilirsin, ama tek şey değilsin.”
“Seninle ilgileneceğim, ama yüzüme yapışık hâlde değil.”
Bu içsel hareketle birlikte biraz ferahlama hissediyorsanız, mesafe oluşmaya başlamış demektir.
Unutmayın: Bir konuyu uzağa almak, onu hayatınızdan çıkarmak değildir. Sadece onunla yeniden ilişki kurmak, onun karşısına geçebilmek, onunla aranıza işe yarar bir mesafe koymak demektir.
Ve bu, dönüşümün ilk adımlarındandır.
Nefes almaya başlarız. Felç hâli açılmaya başlar. Bir şeyler yapmak mümkün hâle gelir.
O konunun bazı yönleri bize yeniden görünür olur. Onunla ilgili neyi, neden ve ne kadar yapmamız gerektiğini en azından bazı açılardan fark etmeye başlarız.
***
Bu çevrimde mükemmeliyetçilik sandığımız bazı hâlleri ayıklamaya çalıştık. Bazen mesele çokluktur. Bazen kalabalığın içinde aldığımız darbelerden biridir. Bazen saplantıya yaklaşır. Bazen de konu zihnimize fazla yakın durduğu için görüşümüzü kapatır.
Her durumda aynı şeyle karşılaşmayız. Bu yüzden her tıkanıklığa aynı etiketi yapıştırmak bizi yanıltır.
Önce neyin çokluk, neyin kalabalık, neyin saplantı, neyin aşırı yakınlık olduğunu ayırt etmeye çalıştık. Şimdi artık mükemmeliyetçiliğin merkezine biraz daha yaklaşabiliriz.
Sıradaki soru şu:
Bir şeye ne zaman “tamam” deriz?
← BEDENE SAPLI BIÇAK | İçindekiler | DAHA YAKIN DAHA İYİ MİDİR? →
© 2026 Mustafa Acungil. Tüm hakları saklıdır. Bu kitap web sitesinde ücretsiz okunması için sunulur ve zaman zaman güncellenebilir (canlı kitap · Sürüm: 2026-07). Bağlantıyı paylaşmakta özgürsünüz; metni kopyalayıp başka yerde yayımlamak izne tabidir. Ayrıntı → Haklar ve Kullanım.