DAHA YAKIN DAHA İYİ MİDİR?

Üç Vadiden Kendine Yolculuk · Bölüm 21/96


Bir şeyi çok uzaktayken göremeyiz. Ama çok yakındayken de göremeyiz. Mesafenin azı az, çoğu çok, kararı karardır.

*

Bir önceki çevrimde, mükemmeliyetçilik sandığımız bazı hâlleri ayıkladık. Çokluk, kalabalık, saplantı ve aşırı yakınlık bazen mükemmeliyetçilik gibi görünür; ama her biri farklı bir işleyişten doğar.

Şimdi bu ayıklamanın ardından, konuyu merkeze biraz daha yaklaştırıyoruz.

Ama yaklaştırmak, hemen tam göreceğimiz anlamına gelmez. Çünkü bir şeyi çok uzaktan göremediğimiz gibi, fazla yakından da göremeyiz. Görmek için mesafe gerekir. Çalışmak için de.

Bir konuyu yüzümüze yapışmış hâlinden biraz uzaklaştırdığımızda ilk ferahlık başlar. Bakışımız açılır. Artık yalnızca sıkışmayı değil, konunun bazı parçalarını da görmeye başlarız.

Ama bu ilk mesafe henüz bütün resmi göstermez.

İki yaprağı gözünüzü kapatacak kadar yaklaştırdığınızı düşünün. Bu kadar yakınken, önünüzde ne olduğunu bile ayırt edemezsiniz. Yaprak olduğunu bile anlamayabilirsiniz. Sonra yaprakların ait olduğu dalı biraz uzaklaştırın. Gözünüz açılır, görüş alanınız genişler. Yaprakları fark edersiniz. Onların bir dala bağlı olduğunu, arkasında bir ağaç olabileceğini sezmeye başlarsınız.

Ama hâlâ ağacın tamamını görmüyorsunuzdur. Sadece birkaç detayı, belli açılardan, belli zamanlarda seçiyorsunuzdur. Eğer bu detaylara fazla takılırsanız, başka detayları yine kaçırırsınız.

Bu hâl, konuyu zihinsel olarak yakın çalışma mesafesinde tuttuğumuz andır. Artık yüzümüze yapışık değildir; ama hâlâ çok yakındır. Görüş biraz açılmıştır, fakat kavrayış henüz bütüne ulaşmamıştır.

Görsel canlandırmayla çalışanlar için bu, konuyu bir kol boyu mesafeye almak gibidir. Afantlar içinse konuyu merkezden biraz dışarı, ikinci ya da üçüncü yörüngeye taşımak gibi düşünülebilir. Her iki durumda da mesele aynıdır: konu artık bizi tamamen kaplamaz; ama hâlâ görüş alanımızın büyük bölümünü tutar.

Bu mesafe ilk çalışmayı mümkün kılar. Ama bu mesafede uzun süre kalırsak bazı yeni tuzaklar belirir.

Bazen bir şeyi ya tamamen olmuş ya da hiç olmamış gibi görürüz. Bazen nerede duracağımızı bilemeyiz. Bazen ideal olanı ya da optimum noktayı hesaplamaya çalışırken tükeniriz. Bazen denge ve tutarlılığı o kadar dar bir noktaya sıkıştırırız ki, hayatın hareketini kaybederiz. Bazen aynı konuya başka açılardan bakamayız. Bazen tek bir boyuta takılırız: kalite, hız, başarı, para, onay, görünürlük… Bazen de o konuyla uğraşırken hayatın geri kalanını göremez hâle geliriz.

Bunların her biri tamamlık ayarımızı bozar. “Oldu mu, olmadı mı?” sorusunu daraltır, sertleştirir, yaşamdan koparır.

Bu yüzden şimdi konuyu biraz daha geniş bir mesafeden ele alacağız. Tamamlık duygumuzun nerelerde sıkıştığını, hangi zihinsel tuzaklarla daraldığını ve ne zaman “yeterince oldu” diyebileceğimizi yoklayacağız.

Çünkü bazı şeyler, hatta çoğu şey, ancak biraz uzaktan bakıldığında bütün hâlinde görünür.

Şimdi bu tuzaklardan ilkiyle başlayalım:

1-0 tuzağı.


GÖRÜŞÜ KAPATAN YAKINLIK  |  İçindekiler  |  1-0 TUZAĞI

© 2026 Mustafa Acungil. Tüm hakları saklıdır. Bu kitap web sitesinde ücretsiz okunması için sunulur ve zaman zaman güncellenebilir (canlı kitap · Sürüm: 2026-07). Bağlantıyı paylaşmakta özgürsünüz; metni kopyalayıp başka yerde yayımlamak izne tabidir. Ayrıntı → Haklar ve Kullanım.

Yorum bırakın