Üç Vadiden Kendine Yolculuk · Bölüm 23/96
Mükemmeliyetçiliğin en yaygın görünümlerinden biri durma ayarının bozulmasıdır. İnsan bazen yapamadığı için değil, duramadığı için tükenir.
*
1-0 tuzağı her zaman açıkça görünmez. Bazen çok daha örtülü çalışır.
Bir konuya hiç emek vermemek ile sonsuz emek vermek arasındaki sert ikilik kolay fark edilir. Ama gereğinden fazla emek vermek her zaman o kadar görünür değildir. Çünkü dışarıdan bakınca özenli, dikkatli, sorumluluk sahibi görünebiliriz.
Oysa içeride başka bir şey oluyordur: Duramıyoruzdur.
Diyelim ki bir sunum ya da tanıtım dosyası hazırlamanız gerekiyor ve bunun için 10 saatiniz var. Dosyada 10 slayt olacak.
İlk kişi, 10 saatin büyük kısmını ilk 4 slayta aşırı özen göstererek harcıyor. O 4 slayt gerçekten iyi oluyor. Ama kalan 6 slayt taslak hâlinde, eksik ve yer yer hatalı kalıyor.
İkinci kişi ise aralarda durup durum değerlendirmesi yapıyor. Sürenin sonunda onun da 10 slaytı var. 6’sı özenli ve dolu, 3’ü hatasız ama yüzeysel, 1’i ise neredeyse boş; yalnızca ana mesajı taşıyor.
Hangisi daha iyi?
Bu sorunun cevabı her zaman aynı değildir. Bağlama göre değişir. Ama şunu görebiliriz: İkinci sonuç da kusursuz değildir. Onda da yüzeysel kalan slaytlar, hatta neredeyse boş bir slayt vardır. Mükemmeliyetçi bir gözle bakarsak, iki sonucu da kolayca “olmamış” diye etiketleyebiliriz.
Ama yaşamsal açıdan fark büyüktür: İlkinde birkaç parça parlamış, bütün çökmüştür. İkincisinde ise eksikler vardır; ama bütün çalışır durumda kalmıştır.
Birinci kişinin sorunu çalışmamak değildir. Hatta belki çok çalışmıştır. Sorun, emeği doğru yere ve doğru miktarda dağıtamamasıdır.
Durma ayarı bozulduğunda, bazı yerlere gereğinden fazla özen veririz. Bazı yerlere ise ne zaman kalır ne güç ne de dikkat.
Bir şeyi iyileştirmeye devam etmek her zaman o şeyi daha iyi yapmaz. Bazen bütünün dengesini bozar.
Çünkü tamamlık, yalnızca tek bir parçanın ne kadar iyi olduğuyla ilgili değildir. Bütünün ne kadar çalıştığıyla ilgilidir. Bir sunumun ilk 4 slaytı şaheser, kalan 6 slaytı dağınıksa; bir kitabın ilk bölümü parlıyor ama devamı taşınamıyorsa; bir ilişkinin tek bir boyutu sürekli işleniyor ama diğer tarafları ihmal ediliyorsa, orada özenin kendisi bile dengesizleşmiş olabilir.
Bir konuyu zihnen biraz uzaklaştırabildiğimizde onu daha iyi görmeye başlarız. Biraz daha uzaklaştırdığımızda ise yalnızca tek parçayı değil, parçalar arasındaki ilişkiyi de görürüz.
Durma ayarı tam burada önem kazanır.
Çünkü bir şeyin tamlığını net ve mutlak biçimde tanımlamak çoğu zaman mümkün değildir. Ne kadar iyi yapsanız da, biraz daha iyisi hep mümkün görünür. Bir 10 dakika daha harcasanız belki biraz iyileşir. Bir saat daha ayırsanız belki daha toparlanır. Bir hafta daha çalışsanız belki başka bir seviyeye çıkar.
“Daha iyi olabilir mi?” diye sorarsanız, çoğu zaman olabilir demek durumunda kalırsınız.
Asıl soru şudur: “Buna daha fazla kaynak ayırmak, yaşamın bütünü içinde hâlâ uygun mu?”
Tamamlık imkândan bağımsız değildir. Elimizdeki zaman, enerji, para, dikkat, beden hâli, ilişki dengesi ve bağlamla birlikte düşünülmelidir. Harcamaya gönüllü olduğumuz kaynakla ne kadar tamam bir şey yapılabilir? Ve hangi noktadan sonra daha fazla emek, daha fazla değer üretmek yerine başka yerlerden değer çalmaya başlar?
Durma ayarı bozuk olduğunda insan bazen fazlasıyla ileri gider, bazen de eksik kalır. Çünkü enerjisini yanlış yerde tüketmiştir. Özenini dengeli dağıtamamıştır. Her şeyi iyi yapmaya çalışırken, bazı şeyleri hiç yapamaz hâle gelmiştir.
Bu yüzden durma ayarı için kendimize şu soruları sorabiliriz:
Bu parçaya verdiğim emek, bütünün ihtiyacıyla uyumlu mu?
Burada biraz daha çalışmak gerçekten değer katacak mı?
Yoksa başka bir yerden zaman, enerji ya da dikkat mi çalacak?
Bu işi hangi kaynakla, hangi bağlamda, hangi amaç için tamamlamaya çalışıyorum?
Şu an durmak, eksik bırakmak mı; yoksa bütünü korumak mı?
Bazen durmak vazgeçmek değildir.
Bazen durmak, bütünü korumaktır.
Başka parçaların da yaşamasına yer açmaktır.
Emeğin boşa akmasını engellemektir.
“Bu kadarı bu bağlam için yeterli” diyebilmektir.
İşte tamamlık ayarı burada incelir.
Mesele en iyi noktayı bulmak değil; eldeki bağlam içinde yeterince iyi, yeterince işlevsel, yeterince yaşanabilir bir durma noktası seçebilmektir.
Ama burada yeni bir tuzak belirir: Ya bu durma noktasının ideal ve optimum bir yeri varsa? Ya onu hesaplamamız gerekiyorsa?
Şimdi buna bakalım.
← 1-0 TUZAĞI | İçindekiler | İDEAL VE OPTİMUM YANILSAMASI →
© 2026 Mustafa Acungil. Tüm hakları saklıdır. Bu kitap web sitesinde ücretsiz okunması için sunulur ve zaman zaman güncellenebilir (canlı kitap · Sürüm: 2026-07). Bağlantıyı paylaşmakta özgürsünüz; metni kopyalayıp başka yerde yayımlamak izne tabidir. Ayrıntı → Haklar ve Kullanım.