Üç Vadiden Kendine Yolculuk · Bölüm 45/96
Bir duyguyu yaşamak, onun içinde kaybolmak değildir. Onu bastırmadan, büyütmeden, hemen çözmeye kalkmadan; neye işaret ettiğini duyabilecek kadar yanında kalabilmektir.
*
Duyguları bastırmak ya da onlarla başa çıkmak gerçekten mümkün mü?
Geçici bir dürtüyü bir süre bastırabilirsiniz. Dışarıdaki bir engelle, gücünüz yetiyorsa başa çıkabilirsiniz. Ama duygular yalnızca gelip geçen rastgele akıntılar değildir. Onlar, bedenimizin, zihnimizin, geçmişimizin ve çevremizle ilişkimizin iç içe geçmesinden doğan haberlerdir.
Bazen bir mektup gibi gelirler.
Bazen bir uyarı gibi.
Bazen bir rapor gibi.
Bazen de kapıyı sertçe çalan bir elçi gibi.
Bir örnek düşünelim.
İş yerinizde yöneticiniz değişti. Yeni yöneticinizin bazı tavırları sizde rahatsızlık uyandırıyor. Bu rahatsızlık duygusunu hemen yok etmeye çalışabilirsiniz. “Buna takılmamalıyım,” diyebilirsiniz. “Profesyonel olmalıyım,” diyebilirsiniz. “Bu duyguyla başa çıkmalıyım,” diyebilirsiniz.
Ama rahatsızlık size düşman değildir.
Sizi rahatsız etmek için gelmez. Sadece bir yere işaret eder:
“Burada rahatsızlık var. Bak buraya.”
Belki yeni yöneticinizin dili sınırlarınızı zorluyordur. Belki belirsizlik sizi yoruyordur. Belki eski bir deneyim bugünkü kişiye yapışıyordur. Belki de gerçekten çalışma düzeninizi etkileyecek bir sorun vardır.
Bunları, duyguyu hemen bastırmaya çalışırsanız göremezsiniz.
Duygunun mesajını duymadığımızda, çoğu zaman ses yükselir. Önce hafif bir rahatsızlık vardır. Sonra huzursuzluk artar. Sonra o konu zihnimizde daha fazla yer kaplamaya başlar. Bazen beden de konuşur: gerginlik, yorgunluk, uykusuzluk, daralma…
Duygu, duyulana kadar çeşitli yollarla kendini hatırlatabilir.
Bu yüzden duyguyu yaşamak, onu bilincin ortasına alıp büyütmek değildir. Onun içinde debelenmek de değildir. Duyguya teslim olmak hiç değildir.
Duyguyu yaşamak, ona çalışılabilir bir alan açmaktır.
Şu anda ne hissediyorum?
Bu his nerede belirdi?
Hangi olaydan sonra yükseldi?
Neyi gösteriyor olabilir?
Bana bugünden mi konuşuyor, geçmişten de yük taşıyor mu?
Bu hissin işaret ettiği yerde gerçekten bakılması gereken bir şey var mı?
Böyle sorduğumuzda duygu yavaş yavaş haberini vermeye başlar.
Korkunun gösterdiği tehlike ihtimaline bakabiliriz.
Öfkenin gösterdiği sınır ihlalini yoklayabiliriz.
Suçluluğun işaret ettiği sorumluluk dengesini inceleyebiliriz.
Pişmanlığın hatırlattığı öğrenilmemiş dersi duyabiliriz.
Utancın açtığı görünürlük ve kabul edilme alanına bakabiliriz.
Değersizlik hissinin hangi ölçüyle, hangi ilişkiyle, hangi eksikle ya da hangi eski yarayla konuştuğunu araştırabiliriz.
Duygunun hakkı yaşanmaktır.
Ama bu, onun her dediğine inanmak anlamına gelmez. Duyguyu yaşamak, onun mesajını duymak; sonra bu mesajı bağlamıyla birlikte değerlendirmektir.
Çünkü duygu haber getirir.
Hüküm vermek zorunda değildir.
Duyguyu yaşadığımızda, onunla savaşmayı biraz bırakırız. Böylece haberciyle boğuşmak yerine, getirdiği haberi anlamaya başlarız.
← OLUMSUZ DUYGULARLA BAŞA ÇIKMAK MI, ONLARI DİNLEMEK Mİ? | İçindekiler | DUYGUDAN ÖĞRENMEK →
© 2026 Mustafa Acungil. Tüm hakları saklıdır. Bu kitap web sitesinde ücretsiz okunması için sunulur ve zaman zaman güncellenebilir (canlı kitap · Sürüm: 2026-07). Bağlantıyı paylaşmakta özgürsünüz; metni kopyalayıp başka yerde yayımlamak izne tabidir. Ayrıntı → Haklar ve Kullanım.