OLUMSUZ DUYGULARLA BAŞA ÇIKMAK MI, ONLARI DİNLEMEK Mİ?

Üç Vadiden Kendine Yolculuk · Bölüm 44/96


Korku, öfke, suçluluk, utanç, pişmanlık ya da değersizlik hissi gibi duyguları çoğu zaman başa çıkılacak, bastırılacak ya da susturulacak şeyler gibi görürüz. Oysa bu duygular yalnızca rahatsızlık üretmez; çoğu zaman yön değişikliği gerektiğini haber verir. Değersizlik hissini anlamak istiyorsak, önce bu duygularla ilişkimizi yeniden düşünmemiz gerekir.

*

Zihinsel modellerimiz yalnızca davranışlarımızı değil, duygularla ilişkimizi de belirler.

Bazı duyguları daha ortaya çıkar çıkmaz sorun sayarız. Korku gelirse ondan kurtulmaya çalışırız. Öfke gelirse bastırmaya çalışırız. Suçluluk gelirse eziliriz. Pişmanlık gelirse susturmak isteriz. Utanç gelirse saklanırız. Değersizlik hissi gelirse hemen yok olmasını isteriz.

Sanki bu duyguların varlığı başlı başına bir hataymış gibi davranırız.

Oysa yaşamın merkezinde bu kadar sık beliren bir şey yalnızca engel olabilir mi?

Her gün tetiklenen, bedenimizi etkileyen, kararlarımızı değiştiren, ilişkilerimize karışan, yönümüzü belirleyen duygular yalnızca bastırılacak zorluklar olsaydı, yaşam neden onları bu kadar güçlü biçimde üretirdi?

Belki de burada, duygularla ilişkimizi belirleyen zihinsel modellerimizi yeniden düşünmemiz gerekir.

Duygular her zaman açık ve doğrudan konuşmaz. Mesajları bazen gizemli, dolaylı ya da karışık olabilir. Bazen abartır, bazen geçmişten bugüne yük taşır, bazen yanlış kişiye, yanlış olaya, yanlış zamana bağlanır. Ama yine de rastgele konuşmaz.

Bir duygu geldiğinde, çoğu zaman içeriden bir haber taşıyordur.

Korku bir tehlike ihtimalini haber verebilir.

Öfke bir sınır ihlalini gösterebilir.

Suçluluk bir ilişki ya da sorumluluk dengesine işaret edebilir.

Pişmanlık öğrenilmemiş bir dersi hatırlatabilir.

Utanç görünürlükle, kabul edilmekle ya da dışlanma korkusuyla ilgili bir alanı açabilir.

Değersizlik hissi ise bazen özdeğerimizle, bazen toplumsal ölçülerle, bazen de gerçekten çalışılması gereken bir eksiklikle ilgili haber getirebilir.

Bu haber doğru da olabilir, çarpık da olabilir. Ama haberi duymadan bunu bilemeyiz.

Biz çoğu zaman habercinin kendisiyle uğraşırız. Sesini kısmaya, ağzını kapatmaya, onu kapının dışına itmeye çalışırız. Oysa haberciyi susturduğumuzda haber kaybolmaz; yalnızca daha gürültülü, daha dolaylı ya da daha yıpratıcı biçimlerde geri döner.

Bu yüzden “olumsuz duygularla başa çıkmak” ifadesini biraz dikkatle kullanmak gerekir.

Elbette duyguların altında ezilmek istemeyiz. Elbette öfkenin bizi yönetmesini, korkunun bizi felç etmesini, suçluluğun bizi tüketmesini, değersizlik hissinin bizi yere sermesini istemeyiz.

Ama onlarla başa çıkmak, onları yok etmek anlamına geliyorsa, burada bir sorun vardır. Çünkü duygu yok edildiğinde, çoğu zaman mesaj da yok sayılır.

Daha yaşanabilir bir yol şudur:

Duyguyu hemen hüküm sahibi yapmadan, ama onu hemen düşman da ilan etmeden dinlemek.

Bu duygu ne söylüyor?

Neyi gösteriyor olabilir?

Hangi bağlamda ortaya çıktı?

Geçmişten ne taşıyor?

Bugünde neye işaret ediyor?

Beni hangi yönde dikkatli olmaya çağırıyor?

Bu sorular, duyguyla aramıza sağlıklı bir mesafe koyar.

Duygunun içinde kaybolmayız.

Duyguyu bastırmayız.

Duygunun getirdiği haberi anlamaya çalışırız.

Özdeğer yolculuğunda bu eşik çok önemlidir. Çünkü değersizlik hissi de çoğu zaman böyle gelir. Acı verir, daraltır, bazen bizi kendimizden soğutur. İlk refleksimiz ondan kurtulmak olabilir.

Ama belki de önce şunları sormamız gerekir:

Bu his bana ne haber veriyor?

Gerçekten özdeğerimle ilgili bir yara mı var?

Toplumun ölçüsünü içime fazla mı aldım?

Bir alanda gelişmem gereken gerçek bir eksik mi var?

Bir ilişki beni sürekli değersiz mi hissettiriyor?

Yoksa eski bir ses, bugünkü durumu olduğundan büyük mü gösteriyor?

Bu sorularla çalışabilmek için önce duyguyla savaşmayı biraz olsun bırakmamız gerekir.

Çünkü duygular yalnızca başa çıkılacak şeyler değildir. Bazen yaşamın bize gönderdiği en hızlı, en yoğun ve en kişisel haberlerdir.

Değersizlik hissini de böyle ele alacağız.

Onu baş tacı etmeyeceğiz.

Ona körü körüne inanmayacağız.

Ama onu hemen susturmaya da çalışmayacağız.

Önce duyacağız.

Sonra neyin haberi olduğuna bakacağız.


DEĞERLİ MİYİM, DEĞERSİZ Mİ?  |  İçindekiler  |  DUYGUYU YAŞAMAK

© 2026 Mustafa Acungil. Tüm hakları saklıdır. Bu kitap web sitesinde ücretsiz okunması için sunulur ve zaman zaman güncellenebilir (canlı kitap · Sürüm: 2026-07). Bağlantıyı paylaşmakta özgürsünüz; metni kopyalayıp başka yerde yayımlamak izne tabidir. Ayrıntı → Haklar ve Kullanım.

Yorum bırakın