Üç Vadiden Kendine Yolculuk · Üçüncü Kısım: Özdeğer · Özdeğeri Değerden Ayırmak · Sayfa 62/111
Özdeğer, insanın kendi varlığıyla kurduğu temel değer ilişkisidir. Değer ise belirli bir bağlamda, belirli bir ölçüye göre, belirli bir amaç için biçilen karşılıktır. Bunları karıştırdığımızda, tekil ve bağlamsal değer ölçümlerini bütün varlığımızın hükmü sanmaya başlarız.
*
Benim bir değerim var mı?
Bu soru ilk bakışta tek bir soru gibi görünür. Oysa içinde iki ayrı alan vardır.
Birincisi, kendimle kurduğum temel değer ilişkisi: Ben kendi varlığımı nasıl hissediyorum? Kendimi insan olarak nasıl taşıyorum? Varlığımı, yalnızca yaptıklarıma ve başkalarının tepkilerine mi bağlıyorum? Yoksa eksiklerimle, değişken hâllerimle, gelişim ihtiyacımla birlikte kendimle daha temel bir değer ilişkisi kurabiliyor muyum? Buna özdeğer diyebiliriz.
Özdeğer, dışarıdan doğrudan ölçülebilecek bir şey değildir. Daha çok insanın kendi varlığıyla kurduğu iç ilişki, temel değer algısı ve kendini taşıma biçimidir. Duygularla, deneyimlerle, geçmişle, ilişkilerle, mizaçla ve yaşam boyunca aldığımız mesajlarla şekillenir.
İkincisi ise belirli bir alandaki değerdir.
Bir iş için ne kadar uygunum? Bir beceride ne kadar yetkinim? Bir ilişkide karşı tarafla ne kadar uyumluyum? Bir kurum için ne kadar katkı üretiyorum? Bir piyasa benim sunduğum hizmete ne kadar karşılık veriyor? Bir sınavda, bir rolde, bir görevde, bir bağlamda nasıl değerlendiriliyorum?
Buna da değer diyebiliriz.
Değer daha bağlamsaldır. Belirli bir amaç, belirli bir ölçü, belirli bir alan ve çoğu zaman belirli bir otorite gerektirir. Bir işe alım sürecinde adaylar değerlendirilir. Bir sınavda bilgiler ölçülür. Bir yarışmada performans karşılaştırılır. Bir kurumda katkı, yetkinlik, uyum, sonuç üretme kapasitesi dikkate alınır. Bir piyasa, sunduğunuz hizmete belirli bir bedel biçer.
Bunların hepsi tartışmalı olabilir. Ölçüler adil olmayabilir. Otorite sınırlı olabilir. Bağlam yanlış kurulmuş olabilir. Ama yine de toplumsal yaşamda değer ölçümleri yapılır. Yapılmak zorundadır da. Bir iş verilecekse, bir sorumluluk paylaşılacaksa, bir görev üstlenilecekse, bir hizmet alınacaksa, bir seçim yapılacaksa bazı değer ölçümleri devreye girer.
Sorun ölçüm yapılması değildir. Sorun, bu ölçümlerin özdeğerin yerine geçmesidir.
Bir sınavda düşük not almak, o sınavdaki performansınızla ilgili bir şey söyleyebilir. Ama bütün varlığınızın değersiz olduğunu söylemez.
Bir iş görüşmesinde tercih edilmemek, o pozisyonla aranızdaki uyum, yetkinlik, zamanlama, beklenti ya da rekabet koşulları hakkında bir şey gösterebilir. Ama insan olarak değerinizin düştüğünü göstermez.
Bir ilişkide seçilmemek, iki kişinin ihtiyaçları, yönleri, beklentileri ya da duygusal uygunluğu hakkında bir bilgi taşıyabilir. Ama sevilmeye layık olmadığınızı kanıtlamaz.
Bir hizmetinizin piyasada beklediğiniz karşılığı bulmaması, sunduğunuz değerin ifade edilişiyle, hedef kitlenizle, zamanlamayla, fiyatlandırmayla ya da piyasanın durumuyla ilgili olabilir. Ama bütün özdeğerinizi ölçmez.
Değer ölçümleri bağlamlıdır. Özdeğer ise bütün varlığımıza ilişkin temel değer algımızla ilgilidir. Bu ikisini karıştırdığımızda, tekil ölçümleri içimizde büyütmeye başlarız.
“Bu işi alamadım” cümlesi “ben değersizim”e dönüşür.
“Bu sunum yeterince iyi olmadı” cümlesi “ben yetersizim”e dönüşür.
“Bu kişi beni seçmedi” cümlesi “ben sevilmeye layık değilim”e dönüşür.
“Bu alanda deneyimsizim” cümlesi “ben eksik bir insanım”a dönüşür.
Oysa bunlar aynı şey değildir.
Bir bağlamda düşük değer görmek, bir beceride eksik olmak, birinin sizi tercih etmemesi ya da bir ölçüde geride kalmak; bütün varlığınızı değersiz ilan etmez.
Buradaki ayrım, özdeğer yolculuğunun merkezindedir.
Özdeğer koşula bağlanmaz; koşula bağlanan, değerdir. Dalgalanan şey özdeğerimiz değil, özdeğer algımızdır.
Çünkü toplum sürekli değer ölçer. Aile ölçer. Okul ölçer. İş ölçer. Piyasa ölçer. İlişkiler ölçer. Kültür ölçer. Bedenimiz bile bazı işlevleriyle bize sınırlarımızı hatırlatır. Ama hiçbir ölçüm, tek başına bütün varlığımızı ölçemez.
Özdeğeri korumak, dış dünyadaki değer ölçümlerine kulak tıkamak değildir. Böyle yaparsak gerçeklikle temasımız zayıflar. Özdeğeri korumak, her ölçümü uygun bağlamına koymaktır.
Bu ölçüm neyi söylüyor? Neyi söylemiyor?
Hangi alanda geçerli?
Hangi ölçüyle yapılmış?
Kim yapmış?
Benim bütün varlığıma mı ait, yoksa belirli bir beceriye, role, ilişkiye, performansa ya da bağlama mı?
Bu sorular bize nefes açar.
Çünkü o zaman dışarıdaki değer ölçümü içeri girip bütün özdeğerimizi ele geçiremez. Kendi yerinde ve sınırında kalır. Bazen öğretir. Bazen geliştirir. Bazen uyarır. Bazen de adil olmadığını gösterir. Ama ne olursa olsun, tek başına bizi baştan aşağı tanımlama hakkını alamaz.
Bu ayrımı kaybettiğimizde, nerede bir ölçü görsek bütün varlığımızı o ölçünün önüne çıkarırız. Bir not, bir yorum, bir bakış, bir beğeni, bir maaş, bir terfi, bir reddedilme, bir kıyas, bir satış rakamı, bir ilişki tepkisi… Hepsi özdeğerimizi neredeyse tek başına belirlemeye başlar. Olumlu ölçümlerde geçici olarak yükselir, olumsuz ölçümlerde hızla çökeriz. Zamanla dışarıdaki her işaret, içeride çoğu kez yıpratıcı bir savrulmaya dönüşür
Bu yorucudur.
Daha sağlıklı olan, değeri değer olarak; özdeğeri özdeğer olarak görebilmektir.
Değer ölçümleriyle çalışırız. Onlardan öğreniriz. Gerekirse gelişiriz, sınır koyarız, yön değiştiririz, mesafe alırız. Ama bu ölçümlerin hiçbirini kendi varlığımızın mutlak hükmü hâline getirmeyiz.
Böylece değersizlik hissi geldiğinde de onu daha doğru okuyabiliriz.
“Ben değersizim” demek yerine sorabiliriz:
Hangi değer ölçümü bende bu hissi tetikledi?
Bu ölçüm hangi bağlamda geçerli?
Bu gerçekten özdeğerimle mi ilgili, yoksa belirli bir alandaki değerimle mi?
Burada öğrenmem gereken bir şey mi var, yoksa dış ölçüyü fazla mı içeri aldım?
Bu ayrım bizi bir sonraki soruya hazırlar:
Eğer bir ölçüm düşük çıktıysa, bu beni mutlak değersiz yapar mı?
Şimdi buna bakalım.
← Üçüncü Kısım, Üçüncü Çevrim: Özdeğeri Değerden Ayırmak | İçindekiler | Mutlak Değersiz miyim? →
© 2026 Mustafa Acungil. Tüm hakları saklıdır. Bu kitap web sitesinde ücretsiz okunması için sunulur ve zaman zaman güncellenebilir (canlı kitap · Sürüm: 2026-07). Bağlantıyı paylaşmakta özgürsünüz; metni kopyalayıp başka yerde yayımlamak izne tabidir. Ayrıntı → Haklar ve Kullanım.
Merhaba hocam ozdeğer ve değer konusunu buraya taşındığıniz için çok teşekkür ediyorum.Gerçekten çok kritik ve hayatı önem taşımasına rağmen malesef gerekli önem ve özeni kendi hayatımızda göstermiyor olmamız sizce nasıl bir zaaflık içinde bulunduğumuzu gösterir?
Geçici hazlar peşinde koşarak uyumak daha mı işimize geliyor?
İnsanın derinleşme ihtiyacı duymaması tembellikten mi yoksa kendini tanımaktan kaçmasından mi kaynaklanıyor?
Birkaç soru birden sordum kusura bakmayın .
Temel soru şu aslında: Gerek var mı? Yaşam, gerek olmayan durumlarda öyle çok hırsla bi şeyler yapmak peşinde değildir. Sakin bir gevşeklik içinde tatlı tatlı üretim yapmak daha iyi değil mi? Zorunlu kaldığımızda çabamız artar.
Çabalarımıza iyi bakmak lazım. Acaba hangileri gerçekten içsel bir yönelimle kendime ve çevreme gerçek bir fayda temin etmeye yönelik. Ve hangileri başka çıkar gruplarının bana boyadığı boyalı hedefler peşinde harcanıyor?
Sürdürülebilir keyifli çaba derim hep. Keyifli ve sürdürülebilir olan şey iyidir. Keyif ve neşe yaşamımıza rota olabilecek bir rehberdir. Sürdürülebilir olması koşuluyla.
O yüzden çabayla çabanın birbirinden farklı olabileceği, hazzın hazdan çok farklı olabileceğini unutmadan bakmak gerek bu sorulara.
Cevaplamak yerine daha çok soru ortaya çıkardım sanırım. : )