Üç Vadiden Kendine Yolculuk · Bölüm 53/96
Mutlak değersizlik hissi çoğu zaman gerçeklikle uyumsuz bir zihinsel modelden beslenir. Tekil bir ölçümü bütün varlığımıza yayan bu model, bir alandaki eksikliği “ben değersizim” sonucuna dönüştürür. Oysa insan olmak; eksiklerle, sınırlarla ve gelişim ihtiyacıyla birlikte var olmaktır.
*
Özdeğer ile değeri ayırmaya başladık. Değer ölçümlerinin bağlamlı olduğunu gördük. Bir işte, bir ilişkide, bir beceride, bir sınavda, bir görevde, bir toplumsal rolde daha yüksek ya da daha düşük değer görebiliriz. Ama bu ölçümlerin hiçbiri tek başına bütün varlığımızı ölçmez.
Şimdi daha sert soruya gelelim: Gerçekten değersiz miyim?
Önceki bölümde gördüğümüz tekil ölçülme anlarında çoğu zaman bu soru tetiklenir. Farkına bile varmadan içimizde büyük bir hüküm doğar:
Ben değersizim.
İşte burada 1–0 tuzağı özdeğer alanında çalışmaya başlar.
Ya değerliyim ya değersizim.
Ya oldum ya olmadım.
Ya yeterliyim ya yetersizim.
Ya tam kabul gördüm ya bütünüyle reddedildim.
Ya başarılıyım ya başarısızım.
Oysa yaşam böyle çalışmaz.
Bir alandaki düşük değer, bütün varlığın değersizliği değildir. Ama 1–0 zihni bu ayrımı yapmaz. Tekil sonucu bütüne yayar; bağlamlı ölçümü mutlak hükme çevirir; belirli bir eksikliği insanın tamamına bulaştırır.
Bir başarısızlık varsa, “Ben başarısızım” der.
Bir eksiklik varsa, “Ben eksiğim” der.
Bir reddedilme varsa, “Ben sevilmem” der.
Bir düşük ölçüm varsa, “Ben değersizim” der.
Böyle olduğunda değersizlik hissi yalnızca acı veren bir duygu olmaktan çıkar; bütün algımızı kaplayan bir hükme dönüşür. Sanki içimizde tek bir ölçüm vardır ve o ölçüm düşük çıktığında her şey sıfırlanır.
Oysa insan tek ölçülü bir varlık değildir.
Bir insan aynı anda bazı alanlarda güçlü, bazı alanlarda eksik olabilir. Bazı ilişkilerde rahatken, bazılarında zorlanabilir. Bazı becerilerde gelişmiş, bazılarında acemi olabilir. Bazı dönemlerde üretken, bazı dönemlerde yorgun olabilir. Bazı ortamlarda görünürken, bazılarında geri planda kalabilir.
Bunların hiçbiri tek başına mutlak değersizlik anlamına gelmez. Çünkü mutlak değersizlik çoğu zaman bir gerçeklikten çok, bu ölçümleri bütün varlığa yayan zihinsel modelin sonucudur. Bu model genelde örtük biçimde şunu söyler:
“Değerli olman için her alanda iyi olmalısın. Tek bir olumsuz ölçüm bile, bütünüyle değersiz olduğun anlamına gelir.”
Bu modelin içinde insan olmaya yer kalmaz. Çünkü insan sınırlıdır. Yorulur. Yanılır. Öğrenir. Gelişir. Bazı alanlarda iyi olur, bazı alanlarda olmaz. Bazı ilişkilerde karşılık bulur, bazılarında bulmaz. Bazı ortamlarda değer görür, bazılarında görmez. Bazen hazırdır, bazen değildir. Bazen becerisi vardır, bazen henüz yoktur.
Eğer değerli olmak için her durumda güçlü, her alanda yeterli, her ilişkide seçilen, her ölçümde yüksek çıkan biri olmamız gerektiğini düşünürsek, insan olmaya izin vermemiş oluruz. O zaman ancak kusursuz, sınırsız, her bağlamda güçlü, hiçbir yerde eksik düşmeyen bir varlık değerli sayılabilir.
Ama biz böyle varlıklar değiliz.
İnsanız.
Gerçeklik budur.
İnsan olmak, eksiklikle birlikte var olmaktır. Sınırla birlikte var olmaktır. Gelişim ihtiyacıyla birlikte var olmaktır. Bağlama göre değişen güçlerle, zayıflıklarla, imkânlarla ve kırılganlıklarla yaşamaktır.
Bu yüzden “mutlak değersiz miyim?” sorusuna hemen duygunun en sert sesiyle cevap vermek yerine, ölçümü yerine koymak gerekir.
Hangi ölçüm düşük çıktı? Hangi bağlamda? Bu gerçekten bütün varlığımla mı ilgili, yoksa belirli bir beceri, ilişki, dönem, ortam ya da beklentiyle mi?
“Ben değersizim” yerine bazen daha doğru cümle şudur: “Bu alanda zorlanıyorum.” “Bu beceriyi henüz geliştirmedim.” “Bu kişiyle uyumlu olmadık.” “Bu sonuç beni üzdü ama bütün varlığımı ölçmüyor.”
Bunlar bizi aklamaz; gerçekliği inkâr etmez. Sadece tekil ölçümü bütün varlığımıza yaymamıza engel olur.
İşte özdeğer çalışmasında ihtiyacımız olan şey budur.
Kendimizi yapay biçimde değerli ilan etmek değil.
Eksiklerimizi yok saymak değil.
Dış dünyadan gelen bütün ölçümleri reddetmek değil.
Asıl mesele, ölçümü yerinde tutmaktır. Bunu yapmadığımızda mutlak değersizlik hissi bizi yutar. Ölçümü yerine koyduğumuzda ise bu his küçülür, bağlamına döner, üzerinde çalışılabilir hâle gelir.
Mutlak değersiz değilim.
Ama bazı alanlarda değerim görece düşük olabilir.
Bazı becerilerimi geliştirmem gerekebilir.
Bazı ilişkiler bana uygun olmayabilir.
Bazı ölçülerde geride kalıyor olabilirim.
Bazı eksiklerim gerçekten çalışılmayı bekliyor olabilir.
Bu daha gerçekçidir.
Ve daha yaşanabilirdir.
Fakat burada başka bir uç bizi bekler. Mutlak değersizlikten çıkmaya çalışırken, bazen ters yöne savruluruz. “Madem mutlak değersiz değilim, o hâlde mutlak değerli olmalıyım” demeye başlarız.
Peki bu doğru mu?
Şimdi ona bakalım.
← ÖZDEĞER – DEĞER FARKI | İçindekiler | MUTLAK DEĞERLİ MİYİM? →
© 2026 Mustafa Acungil. Tüm hakları saklıdır. Bu kitap web sitesinde ücretsiz okunması için sunulur ve zaman zaman güncellenebilir (canlı kitap · Sürüm: 2026-07). Bağlantıyı paylaşmakta özgürsünüz; metni kopyalayıp başka yerde yayımlamak izne tabidir. Ayrıntı → Haklar ve Kullanım.