Üç Vadiden Kendine Yolculuk · Bölüm 55/96
Özdeğeri 1 ya da 0 gibi görmek, onu mutlak hükme dönüştürür. Ölçek olarak düşündüğümüzde ise özdeğer artıp azalabilen, gözlemlenebilen ve üzerinde çalışılabilen bir alan hâline gelir. Ama dikkat: Ölçeğin içine gizlenmiş yeni bir 1–0 tuzağı da vardır.
*
Mutlak değersizlik de mutlak değerlilik de bizi merkeze getirmez.
Biri bizi ezer. Diğeri gerçeklikten koparır.
Şimdi daha çalışılabilir bir yere geçebiliriz: Özdeğeri 1 ya da 0 gibi değil, bir ölçek gibi düşünmeye.
Ölçek yaklaşımı bize şu sorularla alan açar:
Şu anda özdeğer algım nasıl?
Hangi durumlarda yükseliyor? Hangi durumlarda düşüyor?
Nerede sarsılıyor? Nerede güçleniyor?
Hangi ilişkilerde daha sağlam kalıyor?
Hangi ölçümler karşısında hızla çöküyor?
Özdeğeri yalnızca var ya da yok gibi gördüğümüzde, her sarsıntı bir felakete dönüşür. Kendimizi iyi hissettiğimizde “değerliyim”, kötü hissettiğimizde “değersizim” deriz. Oysa ölçekle düşündüğümüzde, özdeğer algımızın değişebildiğini, dalgalanabildiğini ve çalışılabildiğini görürüz.
Bu bize nefes açar.
Olumsuz bir ölçüm, özdeğerimin yok olduğu anlamına gelmez. Sadece özdeğer algımın o anda, o bağlamda, o koşullar altında düştüğünü gösterir. Bu ayrım küçüktür ama hayatidir.
“Değersizim” cümlesi kapatır. “Özdeğer algım düştü” cümlesi açar.
Birincisi bizi hükme mahkûm eder. İkincisi bizi çalışmaya davet eder.
Ama burada gizli bir tuzak vardır.
Özdeğeri 1–0 gibi görmekten çıkıp ölçek gibi düşünmeye başladığımızı sanırken, bazen aynı tuzağı ölçeğin içine taşırız.
Mesela şöyle deriz:
“10 üzerinden 7 ve üzerindeysem değerliyim.” “7’nin altındaysam değersizim.”
Bu durumda ne değişti?
Görünüşte ölçek kullanıyoruz. Ama aslında ölçeği yeniden ikiye bölüyoruz. 7’nin üstü değerli, altı değersiz. Böylece 1–0 tuzağı başka bir kılıkla geri geliyor.
Daha önce soru şuydu: Değerli miyim, değersiz mi?
Şimdi soru şuna dönüşüyor: Yeterince değerli miyim, değil mi?
Bu da aynı kapıya çıkabilir.
Çünkü “yeterince değerli değilsem değersizim” dediğimiz anda, özdeğeri yine mutlak hükme bağlamış oluruz. Sadece eski 1–0 çizgisinin yerini yeni bir eşik almıştır.
Oysa ölçek, yeni bir mahkeme kurmak için değil; daha incelikli görmek için vardır.
10 üzerinden 3 dediğimizde de bir şeyler görürüz.
5 dediğimizde de.
7 dediğimizde de.
9 dediğimizde de.
Ölçek, hüküm vermek için değil, iz sürmek için işe yarar. Özdeğer algımın 10 üzerinden önce 7’yken şimdi 4’e düştüğünü fark edersem, bu “değersizim” demek değildir. Şu an içimdeki değer ilişkisinin zayıfladığını gösterir. Bununla çalışabilirim.
Belki yorgunumdur.
Belki uzun süredir dış ölçümlere fazla bağlıyımdır.
Belki kendime verdiğim sözü tutmamışımdır.
Belki bir ilişkide sürekli küçülmüşümdür.
Belki başarıyla değerimi fazla karıştırmışımdır.
Belki bedenim, zihnim ya da ruhum destek istiyordur.
Bu noktada ölçek bana düşman olmaz. Rehber olur.
Özdeğer algım 4’ken 8’e çıktığında da aynı şey geçerlidir. Bu da “tamam, artık mutlak değerliyim” anlamına gelmez. Sadece o anda kendimle daha sağlam bir değer ilişkisi kurabildiğimi gösterir. Bunu da gözleyebilirim.
Ne iyi geldi?
Hangi ilişki destekledi?
Hangi davranış beni kendime yaklaştırdı?
Hangi sınır beni korudu?
Hangi üretim bana canlılık verdi?
Hangi iç ses güçlendi?
Böyle baktığımızda özdeğer bir mahkeme olmaktan çıkar; yaşayan bir göstergeye dönüşür.
Artar. Azalır. Dalgalanır. Zayıflar. Güçlenir. Yeniden çalışılabilir.
Bu değişkenlik korkutucu olmak zorunda değildir. Tam tersine, bize imkân verir. Çünkü değişmeyen bir hükümle çalışamayız. Ama değişen bir algıyla çalışabiliriz.
Özdeğer algısı düşüyorsa, bunu fark edebiliriz.
Nerede düştüğünü görebiliriz.
Hangi değer ölçümünün içeri fazla girdiğini anlayabiliriz.
Hangi ilişki ya da ortamda sarsıldığını izleyebiliriz.
Hangi davranışlarla yeniden desteklenebileceğini araştırabiliriz.
Bu yüzden özdeğeri ölçek olarak düşünmek; kendimizi puanlamak, yargılamak ya da yeni bir yeterlilik barajı koymak için değildir. “Bugün 6’yım, demek ki hâlâ olmadım” demek için hiç değildir.
Özdeğer ölçeği, içimizdeki değer ilişkisinin hangi koşullarda nasıl değiştiğini görebilmek içindir.
Böylece mutlak değersizlikten de, mutlak değerlilik fantezisinden de biraz uzaklaşırız.
Ne “sıfırım” deriz. Ne “dokunulmazım” deriz.
Daha gerçek bir şey söyleriz:
Şu anda özdeğer algım böyle.
Bunun bir nedeni var.
Bunu okuyabilirim.
Bununla çalışabilirim.
Bunu dönüştürebilirim.
İşte ölçeğin bize açtığı alan budur.
Ama özdeğer algısı yalnızca genel bir puan gibi de düşünülmemelidir. Çünkü biz sabit varlıklar değiliz. Duruma, zamana, ilişkiye, bedene, yorgunluğa, başarıya, eleştiriye, ortama ve bağlama göre değişiriz.
Şimdi bu değişkenliği, yani özdeğerde durumsallığı ele alacağız.
← MUTLAK DEĞERLİ MİYİM? | İçindekiler | ÖZDEĞERDE DURUMSALLIK →
© 2026 Mustafa Acungil. Tüm hakları saklıdır. Bu kitap web sitesinde ücretsiz okunması için sunulur ve zaman zaman güncellenebilir (canlı kitap · Sürüm: 2026-07). Bağlantıyı paylaşmakta özgürsünüz; metni kopyalayıp başka yerde yayımlamak izne tabidir. Ayrıntı → Haklar ve Kullanım.