Üç Vadiden Kendine Yolculuk · Bölüm 54/96
Mutlak değersizlikten kaçarken ters uca savrulabilir, kendimizi dokunulmaz ve ölçülemez ilan etmek isteyebiliriz. Ama mutlak değerlilik de gerçeklikle ilişkimizi bozar. Özdeğer, kendimizi yüceltmek değil; değerimizi sınır, bağlam, ilişki ve gelişim içinde taşıyabilmektir.
*
Mutlak değersiz olmadığımızı gördük.
Ama insan zihni bazen bir uçtan çıkarken öteki uca savrulur. Değersizlik hissi çok can yaktığında, ondan kurtulmak için ters yönde bir güvenlik alanı kurmak isteyebiliriz:
Ben mutlak değerliyim.
Kimse beni ölçemez.
Kimse beni eleştiremez.
Kimse bana sınır koyamaz.
Ben ne hissediyorsam doğrudur.
Benim değerim hiçbir koşulda tartışılamaz.
İlk bakışta bu, değersizlik yüküne karşı güçlü bir savunma gibi görünebilir. Ama çoğu zaman yeni bir tuzaktır.
Çünkü mutlak değerlilik arayışı, özdeğer değildir.
Özdeğer, kendimizi gerçekliğin dışına çıkarmak değildir. Dışarıdan gelen her ölçümü reddetmek, her eleştiriyi değersizleştirmek, her sınırı saldırı saymak, her başarısızlığı yok saymak değildir.
Böyle yaptığımızda değersizlik hissinden kurtulmuş olmayız; yalnızca onun karşı ucuna kaçarız.
Mutlak değersizlik insanı ezer. Mutlak değerlilik fantezisi ise insanı gerçeklikten koparır.
İkisi de merkez değildir.
Birinde insan kendini hiç sayar. Diğerinde kendini ölçüsüz büyütür.
Birinde “Ben yokum” der. Diğerinde “Benden başka ölçü yok” der.
Oysa yaşam bu iki uçtan ibaret değildir.
Değerimiz vardır; ama bu değer bizi dokunulmaz yapmaz. Özdeğerimiz vardır; ama bu, yaptığımız her şeyin iyi olduğu anlamına gelmez. İnsan olarak değerliyizdir; ama bazı alanlarda eksik, acemi, uyumsuz, yetersiz ya da hatalı olabiliriz.
Bunlar özdeğerimizi yok etmez.
Ama özdeğerimiz de bunları otomatik olarak geçersiz kılmaz.
Bir eleştiri geldiğinde hemen çökmemek gerekir. Ama eleştirinin içinde işimize yarayan bir parça varsa onu duymak da gerekir.
Bir sınırla karşılaştığımızda hemen değersiz hissetmemek gerekir. Ama o sınırın gerçek bir ilişki, iş ya da yaşam düzeni içinde gerekli olup olmadığını da görmek gerekir.
Bir başarısızlık yaşadığımızda kendimizi bütünüyle değersiz ilan etmemek gerekir. Ama başarısızlık hiç olmamış gibi davranmak da bizi geliştirmez.
Mutlak değerlilik arayışı, gerçeklikle temas ettikçe sarsılacağı için gerçeklikle karşılaşmak istemez. O yüzden ister ki:
Hiç incinmeyeyim.
Hiç ölçülmeyeyim.
Hiç eksik görünmeyeyim.
Hiç sınırla karşılaşmayayım.
Hiç eleştirilmeyeyim.
Hiç yetersiz kalmayayım.
Ama bu da insan olmaya izin vermez. Önceki bölümde mutlak değersizlik modelinin insanı ezdiğini görmüştük. Burada ters yönden benzer bir şey olur: Mutlak değerlilik fantezisi, gelişim ihtiyacını tehdit gibi yaşamamıza yol açar.
Bir eksik gösterildiğinde saldırılmış hissederiz.
Bir sınır konduğunda yok sayılmış hissederiz.
Bir eleştiri geldiğinde değersizleştirildiğimizi sanırız.
Bir ölçüm düşük çıktığında ölçümü tümden reddetmeye kalkarız.
Böylece özdeğeri korumaya çalışırken gerçekliği yok sayar, öğrenme imkânını kaybedebiliriz.
Oysa daha sağlıklı olan, kendimizi ne mutlak değersizliğe ne de mutlak değerliliğe mahkûm etmektir.
Özdeğer, şişirilmiş bir benlik duygusu değildir; kendimizi dünyanın merkezine koymak, her şeyi hak ettiğimizi sanmak, her ölçümden, sorumluluktan ve eleştiriden muaf olmak değildir.
Özdeğer, kendi varlığımızı yok saymadan; ama gerçeklikle bağımızı da koparmadan yaşayabilmektir.
Mutlak değersizlikte insan kendi değerini göremez. Mutlak değerlilikte insan başka ölçüleri göremez.
İkisinde de göz bozulur.
Birinde her şey bizi ezer. Diğerinde hiçbir şey bize ulaşamaz.
Yaşam ise ulaşılabilir olmayı ister. Duygular bize ulaşabilsin. İnsanlar bize ulaşabilsin. Geri bildirim bize ulaşabilsin. Gerçeklik bize ulaşabilsin. Ama bunların hiçbiri bütün özdeğerimizi ele geçirmesin.
Aradığımız yer burasıdır.
Ne değersizlik bataklığı. Ne değerlilik sarhoşluğu.
Daha sakin, daha gerçek, daha çalışılabilir bir yer:
Değerliyim.
Eksiklerim var. Öğrenebilirim.
Sınırlarım var. Gelişebilirim.
Her ölçüm beni tanımlamaz. Ama bazı ölçümler bana yol gösterebilir.
Bu, mutlak değersizlikten de mutlak değerlilikten de çok daha yaşanabilir bir zemindir.
Şimdi bu zeminden bir sonraki adıma geçebiliriz: Özdeğeri 1 ya da 0 gibi değil, bir ölçek olarak düşünmeye.
← MUTLAK DEĞERSİZ MİYİM? | İçindekiler | ÖZDEĞER ÖLÇEĞİ →
© 2026 Mustafa Acungil. Tüm hakları saklıdır. Bu kitap web sitesinde ücretsiz okunması için sunulur ve zaman zaman güncellenebilir (canlı kitap · Sürüm: 2026-07). Bağlantıyı paylaşmakta özgürsünüz; metni kopyalayıp başka yerde yayımlamak izne tabidir. Ayrıntı → Haklar ve Kullanım.