Eski bir söz var: öğrenci hazır olduğunda öğretmen belirir; ihtiyaç bittiğinde de kaybolur. Bunu siz de yaşamışsınızdır: tam da ihtiyaç duyduğunuz anda karşınıza çıkan bir kitap, bir cümle, bir insan. Jung buna senkronisite dedi: anlamlı rastlantı. İngilizcede serendipity denir: aranmayanın, tam uygun anda bulunması. Pasteur daha soğukkanlı söylemişti: şans yalnızca hazırlıklı zihni kayırır.
Bunların hepsi aynı şeye farklı adlar takıyor, ama bence hepsi bir mucizeyi fazla büyütüyor. Mesele şans değil. Mesele, ihtiyacımız olan şeyin zaten orada olması.
Yaşam, kendi zenginliği içinde zaten dolu. İhtiyaç duyduğumuz şey bizim için özel olarak yaratılmıyor, bir yerlerden gelip bizi bulmuyor. Zaten oradaydı; biz onu görecek hazırlıkta değildik.
Mantarları düşünün. Bir canlı öldüğünde mantarlar onu aramaya çıkmaz. Zaten her yerdedirler: toprakta, havada, her şeyin içinde, sessizce beklerler. Canlı kendini koruyan savunmayı kaybettiği anda mantarlar oraya gelmiş olmaz; zaten oradaydılar ve o an malzemeyi dönüştürmeye başlarlar. Aramaya gerek yok. Fırsat, koşul oluştuğu anda kendini gösterir, çünkü hep oradaydı.
Ama bu yalnız ihtiyacımız olan şeyler için geçerli değil. Arayan mevlasını da bulur, belasını da. Etrafımızda kaynayan bu zenginlik hem fırsatları hem tehlikeleri taşır; hepsi aynı anda, hepsi zaten orada.
O zaman gerçek soru “nasıl bulurum” değil. Gerçek soru: nasıl görürüm.
Fırsatlara açık olmak ve tehlikeleri fark etmek aynı şeyin iki yüzü; ikisi de iyi bakan bir gözle mümkün. Kötü bakan göz ne fırsatı görür ne tehlikeyi; yalnızca kendi korkusunu ya da kendi eksikliğini görür.
Yaşama hediyelere açık bir gözle baktığınızda, neredeyse elinizin altındaki, hazır olduğunuz şeyler belirmeye başlar. Aslında hep oradaydılar; siz onları görmeye başlarsınız. Görmek yetmez; bir de boşluk açmak gerekir. Dolu bir zihinde, dolu bir takvimde, dolu bir tanımda yeni bir şeye yer kalmaz. Hediye orada dursa da onu koyacak elimiz olmaz.
Mükemmeliyetçilik tam da bu boşluğu kapatan şeydir: her şeyin tamam olması gereken bir takvim, eksiğe yer bırakmayan bir tanım, bitmemişi taşıyamayan bir zihin. Hediye gelse de koyacak el kalmaz.
Tam bunun üzerine uygulamalı bir çalışma açıyorum:
Mükemmeliyetçilikle Başa Çıkmak, AçıkBeyin
Bu çalışmanın sonucunda yaşamınızda hediyelere yer bırakmayan mükemmeliyetçiliğin o kıvrandırıcı biçiminden kurtulmanın yöntemlerini ve yaşam bütünlüğünüzü çok daha “mükemmel” ve üstelik hediyelere açık bir dinginlikte yaşamanın yollarını bulacaksınız.