Üç Vadiden Kendine Yolculuk · Bölüm 12/96
Gerçekten kendi yönümüzü mü izliyoruz?
Tanımlarımız… İsteklerimiz… Korkularımız… Hedeflerimiz…
Hangileri bize ait? Hangileri başkasından ödünç?
*
Mükemmeliyetçilik yalnızca bireysel bir eğilim değildir. Çoğu zaman, bireyin kendi sesiyle toplumdan gelen seslerin birbirine karıştığı yerde şekillenir.
Her birey, kendine ait bir deneyim kâinatının merkezindedir. Aynı evde yaşayan dört kişi düşünün. Dışarıdan bakınca tek bir ev görürüz; ama içeriden bakınca, birbirine temas eden, iç içe geçmiş dört ayrı ev vardır. Her biri, o kişinin bakışıyla, hafızasıyla, beklentileriyle ve korkularıyla sürekli yeniden kurulur.
Yaşamımız da böyledir. İçinde bulunduğumuz aile, okul, iş ortamı, arkadaşlıklar, ilişkiler ve çağın dili bizi sürekli etkiler. Kendimize ait sandığımız pek çok tanım, istek, korku ve hedef, aslında bu etkilerin bir bileşimi olabilir.
Eğer kendi merkezimizle bağımız güçlüyse, bu etkiler zengin bir deneyim bütününe dönüşebilir. Başkalarından öğrenir, etkilenir, gelişiriz. Ama merkezimizden uzak düşmüşsek, aynı etkiler bizi sarsabilir. Ne istediğimizi, neyi gerçekten önemsediğimizi, hangi ölçüye göre “oldu” dediğimizi karıştırmaya başlarız.
Mükemmeliyetçilik de çoğu zaman böyle şekillenir. Kendi tamamlık hissimizle başkalarının beklentileri birbirine karışır. Bir işin gerçekten yeterince iyi olup olmadığına mı bakıyoruz, yoksa birilerinin içimizde bıraktığı ölçüye göre mi kendimizi tartıyoruz? Bunu her zaman kolayca ayırt edemeyiz.
Diyelim ki tişörtlere özel tasarım basan küçük bir imalat girişiminiz var. Size gelen müşterilerin her biri, geçmişten taşıdığı farklı beklentilerle gelir.
Biri ne istediğini açıkça anlatır. Sonucun, tarifine yeterince yakın olmasını bekler. Küçük farkları tolere eder; niyeti kavga etmek değil, birlikte iş çıkarmaktır.
Bir başkası ne istediğini tam söylemez ama ortaya etkileyici bir şey çıkmasını bekler. Beğenmediğinde ise sorunun kendi belirsizliğinden değil, karşı tarafın yetersizliğinden kaynaklandığını düşünebilir.
Bir diğeri aslında ne istediğinden emin değildir. Örnekleri görmek, biraz oyalanmak, belki etkilenmek ister. Karar vermeye hazır değildir; ama yine de karşısındakinden, onu zahmetsizce ikna edecek bir kesinlik bekleyebilir.
Böyle insanlar yalnızca müşteri olarak karşımıza çıkmaz. Eşimiz, arkadaşımız, yakınlık kurmak istediğimiz bir insan, iş arkadaşımız, yöneticimiz, öğretmenimiz ya da rakibimiz de benzer beklentilerle hayatımıza temas edebilir. Her biri hayatımıza açık ya da örtük bazı ölçüler taşır: Böyle yapmalısın. Daha iyi olmalı. Buna dikkat etmelisin. Bu sana yakışmadı. Bununla yetinemezsin.
Bu etkiler zamanla içimizde birer ses hâline gelebilir.
Belki çok erken yaşlarda şu cümlelerin benzerlerini duymuşuzdur:
“Yaptığın işi en iyi biçimde yapmalısın.”
“Emek olmadan yemek olmaz.”
“Bu sana yakışıyor mu?”
“İnsan başladığı işi yarım bırakmaz.”
“Bir şey yapıyorsan hakkını vereceksin.”
Bu cümlelerin bazıları bütünüyle yanlış değildir. Hatta çoğu, belirli bağlamlarda faydalı bile olabilir. Ama yıllar içinde içimizde sertleşir, bağlamından kopar, her duruma aynı ölçüyü dayatmaya başlarlarsa zorlantıya dönüşebilirler.
O zaman artık yalnızca bir işi iyi yapmak istemeyiz. Aynı zamanda bir sesi susturmaya, bir beklentiyi karşılamaya, bir yargıdan kaçmaya çalışırız. Kaynağı içimizde çoktan unutulmuş bir zorlantıya dayanıyorsa, ondan yalnızca karar vererek kurtulmak kolay olmayabilir. Böyle durumlarda, o sesi tanımak, nereden geldiğini ayırt etmek ve onunla kurduğumuz ilişkiyi yeniden düzenlemek gerekir.
İşte burada şu sorular önem kazanır:
Yaşamımızdaki hangi duruşlar, davranışlar ve ölçüler gerçekten bize ait? Hangileri başkalarından alınmış ama artık bizim sesimiz gibi konuşuyor? Hangileri bir zamanlar işe yaramış olsa da bugün ayıklanması gereken zorlantılara dönüşmüş olabilir?
Bu kitapta yapacağımız şeylerden biri de bu ayrıştırmadır.
Mükemmeliyetçilikle çalışırken yalnızca “daha az titiz olayım” demeyeceğiz. İçimizdeki sesleri, toplumsal ölçüleri, ödünç aldığımız beklentileri ve gerçekten bize ait olan özeni birbirinden ayırmaya çalışacağız.
Sayfa sayfa ilerlerken, bize ait olanla üzerimize yapışıp kalanları tanıyacağız.
Ve belki, kendi sesimizi biraz daha yakından duyacağız.
← MÜKEMMELİYETÇİLİK NEDİR? | İçindekiler | TOPLUM İNCE AYAR YAPAMAZ →
© 2026 Mustafa Acungil. Tüm hakları saklıdır. Bu kitap web sitesinde ücretsiz okunması için sunulur ve zaman zaman güncellenebilir (canlı kitap · Sürüm: 2026-07). Bağlantıyı paylaşmakta özgürsünüz; metni kopyalayıp başka yerde yayımlamak izne tabidir. Ayrıntı → Haklar ve Kullanım.