Üç Vadiden Kendine Yolculuk · Bölüm 13/96
Yaşamımızın ince ayarı, topluma değil bize ait bir görevdir.
*
Toplum, hayatımın başkalarının hayatıyla temas ettiği yerde başlar. O başkası; sınırlı bilgiyle, sınırlı dikkatle, sınırlı kapasiteyle hareket eden bir insandır. Bazen bir kişi, bazen bir aile, bazen bir kurum, bazen de büyük bir sistem…
Bizimle ilgili her detayı bilemez. Ne kadar kaldırabileceğimizi, nerede zorlandığımızı, hangi yükün bizi geliştireceğini, hangisinin bizi kıracağını incelikle hesaplayamaz. Bu yüzden toplumun ayarı genellikle kaba olur. Kendi ihtiyacını, beklentisini, hedefini ya da düzenini korumaya çalışırken üzerimize biraz fazla, bazen haddinden fazla güç uygulayabilir. İnce ayar bize kalır.
Diyelim ki bir satış direktörüsünüz ve ülke çapında 2500 satıcının hedeflerini belirlemeniz gerekiyor. Amacınız, toplam satış hedefinin tutturulmasını sağlamak.
Toplam hedefi doğrudan 2500’e bölmek riskli olur. Çünkü herkes aynı bölgede çalışmaz, aynı imkânlara sahip değildir, aynı dönemi aynı koşullarla geçirmez. Ayrıca yıl içinde hastalıklar, ailevi sorunlar, pazar değişimleri, motivasyon düşüşleri, beklenmedik aksaklıklar olabilir.
Bütün bunları tek tek, her kişi için, hakkıyla hesaplamak neredeyse imkânsızdır.
Bu yüzden sisteme bir tedbir payı koyarsınız. Toplam hedefi belki %110 olarak dağıtırsınız. Her bir kişinin ne kadar satış yapabileceğine dair genel bir fikriniz vardır; ama hedefleri çoğu zaman yapabileceğinin üst sınırına yakın belirlersiniz.
Çünkü sistemin toplamda çalışmasını istiyorsunuzdur.
Burada kötü niyet olmak zorunda değildir. Ama sonuçta herkesin iç ayarına uygun bir hedef de çıkmaz. Kimin o dönemde ne yaşadığını, hangi yükün altında ezildiğini, hangi kişinin biraz destekle açılacağını, hangisinin fazla baskıyla kopacağını tam olarak bilemezsiniz.
Geçmiş verileriniz varsa, belki bazı unsurları dikkate alırsınız. Yük artınca bırakanlara daha dikkatli yük verirsiniz. Aşırı yük altında bile çaba göstermeye devam edenlere ise, bu dayanıklılığa güvenerek daha fazla yük bindirme eğilimine girebilirsiniz.
Sistemler böyle çalışabilir.
En dayanıklı olana daha çok yük düşer. En sessiz kalanın sınırı daha geç fark edilir. İtiraz etmeyen kişinin kaldırabildiği varsayılır. Hedefi tutturanın hedefi bir sonraki yıl biraz daha artırılır.
Hatta bazı yönetim anlayışlarında, herkes hedefini tutturduysa bu durum başarı olarak değil, “hedefler fazla düşük kalmış” diye yorumlanabilir. O zaman bir sonraki dönemde çıta yeniden yükseltilir.
Burada mesele yalnızca satış değildir.
Ailede de böyle olabilir. İşte de. Okulda da. Arkadaşlıkta da. Yakın ilişkilerde de.
Birileri bizden bir şey ister. Daha iyi olmamızı, daha hızlı davranmamızı, daha çok üretmemizi, daha anlayışlı olmamızı, daha az sorun çıkarmamızı, daha düzenli olmamızı, daha başarılı görünmemizi bekleyebilir.
Bu beklentilerin bir kısmı makul olabilir. Bir kısmı bizi geliştirebilir. Bir kısmı da gereğinden fazla yük bindirebilir.
Ama kimse, ne kadar iyi niyetli olursa olsun, bizim iç ayarımızı her zaman bilemez. Ne kadarının iyi geleceğini, ne kadarının fazla olacağını, hangi anda durmamız gerektiğini, hangi yükün bizi büyütüp hangisinin bizi kıracağını bizim kadar içeriden hissedemez.
Başkalarının bizden bir şey istemesi doğaldır. Bizim işimiz ise, o istekler karşısında kendi duruşumuzu geliştirmektir. Sınırlarımızı göstermemiz gerekir. Neyi yapabileceğimizi, neyi yapamayacağımızı, neyi hangi koşulda yapabileceğimizi anlatmamız gerekir. Bazen kabul etmeyi, bazen pazarlık etmeyi, bazen hayır demeyi, bazen de beklentiyi yeniden tanımlamayı öğrenmemiz gerekir.
Çünkü toplum ince ayar yapamaz.
Ailemiz, yöneticimiz, müşterimiz, öğretmenimiz, eşimiz, arkadaşımız ya da içinde yaşadığımız çağ bizim yerimize tam ayarı tutturamaz. Çoğu zaman bizden biraz fazlasını ister. Bazen çok fazlasını ister. Bazen de istemeden bizi zorlantıya iter.
Mükemmeliyetçilik bu noktada kolayca güçlenir.
Dışarıdan gelen ölçüler içimize yerleşir. “Biraz daha iyi yapmalıyım” cümlesi, “asla yetmez” cümlesine dönüşebilir. Başkasının beklentisi, bizim iç sesimiz gibi konuşmaya başlayabilir.
Bu yüzden mükemmeliyetçilikle çalışırken yalnızca içimizdeki titizliğe bakmayacağız. Bize yüklenen ölçülere de bakacağız.
Hangisi bizi geliştiriyor?
Hangisi bizi zorluyor?
Hangisi artık zorlantıya dönüşüyor?
Hangisinin ayarını bizim yeniden yapmamız gerekiyor?
Toplumun kaba ayarını fark etmek, bizi topluma düşman yapmaz. Tam tersine, kendi ayarımızı daha bilinçli kurmamıza yardım eder. Çünkü başkaları isteyebilir. Sistemler zorlayabilir. Çağ hızlandırabilir. Ama kendi sınırımızı, kendi ölçümüzü ve kendi tamamlık ayarımızı tanımak bize düşer.
← BİREY VE TOPLUM | İçindekiler | KÜLTÜREL EVRİMİN HIZI →
© 2026 Mustafa Acungil. Tüm hakları saklıdır. Bu kitap web sitesinde ücretsiz okunması için sunulur ve zaman zaman güncellenebilir (canlı kitap · Sürüm: 2026-07). Bağlantıyı paylaşmakta özgürsünüz; metni kopyalayıp başka yerde yayımlamak izne tabidir. Ayrıntı → Haklar ve Kullanım.