Üç Vadiden Kendine Yolculuk · Bölüm 14/96
Birey ile toplum arasındaki gerilimi çoğu zaman daha da sertleştiren şeylerden biri, kültürel evrimin baş döndürücü hızıdır.
*
Tamlık algımızı, içinde yaşadığımız çağ da etkiler.
Canlı türleri biyolojik evrimle kuşaklar içinde dönüşür. Yeni kuşakları çok hızlı oluşan virüsler ve bakterilerde bu dönüşüm birkaç yıl içinde bile büyük değişimlere yol açabilir. Ama kuşak süresi uzun olan canlılarda biyolojik evrim çok daha yavaş işler.
İnsan ise tuhaf bir canlıdır. Biyolojik olarak kuşak süresi uzun olsa da yaşam biçimini bazen birkaç yıl içinde kökten değiştirebilir. Çünkü insan yalnızca biyolojik evrimle değil, kültürel evrimle de dönüşür. Teknoloji üretir, araçlar geliştirir, kurumlar kurar, alışkanlıklarını değiştirir; sonra da kendi ürettiği dünyanın hızına yetişmeye çalışır.
Kültürel evrimin bu baş döndürücü hızını kendi yaşamım üzerinden de çok net görebiliyorum.
Ben doğduğumda bilgisayar gündelik hayatın içinde değildi. Tebrik kartları postayla gönderilir, telefon birçok yerde hâlâ sınırlı bir imkândı. Sonra bilgisayar geldi. İnternet geldi. Mobil dünya geldi. Bulut sistemleri ve yapay zekâ geldi. Bir insan ömrü içinde değil, neredeyse birkaç yıl arayla yaşam biçimlerimiz yeniden şekillenmeye başladı.
Mesela gençliğimde teknik kariyerlerde çalışanlardan, kendi alanlarındaki birkaç ürüne tam anlamıyla hâkim olmaları beklenirdi. Ürünler her yıl değil, birkaç yılda bir güncellenirdi. Kullanıcılar çoğu zaman bazı sürümleri atlar, dört beş yılda bir yeni versiyona geçerdi.
O dönemde “uzman olmak” başka bir şeydi. Bir ürünü baştan sona bilmek, ayrıntılarına hâkim olmak, yıllarca biriken deneyimle ustalaşmak mümkündü.
Bugün ise benzer alanlarda çalışanlar birkaç ürünü değil, bulutta onlarca farklı servisi aynı anda tanımak ve takip etmek zorunda kalabiliyor. Üstelik bu servislerin bazıları ayda, hatta haftada bir güncelleniyor. Daha bir özelliği sindirmeden yenisi geliyor. Daha bir sistemi kavramaya başladığını düşünürken arayüz değişiyor, yaklaşım değişiyor, beklenti değişiyor.
Böyle bir dünyada ürünleri baştan sona bilmek ya da her konuda sürekli güncel kalmak neredeyse imkânsız. Yeni bir özellikle karşılaştığında, çoğu zaman onu ihtiyaç anında, kullanırken öğreniyorsun. Bilgi artık yalnızca önceden edinilip saklanan bir şey değil; akış içinde yakalanan, yoklanan, denenen, gerektiğinde yeniden öğrenilen bir şeye dönüşüyor.
Bu dönüşüm yalnızca teknolojiyle ilgili değil. Yaşamın tamamına yayılıyor; mükemmeliyetçiliğe de dokunuyor. Çünkü kültürel evrim hızlandıkça, “tamam” dediğimiz şeyin anlamı da değişiyor. Bir işi ne zaman yeterli sayacağız? Bir beceriyi ne zaman öğrenilmiş kabul edeceğiz? Bir ürünü ne zaman bitmiş göreceğiz? Bir insan kendini ne zaman hazır hissedecek?
Yokluklar dünyasından çokluklar dünyasına; oradan da aşırı çokluklar dünyasına geçtik. Eskiden çoğumuz için daha problemsiz görünen “tamam” algısı, bugün daha kolay bozuluyor. Çünkü seçenekler çoğaldı, güncellemeler hızlandı, beklentiler arttı, ölçüler hareketlendi.
Bugün mükemmeliyetçilikle daha çok boğuşuyorsak, bunda çağın bu hızının da payı vardır. Bazen çağın hızı, tamamlık duygumuzu yerinden eder. Daha bitirmeden yenisi gelir. Daha öğrenmeden güncellenir. Daha yetişmeden ölçü değişir.
Ve böyle bir dünyada “oldu mu, olmadı mı?” sorusu giderek daha zor cevaplanır hâle gelir.
***
Böylece mükemmeliyetçiliğin çevresini biraz daha görünür kıldık. Onun yalnızca içimizdeki titizlikten değil; kelimelere yüklediğimiz anlamlardan, başkalarının ölçülerinden, toplumun kaba ayarından ve çağın hızından da beslendiğini gördük.
Şimdi bu çevreden merkeze biraz daha yaklaşabiliriz.
← TOPLUM İNCE AYAR YAPAMAZ | İçindekiler | DERDİ ÇOK OLANIN DERDİ ÇOKLUKTUR →
© 2026 Mustafa Acungil. Tüm hakları saklıdır. Bu kitap web sitesinde ücretsiz okunması için sunulur ve zaman zaman güncellenebilir (canlı kitap · Sürüm: 2026-07). Bağlantıyı paylaşmakta özgürsünüz; metni kopyalayıp başka yerde yayımlamak izne tabidir. Ayrıntı → Haklar ve Kullanım.