ZİHİNSEL MODELLERi KEŞFETMEK

Üç Vadiden Kendine Yolculuk · Bölüm 31/96


Davranışlarımız çoğu zaman yüzeyde görünür; onları doğuran zihinsel modeller ise derinde çalışır. Kalıcı dönüşüm, yalnızca davranışla boğuşarak değil, o davranışı doğuran modeli fark ederek başlar.

*

Kendi deneyim kâinatımızın merkezine döndüğümüzde, yalnızca ne yaşadığımıza bakmayız. Onu nasıl anlamlandırdığımıza da bakarız. Çünkü dış dünyadan gelen her etki, içimizde bir anlam kazanır. Bu anlamı ise çoğu zaman zihinsel modellerimiz belirler.

Zihinsel modeller, dünyayı okuma biçimlerimizdir. Neyin değerli, neyin tehlikeli, neyin yeterli, neyin eksik, neyin ayıp, neyin başarılı, neyin kabul edilebilir olduğunu bize sessizce söyleyen iç kalıplardır.

Bazıları bize iyi hizmet eder. Yaşamı kolaylaştırır, karar almamıza yardım eder, yön verir, düzen sağlar. Bazıları ise bir zamanlar işe yaramış olsa bile bugün bizi daraltabilir. Bazen de kökenini hiç bilmediğimiz bir model, yaşamımızın çok kritik bir yerinde bizi sürekli aynı sonuca sürükler. Bu yüzden zihinsel modellerimizi fark etmeden yalnızca davranışlarımızı değiştirmeye çalışmak çoğu zaman yüzeyde kalır.

Duramıyorsak, yalnızca “nasıl dururum?” diye sormak yetmeyebilir. Şunu da sormamız gerekir: Durmamamın arkasında hangi model çalışıyor?

Belki içimizde şöyle modeller vardır:

“Durursam geride kalırım.”
“Eksik bırakmak değersizliktir.”
“Beni ancak kusursuz olursam kabul ederler.”
“Bir şeyi yapıyorsam en iyisini yapmak zorundayım.”
“Yorulmak önemli değil; sonuç iyi olsun yeter.”

Bu modeller çalışırken davranışla savaşmak zorlaşır. Çünkü davranış, tek başına durmaz. Arkasında onu besleyen bir anlam sistemi vardır.

Ağzımızdan çıkmaması gereken bir söz çıktığında da benzer bir şey olur. Sonradan pişman olur, “Bunu neden söyledim?” deriz. Ama o söz boşluktan çıkmamıştır. Belki kendimizi savunmazsak ezileceğimizi sanan, belki hata kabul edersek değerimizin düşeceğine inanan bir model çalışmıştır.

Davranışlarımızın arkasında çoğu zaman onları taşıyan modeller vardır. Bunları görmek, kendimizi suçlamak için değil; davranışı doğuran kökü bulmak içindir.

Yaşamda aldığımız sonuçlar çoğu zaman oluşturduğumuz etkilerden doğar. Etkilerimiz davranışlarımızdan doğar. Davranışlarımız da onları taşıyan zihinsel modellerden beslenir. Sonucu değiştirmek istiyorsak davranışa bakarız; davranışı gerçekten dönüştürmek istiyorsak modele kadar ineriz.

Peki hangi zihinsel modellere bakacağız?

Hepsine değil.

Zihnimizde sayısız model vardır. Hepsini tek tek bulmamız, incelememiz, dönüştürmemiz gerekmez. Bu mümkün de değildir, gerekli de değildir.

Her şeye dokunmamız gerekmez. Ama gerekene dokunmamız gerekir.

Gereken yerler çoğu zaman yaşamımızdaki olumsuzluklarda görünür hâle gelir.

Beklediğimizle gerçekleşen arasında can yakan bir fark oluştuğunda… Aynı sonuç tekrar tekrar karşımıza çıktığında… Bir olay beklediğimizden çok daha sert bir duygu uyandırdığında… Kendimizi savrulmuş, sıkışmış, donmuş ya da gereğinden fazla yüklenmiş bulduğumuzda… Bir davranışımızın etkisi bizi şaşırttığında…

Orada durup geriye doğru iz sürebiliriz.

Ne sonuç aldım?
Bu sonuç hangi etkilerden doğdu?
Bu etkilere hangi davranışlarım katkıda bulundu?
Bu davranışları hangi iç modeller besledi?

Bu geriye doğru iz sürme, dönüşümün en önemli yollarından biridir.

Diyelim ki bir işi bir türlü bitiremiyorum. Dış dünyadan aldığım tepki ya da karşılaştığım sonuç şudur: iş bitmiyor, teslim gerçekleşmiyor, süreç uzadıkça uzuyor.

Burada hemen “Ben mükemmeliyetçiyim” demek yerine geriye doğru iz sürebilirim. Bu sonucu doğuran etkilerim neler? İncelediğimde şunu fark edebilirim: İşe sürekli yeni müdahaleler yapıyorum. Her seferinde yeni bir eksikten şüphe ediyor, daha ayrıntılı kusur arıyor, teslim etmek yerine yeniden dönüp düzeltiyorum.

Bu etkileri doğuran davranışlarım nelerdir? Tekrar tekrar ayrıntıya dönmek, işi teslim etmeyi ertelemek, “biraz daha bakayım” demek, tamamlanmış parçaları yeniden açmak…

Peki bu davranışların altında hangi zihinsel modeller çalışıyor olabilir? Burada tek bir cevap yoktur. “Ben asla yeterince iyi bir şey yapamam” modeli de çalışıyor olabilir. “Yaptığım şey çok iyi olmak zorunda” modeli de. “Eksik teslim edersem değerim düşer” modeli de. Bunlar birbirine yakın görünse bile aynı şey değildir; farklı köklerden gelir ve farklı biçimlerde ele alınmaları gerekir.

Bu modelleri görmeden yalnızca “hadi bitir” demek çoğu zaman yetmez. Modelleri fark ettiğimizde ise yeni alanlar açılır.

Diyelim ki bizde çalışan modellerden biri “Eksik teslim edersem değerim düşer” modeli. O zaman kendimize şunu söyleyebiliriz:

“Eksik teslim etmek değerimi düşürmez. Bu işin bağlamında yeterince iyi olanı seçebilirim.”

Bu tek cümle her şeyi çözmeyebilir. Ama eski modelin mutlaklığını sarsar. Davranışla kavga etmek yerine, davranışı doğuran zemine dokunmaya başlarız.

Bazı zihinsel modeller fark edildiği anda gevşer. Bazıları uzun süre bizimle yürür. Bazıları üzerinde tekrar tekrar çalışmak gerekir. Bazıları ise başka desteklerle, başka deneyimlerle, başka karşılaşmalarla yavaş yavaş dönüşür.

Burada önemli olan şudur: Kendimizi zorla başka biri yapmaya çalışmıyoruz. Kendi deneyim kâinatımızın içinde çalışan modelleri tanımaya başlıyoruz.

Modellerimizi tanıdıkça, davranışlarımızı daha bilinçli seçebiliriz. Davranışlarımızı seçtikçe, etkilerimiz değişir. Etkilerimiz değiştikçe, aldığımız tepkiler ve yaşadığımız sonuçlar da dönüşmeye başlar.

Mükemmeliyetçilikle çalışırken zihinsel modeller bu yüzden önemlidir.

“Oldu mu, olmadı mı?” sorusunu kim soruyor?
Hangi model “olmadı” diyor?
Hangi model “yetmez” diye hüküm veriyor?
Hangi model beni daha iyiye çağırıyor, hangisi beni zorlantıya sürüklüyor?

Bu ayrımı yapmaya başladığımızda, mükemmeliyetçilik yalnızca bir davranış sorunu olmaktan çıkar. İçimizdeki ölçülerin, korkuların, beklentilerin ve değer hükümlerinin kurduğu bir düzen olarak görünür hâle gelir.

Şimdi bu iç düzenin dış dünyayla ilişkisine bakalım.

Çünkü zihinsel modeller yalnızca içimizde oluşmaz. Toplumla, aileyle, eğitimle, işle, kültürle ve çağın beklentileriyle temas içinde biçimlenir.


KENDİ DENEYİM KÂİNATIMIN MERKEZİNDE OLMAK  |  İçindekiler  |  TOPLUMLA ÇATIŞMA VE SERBEST İŞLEVSELLİK

© 2026 Mustafa Acungil. Tüm hakları saklıdır. Bu kitap web sitesinde ücretsiz okunması için sunulur ve zaman zaman güncellenebilir (canlı kitap · Sürüm: 2026-07). Bağlantıyı paylaşmakta özgürsünüz; metni kopyalayıp başka yerde yayımlamak izne tabidir. Ayrıntı → Haklar ve Kullanım.

Yorum bırakın