Üç Vadiden Kendine Yolculuk · Bölüm 41/96
Hayaller yetişkin hâlleriyle doğmaz. Bir şeyi yaşama yaklaştırmak; canını yoklamak, ona yer açmak, en küçük canlı hâlini bulmak ve çevrimlerle büyümesine eşlik etmektir. Mükemmeliyetçilik hayali yaşamdan koparıyorsa, yapılacak şey onu daha da büyütmek değil, hayata yaklaştırmaktır.
*
Mükemmeliyetçiliğin tek bir etiket olmadığını artık gördük. Aynı isim altında birbirinden farklı işleyişler bulunabiliyor. Bazen mesele çokluktu. Bazen saplantıydı. Bazen mesafeydi. Bazen ayrışmamış olgulardı. Bazen de içimizdeki olducu ile olmadıcının muhabbetli bir çatışma kuramamasıydı.
Mükemmeliyetçiliğin ilk başta ilgisiz gibi görünebilecek bir türü daha vardır:
Hayalde mükemmeliyetçilik.
Bazen bir şeyi yaşama almak isteriz. Bir proje, bir ilişki, bir eser, bir alışkanlık, bir girişim, bir eğitim, bir yolculuk, bir yaşam biçimi… Ama onu hayalimizde o kadar büyütür, inceltir, güzelleştirir, kusursuzlaştırırız ki, yaşamda atılabilecek küçük adımlar giderek yetersiz görünmeye başlar.
Hayal büyür.
Hazırlık büyür.
Beklenti büyür.
Başlangıç zorlaşır.
Bir süre sonra hayaldeki şey o kadar parlak, o kadar tam, o kadar incelikli hâle gelir ki, yaşamdaki ilk hâli onun yanında çirkin, eksik, sakil ve yetersiz görünür. O zaman başlamayız. Çünkü başlamanın kendisi hayali bozar gibi gelir.
Oysa yaşama gelen her şey önce biraz sakildir. Yeni yürüyen çocuk gibi. Yeni filizlenen bitki gibi. İlk defa yazılan cümle gibi. İlk defa yapılan konuşma gibi. Yaşayan şey, çoğu zaman hayaldeki kadar pürüzsüz başlamaz. Ama canlıdır.
Yakınlaştırma dediğim şey, hayali öldürmek değildir. Onu küçümsemek de değildir. Hayalin yaşama inebileceği bir yol açmaktır.
Bunun için önce şuna bakmak gerekir: Yakınlaştırmak istediğimiz şeyin canı var mı?
Burada “can” derken, yalnızca o şeyin kendisinden söz etmiyorum. Aramızdaki ilişkinin canlı olup olmadığından söz ediyorum.
Bazı şeyler kâğıt üzerinde çok güzel görünür ama bizde yaşamaz. Bazı projeler aklen mantıklıdır ama içimizde hareket üretmez. Bazı insanlar iyidir, biz de iyiyizdir, ama ilişki tutmaz. Bazı fikirler değerlidir, ama bizim yaşamımızda kök salmaz.
Herkesin başına gelmiştir: Arkadaş olmak istediğiniz biri vardır. Siz de fena değilsinizdir, o da fena değildir. Ama arkadaşlık bir türlü yürümez. Başka biriyle ise birkaç karşılaşmada yol kendiliğinden açılır.
Bir şeyle aramızda canlı bir temas yoksa, onu zorla yaşama almaya çalışmak yeni bir zorlantıya dönüşebilir. Mükemmeliyetçilik de bu zorlantının üstüne biner. “Madem bu kadar iyi bir fikir, yaşaması gerekir” deriz. “Madem bu kadar doğru, yürümeli” deriz. Ama doğru olan her şey bizim yaşamımızda canlı olmayabilir.
Bu yüzden ilk soru şudur: Bu şeyle aramda canlı bir ilişki var mı?
Can varsa, ikinci soru gelir: Yaşamımda buna yer var mı?
Bir şeyin canı olsa bile, yaşamımızda yer yoksa tutunamaz. Zihinsel kalabalığımız çok yoğunsa, zamanımız bütünüyle doluysa, bedenimiz yorgunsa, ilişkilerimiz gerilimliyse, hazır bulunuşumuz düşükse, o şey yaşama yaklaşamaz.
O zaman hayale kaçar.
Hayalde büyür.
Hayalde güzelleşir.
Hayalde mükemmelleşir.
Ama yaşamda yer bulamaz.
Bu yüzden yakınlaştırma, yalnızca “adım atmak” değildir. Önce yer açmayı gerektirir. Park mesafelerini ayarlamak, çalışma mesafesini kurmak, bazı konuları uzaklaştırmak, bazılarını bekletmek, bazılarını ayrıştırmak burada tekrar devreye girer.
Yaşamda pist hazır değilse, yaklaşan her uçak tehlikeye dönüşebilir.
Bir şeyi yaşama almak için önce pist gerekir. Biraz boşluk, biraz zaman, biraz dikkat, biraz iç rıza, biraz uygun zemin…
Ama pistin hazır olması da yetmez. Yaklaşma manevrasını da yönetmek gerekir.
Bunun için dört aşamalı bir hat düşünebiliriz:
Oluru.
Yürürü.
Bebeği.
Çevrimleri.
Oluru, bir şeyin mümkün olup olmadığını küçük ve kavramsal düzeyde yoklamaktır.
Bu gerçekten olabilir mi?
Bunun temel fikri çalışıyor mu?
Bu şey yaşamla en küçük temasında tamamen dağılıyor mu, yoksa bir ihtimal taşıyor mu?
Olur aşamasında büyük sonuç beklemeyiz. Yalnızca “bu mümkün mü?” sorusunu yoklarız.
Bir kitap fikrinde olur, belki tek sayfalık bir akış çıkarmaktır.
Bir eğitim fikrinde, üç kişiye anlatıp tepkilerini görmektir.
Bir alışkanlıkta, bir hafta boyunca çok küçük bir deneme yapmaktır.
Bir ilişkide, tek bir dürüst konuşmanın kapısını aralamaktır.
Olur, hayalin dünyaya ilk dokunuşudur.
Yürürü, yapılabilirliği olan bir şeyin, yaşamımızın şu anında, şimdiki kaynaklar ve durumda yürütülüp yürütülemeyeceğidir. Yahut şimdi bu zahmetlere girip yürütmeyi isteyip istemediğimizdir.
Oluru olan her şeyin yürürü olmayabilir.
Bir fikir mümkündür ama değmez. Bir proje yapılabilir ama bedeli fazladır. Bir alışkanlık kurulabilir ama yaşamın bütününe uymuyordur. Bir ilişki sürdürülebilir ama insanı içten içe kurutuyordur.
Yürür aşamasında şunu sorarız: Bu şey yalnızca mümkün mü, yoksa yaşamda değerli bir karşılık da üretiyor mu?
Bebeği, yaşama geçmiş en küçük canlı hâlidir.
Burası çok önemlidir. Çünkü mükemmeliyetçilik çoğu zaman bebeği küçümser.
Daha tam değil.
Daha güzel değil.
Daha güçlü değil.
Daha hazır değil.
Daha gösterilecek gibi değil.
Ama bebek zaten yetişkin değildir. Bir şeyin bebeği, onun eksik yetişkini değildir. Onun yaşama gelmiş ilk canlı hâlidir.
Bir kitabın bebeği, belki ilk küçük bölüm taslağıdır.
Bir iş fikrinin bebeği, ilk gerçek müşteriyle yapılan küçük denemedir.
Bir alışkanlığın bebeği, haftada üç gün beş dakikalık uygulamadır.
Bir ilişkinin bebeği, ilk açık konuşmadır.
Bir yaşam biçiminin bebeği, bugünkü küçük düzenlemedir.
Bebeği küçümsersek, hayal yetişkin kalır ama yaşam doğum yapamaz.
Oysa yaşama gelen şey, önce bebek olarak gelir. Bakıma muhtaçtır. Sakar olabilir. Eksiktir. Dengesizdir. Ama artık dünyadadır.
Çevrimler ise bebeğin büyüme düzenidir.
Bir şeyi yaşama almak, onu bir kez başlatmakla bitmez. Başlayan şeyin bakımı gerekir. Haftalara yayılan tekrarlar, küçük düzeltmeler, destekler, gözlemler, yeniden denemeler gerekir.
Bir alışkanlık bir denemeyle yerleşmez.
Bir kitap bir oturuşta olgunlaşmaz.
Bir ilişki tek konuşmayla dönüşmez.
Bir proje ilk sürümle kendi kendine yürümez.
Çevrimler, canlı olan şeyin bakım ritmidir.
Deneriz.
Görürüz.
Öğreniriz.
Ayarlayarak yeniden deneriz.
Bu dört aşama, hayalde mükemmeliyetçiliği yumuşatır.
Çünkü artık hayali bir anda kusursuz biçimde gerçekleştirmeye çalışmayız. Önce olurunu yoklarız. Sonra yürürünü görürüz. Sonra bebeğini yaşama alırız. Sonra çevrimlerle büyütürüz.
Mükemmeliyetçilik bu aşamaların her birinde bizi tökezletebilir.
Hayalde mükemmeliyetçilik, daha denemeden süreci tıkar. Hayal o kadar parlaktır ki, olur denemesi bile yetersiz görünür.
Oluru test edilmemiş işler, kişiyi boşa çabalamaya itebilir. Belki de temel fikir çalışmıyordur; ama kişi “ben yeterince iyi yapamadım” sanarak kendini tüketir.
Yürürü görülmemiş girişimler, yanlış zamanda, yanlış kaynakla, yanlış ölçekte başlatılabilir. Mümkün olan bir şey, değer üretmeyen ya da bedeli fazla bir şeye dönüşebilir.
Bebeği küçümsemek, başlangıcı erteler. İnsan hep yetişkin bir sonuç ister; ama yaşama gelecek en küçük canlı hâli kabul etmez.
Çevrimleri ihmal etmek ise başlayan şeyi bakımsız bırakır. Başka alanların tamlığına heves ederken, doğmuş olan şeyin bakımını ihmal ederiz. Sonra o şey yavaş yavaş kurur.
Bu yüzden yakınlaştırma, mükemmeliyetçilikle çalışmanın en yaşamsal araçlarından biridir.
Çünkü mükemmeliyetçilik bazen bitirmeyi zorlaştırır.
Bazen başlamayı.
Bazen yaşama yeni bir şey almayı.
Bazen de başlayan şeyi büyütmeyi.
Yakınlaştırma bize şunu hatırlatır:
Her hayal yetişkin hâliyle doğmaz.
Her arzu büyük bir hamle istemez.
Her başlangıç kusursuz olmak zorunda değildir.
Canlı olan şey küçük başlayabilir.
Önemli olan, onu yaşama uygun bir biçimde yaklaştırmaktır.
Canı var mı?
Yeri var mı?
Oluru nedir?
Yürürü var mı?
Bebeği ne olabilir?
Hangi çevrimlerle büyüyebilir?
Bu soruları sorduğumuzda, hayal mükemmeliyetçiliği biraz gevşer. Hayal yaşamdan kopuk bir parlaklık olmaktan çıkar; yaşama yaklaşan, denenebilen, büyüyebilen bir canlılık kazanmaya başlar.
Böylece “oldu mu, olmadı mı?” sorusu da yeni bir anlam kazanır.
Belki henüz yetişkin hâliyle olmadı.
Ama oluruyla oldu.
Yürürüyle oldu.
Bebeğiyle oldu.
İlk çevrimiyle oldu.
Ve bazen bir şeyin gerçekten olması, tam da böyle başlar.
← MUHABBETLİ ÇATIŞMA | İçindekiler | MÜKEMMELİYETÇİLİĞİ KAPATMADAN KAPATIRKEN →
© 2026 Mustafa Acungil. Tüm hakları saklıdır. Bu kitap web sitesinde ücretsiz okunması için sunulur ve zaman zaman güncellenebilir (canlı kitap · Sürüm: 2026-07). Bağlantıyı paylaşmakta özgürsünüz; metni kopyalayıp başka yerde yayımlamak izne tabidir. Ayrıntı → Haklar ve Kullanım.